görseller
zorba 
  
belki ilginizi çeker
  1. · zorba the greek
  2. · nikos kazancakis
  3. · anthony quinn
  4. · kaigomai kaigomai
  5. · nazar sözlüğü
  6. · aşık olunan roman karakterleri
  7. · santur
  8. · uzakta olmak
  9. · haris alexiou
  10. · ah helidoni mou
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · günün tek kelimelik özeti
  2. · disko kralı
  3. · banu güven
  4. · tunceli alevileri dinsizdir
  5. · okan bayülgen
  6. · boylumlama
  7. · zongul ducks
  8. · ride the wild wind
  9. · valencia

zorba  

  1. kurbanın yeni albümüne koyduğu şarkı büyük bir olasılıkla cover..
    (damnlucifer, 10.06.2004 23:45)
  2. (bkz. anthony quinn)
    (nienna, 18.06.2004 13:34)
  3. kendi gücüne güvenerek başkalarının hakkını zorla alan kimse
    (lethe, 24.07.2004 16:53)
  4. kurbanın sert albümündeki son parça

    gizlediğin bir şey mi var
    bilmediğim derdin mi var
    ellerin neden titrer
    zorbadan korkun mu var
    yakınman boşa
    beni suçluma
    o vurdukça sana yetmedi yetmedi
    alıştın buna
    boşuna ağlama
    çektiğin sana kar etmedi etmedi
    sen korktukça
    sen kaçtıkça zorba da gelir üstüne
    davranmazsan haykırmazsan
    her gün tokadı ensende

    gizlediğin birşey mi var
    bilmediğim derdin mi var
    ellerin neden titrer
    zorbadan korkun mu var
    yakınman boşa
    beni suçlama
    o vurdukça sana yetmedi yetmedi
    alıştın buna
    boşuna ağlama
    çektiğin sana kar etmedi etmedi
    sen korktukça
    sen kaçtıkça zorba da gelir üstüne
    davranmazsan haykırmazsan
    her gün tokadı ensende
    (lethe, 19.08.2004 17:06 ~ 09.10.2009 04:11)
  5. (bkz: zorba the greek)
    (benbirküçükcezveyimköşebucakgezmeyim, 17.12.2004 14:04)
  6. nilüferin ne masal ne rüya albümünden unutulmaz bir şarkı

    yıllar oldu yüzünü göremedim
    dağları al gel benim için
    hasretinden öldüm dön bana
    güneşi al gel benim için
    efkarlıyım ah yana yana
    sorma sorma can gidiyor

    içimde sevda zorba mı zorba
    yandım aman aman
    yüreğim darda
    içimde sevda zorba mı zorba
    sorma sorma zor geliyor
    (yalnızlık senfonisi, 24.02.2005 11:07 ~ 11:08)
  7. soundtrack'ini yeni dinleyebildiğim halde bana pek tatmin edici gelmemiştir. parça başlarının filmden diyaloglarla doldurulmuş olması biraz kullanılabilitesini azaltıyor parçaların. (bkz: mikis theodorakis)
    (wondrous, 08.05.2005 00:11)
  8. (bkz: despot)
    (salihaki, 28.11.2005 10:22)
  9. "yatağında yalnız yatan her kadından bir erkek sorumludur"
    (abbas yolcumu, 11.01.2006 04:04)
  10. zorba bir ruhtur, yaşamayı seven yaşamın her saniyesini dolu dolu mutluluk içerisinde ve sınırlar olmadan yaşamanın ruhudur. kitaplardan, çevreden kazanılmış bütün kısıtlayıcı düşüncelerin varlığını rededen zorba, dünyada olmanın büyük bir şans olduğunu, kadınların onun en büyük amacı olduğunu benimser.

    zorbanın kitabını okuyanlar, genelde bir zorba olmak isterler. ancak bir zorba olmak için özgür olmak gerektiği gerçeği her zaman için insanların yüzüne bir tokat gibi iner. kendisine ben özgür değil miyim sorusunu sorar ve maalesef aldığı yanıt tüyler ürperticidir. evet insan özgür değildir. etrafındaki aklındakı herşey onu kısıtlar ve hareket edemeyecek duruma getirir.

    zorba gibi özgür beyinler için dünya bir cennetten ibaret iken, özgür olmayan bizler için ise çok daha farklı bir hayattır

    ---
    ı have no hope, ı have no fear, ı am free!
    --
    (mikeyx, 23.11.2006 09:41)
  11. "on a deaf man's door, you can knock forever"
    (vikartindur, 23.11.2006 09:53)
  12. esentepe'de rum müziği çalan, eğlenceli bir taverna, tabak kırma olayı meşhurdur
    (platin24, 13.06.2007 14:14)
  13. (bkz: mütecaviz)
    (aytok, 26.08.2007 17:22)
  14. zorba the greek müzikleri gerçeten hoş, ama daha ileriye gidemiyor. theodorakis tam bir ege ezgileriyle ama hepsi de iniş ve çıkışları farklı olmak koşuluyla aynı olan ritimleri çalmış durmuş. yine de dinlenilebilir bu yoz ortamda.
    (fadike, 09.07.2008 22:42)
  15. nikos kazancakis in klasikler arasına girmiş romanı.

    bir diyaloğunda ''ben ölünce bütün dünya ölecek'' demişti*. çok etkilenmiştim lan. hala çıkmaz aklımdan.
    (kara lahana, 24.12.2008 18:15 ~ 18:33)
  16. 1964 yılı yapımı film..

    filmde bir şeyler eksik kalmış.( bu kitabın bendeki etkisinden dolayıda olabilir) bununla birlikte yardımcı kadın oyuncunun oyunculuğu ve anthony quinn görmeye değer..
    tavsiyem kitabının okunmasıdır. bize ne kadar yakın bir kültür olduğunu görmek açısından film de izlenebilir.

    nikos kazantzakis'in romanından uyarlama olan bu filmin müziklerini ise es geçmemek lazım.

    http://www.imdb.com/...
    (freyjaa, 12.04.2009 17:58 ~ 13.04.2009 15:46)
  17. hayat felsefesini şapka çıkartılacak karakter.

    "şu dünyada kimse neden sormadan bir iş yapamayacak mı. öylesine."

    "hayat beladır. ölüm değil. hayatta kalmak için kemerini çöz ve bela ara."

    "tanrının çok büyük bir kalbi vardır fakat affetmeyeceği tek bir günah vardır. eğer bir kadın adamı yatağa çağırır ve adam gitmezse. biliyorum çünkü yaşlı bir türk bilge anlattı."

    "ben bir adam değil miyim? ve salak bir adam! ben bir adamım yani evlendim. karı, çocuklar, ev, herşey. tamamen felaket"

    bir de yazara söylediği cümle iyi bir kapak olmuştur.
    "ne biçim bir adamsın sen, yunusları bile sevmiyor musun?" (kitap manyağısın, kaldır kafanı dünyaya bak demek istiyor)

    kitabı okumadım am film böyle bir kaç ayrıntı ve güzel cümleler dışında sönük geçiyor.
    (venom, 13.04.2009 02:36)
  18. eğer hayatın bir kılavuzu olsaydı hiç kuşkusuz bunu zorba bilirdi. zorba'nın okulu olsa da onun okuluna gitsem, bildiğimi sandığım her şeyi silsem, onunla beraber yeni bir alfabeye başlasam, bambaşka insan olsam. onun gibi özgür ve boynumda yular olmadan...
    (mar adentro, 28.04.2009 03:04 ~ 30.10.2009 08:18)
  19. gidem dedim yarenlerim darıldı eserinin coverıdır efenim kurban'ın bu şarkısı. sözler değil de müzik olaraktan.

    ahanda;
    http://www.youtube.com/watch?v=mc4F_e0ALWs
    (gitana, 01.05.2009 23:29)
  20. kuzenimden alıntıdır:
    insan çok ağladığında yüzü, gülüyormuş gibi görünür. zorba da çok üzgün olduğunda çok sevinçli bir insan gibi dans ediyor.

    filmin, sonunda film boyunca ciddi duran "boss"un kahkaha atması ve zorba'nın film boyunca "boss" demişken en sonunda "my boy" demesi ile gülümseten güzel film.

    1965 oscarlarında dr strangelove ve my fair lady ile kapışmış ama hem zorba hem de strangelove centilmen beyefendiler olarak oscarı my fair lady'ye vermişler. ya da jüri oscarı hangisine verse diğerine haksızlık edeceği için, en iyisi my fair lady'ye verelim tatsızlık çıkmasın demiş de olabilir.
    (üşeniyorumöyleyseyarın, 09.07.2009 19:23)
  21. iki yakanın insanlarının ortak kaderi, ortak acıları, şarkıları.. harika bir film..

    harika kaigomai kaigomai şarkısının sahnesi için..
    http://www.facebook.com/...
    (sleeping with ghosts, 12.08.2009 19:10)
  22. " "öteki"ni yok eden."
    (çilem82debaşladı, 30.10.2009 00:03)
  23. nikos kazancakis ' in çok hoşuma giderek okuduğum kitabı. şöyle kısaca bir değerlendirme yapacak olursam;

    yazar zorba’yı hayatı sevmeyi ve ölümden korkmamayı öğreten kişi olarak görür. onun hayatında önem verdiği bir kaç kişiden biridir. kitapta da yaşama dair bir çok şeyden; insandan, özgürlükten, kadından, dinde, vatandan, ölümden bahseder. belki de birçokları için yaşam klavuzu olacak nitelikte bir kitap.

    kitabın başlarında beni etkileyen şöyle bir bölüm var. yazar zorba’nın sol elinin işaret parmağının kesik olduğunu fark eder. parmağına ne olduğunu sorar. zorba’da çanakçılık yaparken, çarkta işine engel oluyor diye keseri alıp kestiğini söyler. canının yanıp yanmadığını sorduğunda da “ insanım, elbet canım yandı. ama sana diyorum ki, işime engel oluyordu; bunun için kestim ! ” der. “ işime engel oluyordu, bunun için kestim ” bu cümle ve bu olay beni çok etkiledi. müthiş bir şeydi; amacı uğruna önüne çıkan engelleri kendi canıda olsa yok edebiliyor. hedefi için hiç engel tanımıyor. böyle bir insanın hayatta başaramayacağı hiç bir şey olamaz diye düşünüyordum. sonra bu bana çok ürkütücü geldi. insan kendi istekleri ve amacı için insanda öldürebilir o zaman. insanlık tarihi de böyle olaylarla dolu. gördüğüm kadarıyla zorba’da bu kadar hırsla yaşamış hayatı.

    yaşadığı zamanın hareketli olması sebebiyle zorba’nın hayatında kıyımlar, hırsızlıklar vardır. kaç müslümanın kafasını kopardığını anlatmaya utanıyor. gençlik yıllarına dair pişmanlığını ya da farkında olma durumunu şöyle dile getiriyor. “ ... o zaman kanım kaynıyordu patron, düşünecek kafa nerde bende ? tam ve namuslu düşünceler, sessizlik, ihtiyarlık ve dişsizlik ister. dişsiz olduğun zaman, ‘ ayıp çocuklar, ısırmayın!’ demek kolaydır. ama otuz dişin olunca... ” insan ihtiyarlığında dişsizken demesi kolay olduğu için değil de olgunlaştığı için “ ayıp çocuklar, ısırmayın ! ” demelidir. bir şeyi yapabilecek gücü varken yanlış olduğunun farkında olup yapmamak önemlidir. güçsüzken haksızlığa uğradığımızda eğer güç elimizde olursa kimseyi ezmeyeceğimizi, ‘ ısırmayacağımızı ’ söyleriz. ama güç bize geçince ne yapacağımız önemli. ne kadar erdemli insan olduğumuz o zaman belli olur. insanın otuz dişi varken ısırmaması ve ısırmayan demesi erdemdir. ısırdıktan sonra da dişsizken yani olgunlaşınca hatayı telafi etmek gerekir. zorba cani bir komitacı arkadaşının olayını anlatır. öldürdüğü kişilerden ve bastığı evlerden çaldığı altın liraları daha sonra çıkarıp avuç avuç saçmasını özgürlük olarak nitelendirir. bu, tek başına özgürlük olarak değerlendirebileceğimiz bir tutum değildir. pişmanlığının eyleme dönüşmüş halidir.

    özgürlük için ödenen bedelin bu kadar ağır olmasını sorgular. bence bu da zorba’nın pişmanlığıdır. hırsızlıklara, kıyımlara rağmen girit’e özgürlüğün geldiğini söyler. bu cinayetlerin sonunda tanrı’nın onları yakması yerine özgürlüğün gelmesi onu şaşırtır. yazar da anlamaya yönelik gübre ve pislikten nasıl bir çiçek filizleniyorsa insan gübresinden de özgürlük çiçeğinin filizlendiğini söyler. burada insanın sadece kötülük yapan, vahşice planları olan, kan ve pislikle beslenen bir varlık olarak algılanmasından yana değilim. zorba “ bizim pis içimize öyle bir tohumu kim koydu? ” diye soruyor. onun bir tanrı inancı yok. tanrıyla şeytanı eşdeğer tutuyor. dolayısıyla ona göre tohumu koyan da şeytan... zaten tohumu koyan kötü haliyle koyduğu yerde pis içimiz olacak... ama bizim sadece pis içimiz yok, iyi olan elinin değdiği yeri cennete çeviren bir yanımız da var. içinde iyiyi ve kötüyü birlikte barındırabilen tek varlık insan. yaratıcı tohumu sadece gübreye değil iyiliği de içinde barındıran bir ruha koyuyor. çiçeği kötülükten mi yoksa iyilikten mi filizlendireceğimiz bizim özgürlük irademize bağlı. bu noktada yapmak istediğimizi nasıl yaptığımız önemli. özgürlüğün tanımı da her şeyi sınırsızca yapabilmek olmamalıdır. şimdi şunu düşünmeliyiz. istediğimiz kendi özgürlüğümüzse başkalarının haklarını gasbeden bir özgürlük mü yoksa sınırları belli, bizim dışımızdakilerin de yaşamlarına saygılı olan bir özgürlük mü ?

    kadınlarda zorba’nın hayatında çok büyük bir yer tutar. kadınları tanrı’nın erkeklere verdiği büyük bir lütuf olarak görür. öldüğünde onlara bir daha hiç dokunamayacağı için üzülür. ona göre bir kadın asla geri çevrilmemelidir. bu tanrı’nın asla affetmeyeceği bir suçtur. kendi kızının evlilik dışı bir çocuk dünyaya getirmesine “ ah kadınlar ” diyebiliyor. ona göre çok normal bir şey. daha sonra kızının çocuğunun babasıyla evlenmesine de “ ah erkekler ” diyerek ona acıyor. çünkü evlilik ona göre erkeklerin faka basma durumudur. namus dediğimiz kavram ona çok uzak. bu durum belkide bizim toplumumuz bu konuda çok duyarlı olduğu için ilginç geliyor. soyun devamlılığı ve nesebin korunması için gerekli bir kavram onlar için önemli değil demekki. ayrıca “ çalınmış et daha lezzetlidir ” diyor kadınlardan bahsederken. yasak ilişkileri övülüyor. çok eşlilik modern dediğimiz avrupa kültüründe yerilmesi gerekirken övünç olarak görülüyor.

    sanki zorba kadınları insan olarak değilde bambaşka varlıklarmış gibi görüyor. genç sevgilisi tek başına değilde onunla panayıra gitmek isteyince “ tek başına git, sen özgür değil misin? ” der. o da “ değilim ” deyince şöyle bir çıkarımda bulunur : “ kadınlar özgür değil, o halde insanda değil. ” sevdiği insanla bir şeyler yapma isteğini özgür olmama noktasına getiriyor. demekki ona göre kadınlar sadece çocuk doğurur. zorba için kadın denince onlardan aldığı haz önemli sanki.

    zorba’nın hiçbir kutsalı yani idealleri, inançları olmadığını düşünüyorum ya da önceden vardı yaşadıklarından sonra kalmadı. çünkü gençliğinde vatanı için canını ortaya koymuş, vücudunun heryerinde kurşun izleri vardır. aslında ideali için bir şeyler yapmış ve belki de o yaptıkları yüzünden vatan diye bir kutsalı kalmadı. bir gece bir köyde bulgar papazını öldürür. bir kaç gün sonra köye seyyar satıcı kılığında girer. bir evin önünde el ele tutuşmuş dilenen beş çocuk görür. kim olduklarını sorar. öldürdüğü papazın çocukları olduğunu öğrenince yanındaki herşeyi çocuklara verir. böyle kurtuldum der. vatandan böyle kurtuldum. yani onun için vatandan kurtulunmalıdır. artık insanları yunan, bulgar, türk diye değil, iyi insan, kötü insan olarak değerlendirir. insanları iyi insan, kötü insan olarak değerlendirmek gerekir. hangi ırktan olacaklarını hiçbir şekilde seçme hakları olmayan insanlar bunu bir üstünlük ya da aşağılama olarak görmemelidir. aynı bayrak altında bir toprak parçası üzerinde yüz yılllardan beri aynı kültürü paylaşarak yaşayan insanlarında vatanları için bir şeyler yapması gerekir. bu illaki eline bir şeyler alıp sınırları beklemek anlamında değil. herkes bulunduğu yerde, yaptığı işte en iyisini yaparak sadece topraktan ibaret olmayan vatanı için birşeyler yapmış olur. çünkü insanın kendini huzurlu ve bir yere ait olma duygusunun verdiği güven için bir şeyler yapmalıdır. galiba zorba hayatı çok keskin çizgilerle yaşıyor. ya hep ya hiç mantığıyla bakıyor hayata. grinin de olabileceğini hiç düşünmüyor. onun için belki de bu kadar rahat “ vatandan kurtuldum ” diyebiliyor.

    zorba’nın hayran olunması gereken şöyle bir tarafı var. sanki daha yeni doğmuş gibi, yani bir şeyi ilk defa görüyormuş gibi hayran olması, güneşin doğuşunu, suyun akışını daha önce hiç görmemiş gibi hayranlıkla bakıyor hayata. bir çocuk masumiyetiyle her şeyi yeniden keşfediyor. sanki her gün yeniden doğmuşta önceden yaşama dair hiçbir bilgisi yokmuş gibi. aslında bir yandan haklı. çünkü bu günü, bu anı daha önce hiç yaşamadık. böyle düşünürsek o anın tadını çıkarmaya bakar ve daha mutlu oluruz. zorba’nın şöyle özel bir durumu da var. geçmişte yaşadıklarına ve yaptıklarına rağmen böyle hissedebiliyor. hayata bu denli bağlı ve hayattan zevk alıyor. bu gerçekten hayranlık duyulması gereken bir özellik.
    kitapta ölüm konusu da etkileyici bir şekilde işlenmiş. madam ortans’ın ölümü ya da o esnada yaşananlar insanın tüylerini diken diken eder. kadıncağız ölümün eşiğinde yatarken malları yağmalanır. bunun bizim toplumumuzda asla yaşanmayacağını düşünüyorum. her ne kadar ahlaki çürümeler olsa da ölemek üzere olan birinin isteklerini yerine getirmeye çalışırız. gözü arkada kalmasın diye. saygısızlık olur diye ölünün arkasından kötü söz bile söylemeyiz. dahası kadın ölmedi bu yağmalamalar olurken. herhalde onları görünce insan ölmeyecekse bile ölür. bütün bunların nedeni hayatı sadece bu dünyadan ibaret görmeleridir. bana kalırsa yaşananlar onlar için normal. çünkü zorba’yı da bu olay değil ölüm düşündürür.

    zorba’nın hayatta kabullenmeyeceği tek şey ölüm belki de. insanların bunu kabullenmelerine de şaşıyor. “ neden ölüyoruz ? ” diye sorar yazara. kendisini asla kuzu gibi boynunu uzatıp “ beni keste aziz olayım ” demeyeceğini söyler. “ özgür değil miyim ? ” der. bu, tanrı ve ahiret inancının olmaması ile açıklanabilir. ölümü bir son olarak görmemekle. aslında ölüm bir başlangıçtır. bir daha hiç ölmemek üzere sonsuz bir hayata başlangıçtır. “ neden yaşıyoruz? ” diye bir soru sorsaydı ve bunun cevabını bulsaydı “ neden ölüyoruz ? ” diye sormazdı. en azından cevabını biliyor olurdu. ölüm onu yatağında değil de ayakta pencereden dağlara doğru bakarken ve gülmeye çalışırken yakalar. sanki bu ölüme bir baş kaldırıştır. ama ne fayda yine de ölür. ölümden bir kurtuluş yoktur ya da ölümün kendisi bir kurtuluştur.

    yazarın kafkasya’ya giden arkadaşına yazdığı bir mektup etkileyicidir. mektuba konfüçyüs’ten alıntı bir cümle yazar. konfüçyüs der ki: “ pek çokları mutluluğu, insandan daha yüksekte ararlar. bazıları da daha alçakta; ama mutluluk insanın boyu hizasındadır. ” bu boy bedeni ifade eden bir ölçü değildir elbette. ruh genişliğini, insanın hayata bakışını, hayallerini ifade eden bir durum. arkadaşı da ona cevap olarak gönderdiği mektubunda mutluluğun ne demek olduğunu öğrenmeye başladığını yazar. “ mutluluk borcunu yerine getirmek demektir; borç ne kadar güç olursa mutlulukta o kadar büyük olur... ” yani yapabileceğimizin en iyisini yapmaktır belkide. elimizden geleni yapmak, elimizde kalanı kabullenmek belkide.
    (a media luz, 04.11.2009 17:53 ~ 17:58)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil