belki ilginizi çeker
  1. · irat
  2. · hiçbir outlet sezonunu kaçırmayan sözde zengin
  3. · kapitalizm
  4. · kürdistan ın kurulmasını istemeyen kürt
  5. · en pahalı alışkanlık
  6. · papazı bulmak
  7. · çirkine aşık olmak
  8. · the corporation
  9. · servet düşmanı
  10. · otobüste ayakta insanın olmadığı medeni toplumlar
gündem
  1. · the twilight saga new moon
  2. · soğuk havada kısa etekle dolaşan kızlar
  3. · yetenek sizsiniz türkiye
  4. · zongul ducks
  5. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  6. · kesilen kediye acıyıp koyuna hiç acımamak
  7. · disko kralı
  8. · delilerden anlamak
  9. · sennheiser

zenginlik  

  1. aslında görece bir tanım. maddi manevi bolluğa ulaşmayı sağlayan kişisel yetkinlikler de pek ala zenginlik sayılabilir. bu yetkinliklerin, edinimlerin ya da öğrenilmiş bilginin yoksunluğunda zengin doğmak yerine, zenginliğin yoksunluğunda bu yetkinliklerle doğmak, daha mutlu bir yaşam olarak geri döner.

    tüm bu genellemelerin ötesinde, basitçe mutlu olmaktır, yaşadığını hissetmektir şu hayattaki en süper zenginlik. genel yargılarla boğuşup hayatın ayrıntılarını ve manasını kaçırmak yerine, bilgiden muaf ama ruhtan muaf olmadan yaşadığını hissetmektir. manevi sağlıktır.

    "you are as healthy as you feel" travis bickle
    (skuba, 01.11.2007 02:41)
  2. bizim çok değerli bir cimnastik öğretmenimiz vardı: - insanın bir nefesinin değeri ölçülebilir mi? diye sorardı.
    - ölçülemez, derdik.
    - dünyanın milyarlarını versen, son nefes ertelenebilir mi?
    - ertelenemez...
    - demek ki içimize çekip, bıraktığımız şu havanın parasal karşılığı yoktur.
    - yoktur...
    - haydi gelin, milyarderlerden daha milyarder olmak için, derin derin nefes alıp verelim...
    tüm sınıf, dirseklerle bileklerden hafif kırık tuttuğumuz kollarımızı, göğsümüzü iyice şişirirken, ağır ağır yukarı doğru kaldırır, sonra da nefesimizi ağzımızdan hızla boşaltırken, kollarımızı da hızla iki yanımıza düşürürdük.
    paha biçilemeyen havayı böylesine bol kullanarak da, milyarderlerden daha milyarder olurduk.
    ***
    üç beş arkadaş cimnastik öğretmeninin felsefesini zamanla daha da genişletmiştik:
    - şu gördüğünüz denizin değeri ölçülebilir mi?
    - ölçülemez...
    - öyleyse, hem hava alarak, hem denize bakarak, kendimizi en zenginden daha zengin sayabiliriz...
    - sayabiliriz...
    ve servetimizi daha da artırmak için, bir yandan derin derin nefes alıp vermeye başlar, bir yandan da denize bakardık.
    - şu kuşların, ağaçların, çiçeklerin, bulutların değeri ölçülebilir mi?
    - ölçülemez...
    - öyleyse, daha da zengin olmak için, kuşlu, ağaçlı, çiçekli, bulutlu bir yerden denize bakarak, bol bol hava alalım...
    - alalım arkadaşlar...
    dersleri kırar ve çamlıca tepelerine, ultra milyarder olmaya koşardık.
    ***
    gitgide zenginliğin bu türünü kucaklama özlemi, aramızda yeni bir dil oluşturmuştu.
    bahar aylarında okulun katı ve karanlık karabasan havasından bunaldığımız zaman, birbirimize:
    - arkadaş ben iyice züğürtledim, derdik...
    - hiç sorma ben de öyle...
    - gök, deniz, çiçekler, kuşlar, bulutlar, hava, değeri ölçülmez hazineler duruyor dışarıda...
    - peki, biz ne diye duruyoruz burada?..
    - servetlerimize sahip çıkalım arkadaşlar...
    - doğru, hemen sahip çıkalım...
    bebek tepelerinden boğaz'a bakarak, güler şakalaşır, derin derin nefes alır:
    - amma da zenginleştik, derdik...
    ***
    biri:
    - bu kadar zenginlik yeter, elalemin gözü kalacak, haydi artık geri dönelim, derdi...
    cebimizdeki kuruşların cılızlığıyla ters orantılı olarak, gözümüzde büyüyen rengarenk afişli beyoğlu sinemalarıyla; sucuklu yumurta, hardallı sosis, bira köpüğü kokulu sandviççi dükkanlarına; içimize gömdüğümüz imrenmenin, eski zaman kahramanlarına özgü stoikliğiyle boş vererek; eski tahta, toz, tebeşir, taş ve karanlık kokan fukara ve çaresiz dünyamıza geri dönerdik.
    ve çocukluktan delikanlılığa geçme köprüsünün bunalımlı kum fırtınaları; yüreğimizde kirpiklerini kırpıştırarak, yeni yeni gözlerini açmaya başlayan en masum, en içten duygularımızı; her gün biraz daha çipilleştirmeye devam edip giderdi...
    ***
    o yaştaki çocukları çok daha mutlu edecek başka türlü ortamların da bulunduğundan haberimiz yoktu. dünya düzeninin böyle olduğuna, çocukların büyüyünceye kadar, seçeneksiz bir zorunluluk olarak, bu tür çileleri yaşamaya mahkum sayıldığına inanırdık... evdeki büyükler de, öğretmenler de, durmadan buna inandırdılar bizleri...
    ve okuduğumuz usta yazarların da çocukken aynı sıkıntıları çekmiş olduğunu görerek:
    - ah bir büyüsek, ah şu okullar bir bitse, derdik...
    ***
    okullar bitti ve büyüdük... ve o zaman gördük ki, kişinin yaşamı, ister çocuk, ister büyük olsun, kendi toplumsal düzeninin çerçevesiyle bağımlıdır...
    bu çerçevenin değiştirilip, genişletilmesi ise; alışkanlıkları uygulamaktan, yaratıcı bir dinamizmaya geçmeyi gerektiren bir kuşaklar sorunudur.
    yazla birlikte havalar güzelleşmeye başladı mı:
    - ah nerede o çocukluğumuzun serveti, diye bakıyoruz, göğe, güneşe, denize, kuşlara, çiçeklere...
    şöyle derin bir nefes alıp, oh diyecek bir yerlerin özlemi, artık gelecekte bile biçimlenemiyor...
    ***
    taleyrand'ın ünlü bir sözü vardır, yaşamı durmadan ileriye doğru erteleyenler için söylenmiştir:
    - daha geç, daha geç, daha geç derken bir de bakarsın ki, çok geç olmuş..
    - "henüz çok erken" ile "artık çok geç" arasındaki dengeyi bireylerin kurma olanağı yok gibidir...
    toplumsal bir anlayışla, toplumsal mutluluk havuzlarının kendiliğinden sağlaması gerekir bunu ama... toplumların da o düzey ve donatıma gelmesi kolay olmuyor...

    çetin altan
    (ceket yok pantolon verelim, 03.04.2008 23:14)
  3. bol paradan ziyade, sevgi ve insan zengini olmak, "zenginlik" dendiği anda anlaşılması gerekenlerdir.
    sıcak suyu akan bir ev ve medeni koşullarda nefes alan her insanın yeterince zengin olduğuna inananlardanım. bunun dışındaki görsel tantanayla ilgilenilmemesi gerekir. mülkiyet duygusunu tamamen sıfırlayanlar, eskilerin çile çekmeye meraklıları gibi görünse de, fazlaca zenginlerdir.
    (sezenehir, 05.07.2008 01:24 ~ 01:32)
  4. genel geçer düşünce olarak maddi zenginlik kastedilir. nedendir bilinmez gerçi. zenginlik nedir sahi genel olarak? denizde kum cepte para limitinde para mıdır sahi? o zaman zenginliğin katmanı olur demektir. denizden denize farklılık var nihayetinde.

    zenginlik ne sahi? zenginlik bence kişinin istediği an istediğini kaygısızca yapabilmesi. bunu sakın yanlış anlamayın. gidip aldam öldürmesi vb. etik kurallara aykırı isteklerden bahsetmiyorum. şık bir lokantada yemek mi yemek istedin. eğer ki faturası ne gelicek diye düşünmüyorsan zenginsindir. ya da yarın sabah maçu piçu'ya mı gitmek istedin, gidebiliyorsan kaygısızca zenginsindir. sadece manevi değil bu. zevgilinin yanında olmak istiyorsun diyelim, olabiliyorsan bu zenginliktir. onunla mutlu bir hayata sahipsen, huzurun da yerindeyse zenginsindir...
    (kaldırımmühendisi, 16.07.2008 00:51)
  5. buzdolabımda bir adet 2,5 lt. pet şişe coca cola yerine, 10 adet 250 ml. cam şişe coca cola bulundurmaya başladığım vakit zengin oldum demektir. benim için zenginliğin ölçütü budur.
    (jugis nomen, 28.07.2008 21:26)
  6. yeterli olana kanaat edebilmek.
    (yazar gibi, 29.07.2008 00:12)
  7. "kredi kartına taksit yapıyor musunuz" ve/veya "peşin ödersem bir indirim var mı" sorularını sormaya ihtiyaç duymamaktır.
    (o s c a r, 29.07.2008 00:14)
  8. rahmetli sakıp sabancı bir keresinde şöyle, şuna benzer bir laf etmişti: "millet bir araba almayı büyük hayal sayarken, benim otomobil fabrikam oldu. bir de oğlum var. ama ben bu fabrikada üretilen otomobillerden bir tanesini oğluma hediye edemiyorum. arkama yaslanıp onun o arabayı nasıl kullandığını seyredemiyorum. işte acı olan bu."

    çoğu zaman zenginlik mutluluk getirmiyor ve çoğu zaman asıl zenginliğin ne olduğu anlaşılamıyor. elimizdekilerin değerini mi bilmeliyiz ne?

    bilmeyene: rahmetli sabancı'nın tek bir oğlu vardır; metin sabancı. ve bu tek oğlu, akraba evliliği sebebiyle özürlü olarak dünyaya gelmiştir.
    (meramise, 29.11.2008 13:40)
  9. olana kadar kaybettiklerini olduktan sonra geri kazanamadığın vasıftır.
    (luto, 29.11.2008 13:48)
  10. zenginler tarafından kimi zaman "başa bela" olarak tanımlanan şey. ne tesadüftür ki genelde zenginlerin belayı seven bir yanı var. ilginç.
    (tazmanya canavarı, 29.11.2008 13:48)
  11. elde etmek istenilenlerin çokluğuna para değil ama zaman/ömür açısından ulaşma zorluğu yaşattığı ölçüde hayal kırıklığı yaratır. parayla her şey satın alınabilir belki ama zamanı durdurmayı sağlamaz. varlığıyla çığ gibi büyüyen beklentilerin hepsine aynı anda cevap verememesi belki hayatın hızlı akması, belki insanoğlunun arsızlığı belki paranın çaresizliğine dalalet.
    (naringergedan, 16.08.2009 21:56 ~ 21:59)
  12. az sonra okuyacaklarınız servisle ulaşım sağlanan, şehrin biraz dışında özel bir üniversitede yaşanan olaydır;

    arkadaşım ve ben son iki dersin boş olması sebebiyle açık otoparkın kenarında oturmuş iki saat sonra kalkacak olan servisleri bekliyorduk, hemen önümüzde duran spor arabaya beş kişinin yaklaştığını gördük, 2 erkek 3 mini etekli kız şuh kahkahalar eşliğinde arabaya bindiler bir sonra bir hanım kızımız indi,

    - yok canım ya ben nedim abiyi bekliycem.
    - emin misin kızım istersen şehre kadar bırakırız.
    - yok valla siz gidin ben beklerim gerçekten.

    neyse araba gider sonra üç dört defa erkek arkadaşıyla iki defa babasıyla hararetli konuşmalar yaşanır.( bak en ince ayrıntısına kadar çaktırmadan izlemişiz), 15-20 dakika sonra koyu siyah camlı bir cip yanaşır kornaya basar, hanım kızımız söylene söylene arabaya biner ve gider, gözümden bir damla yaş, eheh şaka lan, sonra arkadaşımla vay anasını zenginlik böyle bir şey işte dedik.
    (madrigal, 05.10.2009 18:46)
  13. (zeus, 06.10.2009 15:17)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil