1. günümüzün çocuklarıdır. eskiden çokbilmiş, ukala ufaklıklara zamane çocuğu derlerdi ama şimdi bakıyorum da, günümüzün çocukları bizim o yaştaki halimizden daha ileride. teknoloji ve bilgisayar beceriyse tahmin edilemeyecek düzeyde.

    geçtiğimiz yıl yaşadığım bir olay:

    tembelliğin tavan yaptığı bir haftasonu... bir arkadaşımın evinde oturmuş, bilgisayarda film seyrediyorduk... o esnada üst kattaki komşunun 3 yaşındaki oğlu, evde temizlik yapmakta olan annesi tarafından "abiler seninle ilgilenir" bahanesiyle yanımıza gönderildi. biz çocuğu pek sallamadık, oturdu bizimle birlikte filme bakmaya başladı.

    seyrettiğimiz film türkçe dublajlıydı ve o bittiğinde yeni bir film seyretmek istedik, yeni bir film taktık. fakat altyazılı film başladığında ufaklık isyan etti. "ben bunun yazılarını okuyamıyom altyazılı film seyretmeyelim" diye zırlamaya başladı. ulan 3 yaşındasın ne altyazısı ne okuması be! bunun zırıldaması durmayınca, bir anlaşma yaptık. aklımdan silinmeyen diyalog aynen şu şekilde:

    - bak sen ağlamaya devam edersen biz buradan gideriz, film de seyredemezsin.
    - tamam siz gidin ben seyrederim.
    - iyi de filmi açamazsın be cocuk!
    - açarım! zamane cocuğuyum ben!

    "iyi aç da seyret o zaman" dedim ve ice age adlı filmi verdim buna. ufaklık cdyi aldı, cd sürücüye taktı, bilgisayarım'dan girip f sürücüsündeki filmi buldu, sağ tıkladı ve sordu:

    - hangi programla açayım!? bence en güzeli bs player!

    .......

    bu çocuk daha üç yaşında!
  2. en göze batan,can acıtan tarafı bu çocuklarda azalmış hatta sıfıra inmiş hayvan sevgisidir..çocuk bedenine bürünmüş bir yaratıktırlar bazen..
    sahil yolunda yürürken 5-6 yaşlarında bir çocuk yavru kediyi almış kuma gömmeye çalışıyor.baş edemiyor,arkadaşları da yardım ediyor..koşarak yetişiyorum.
    -napıyorsun sen? yazık değil mi minicik kediye? öldürmeyi bırak,eziyet ediyorsun.
    +sen kimsin be!?
    -ben seni canlı canlı gömsem kuma iyi olur mu? annen,baban nerde senin?
    +karışma be çekil. (çakal kesildi şimdi de..)
    annesini görüyorum..yanına gidiyorum,çocuğunu da alarak..
    -biraz sahip çıkın çocuğunuza,anneliğinizi bilin.
    +benim çocuğum kötü bir şey yapmaz.oyun oynuyor.
    şaşırıp kalıyorum..böyle dehşet verici çocuklar yetişiyor..böyle anne,babalar olduğu sürece de yetişecek.
  3. 6 yaşındayken yardıma ihtiyaç duymadan bilgisayar kullanabilen, işini görebilen, windowsun getirisi olan bir kaç ingilizce terimi günlük hayatta cümleler içinde kullanabilen nesildir.
    bu çocuklar sabah kalktığında bizler gibi ev ahalisi uyanmadan çizgi film izlemek için kanalları karıştırmazlar, ya gider bilgisayarı açar yeni oyun indirirler ya da dvd oynatıcıya yeni bir çizgi film cdsi takarlar, kahvaltıdan sonra sokağa oyun oynamaya çıkmazlar, bilgisayar vardır, okuma yazma bilmeden msne girerler ve smiley denen hedelerle eğlenirler, yanınıza gelip "eksplorırda sorun var abla" derler, google`ı herşeyi bilen bir amca diye tasvir ettiklerinden abuk sabuk sorularına cevap verebileceğini sanırlar ve bunların hepsi sadece 6 yaşındaki halleridir. ileride ne olacakları kestirilememektedir. `
  4. eski zamanın çocukları ile zerre alakaları olmayan çocuklardır. açıkçası üzülüyorum ben onlar için. çok hem de. neden diyecek olursanız da anlatacağım tabi.

    benim çocuk olduğum zamanlarda, tek televizyon trt idi. ilk özel kanal inter star'ın açılışına an be an, heyecanla şahit olmuşluğum mevcut. hal böyleyken, televizyonlara yansıyan içerikleri de hesaba katabilirsiniz. siyah beyaz filmler, magazinden uzak haber programları, radyo tiyatrosu filan...

    dolayısı ile biz, kendimizi; cinselliğimizi, olması gerektiği zamanla, ergenlikle,erişkinlikle beraber keşfettik. olması gereken, olması gerektiği zamanda oluyordu yani. peki şimdi nasıl?

    konuşmayı yeni söken çocuk küfrü biliyor.(ben ortaokula gidene kadar aptaldan başka küfür bilmezdim) televizyonun karşısına geçiyor ve öpüşenleri, yiyişenleri biliyor. hiçbirine artık leylek masalını anlatamazsınız. cinselliğin ne olduğunu; çişe yeni yeni çıkmaya başladığı anla beraber öğrenmiş oluyor.

    zamanının hayli önünde gelişmekte olan bu keşfediş durumu da, çeşitli travmalara sebep oluyor. her şey zamanından önce tükeniyor örneğin. tatminsizlik-doyumsuzluk denen şey açığa çıkıyor. kitlesel mutsuzluk denen şeyin bu kadar yoğun olmasının sebeplerinden birisi de bu. çünkü kalmadı artık heyecanlandırıcı, yeni bir şey. hepsi tükendi çoook önceden.

    tabi sistemin zaten bunu istiyor oluşu etken burada. insanlar doymasın, tüketsin. hep daha fazlasına arzulanımı olsun. hiçbir şey ona yetmesin... sonrası bildiğiniz gibi; günümüz dünyası işte.

    mevcut durum geri döndürülemeyeceğinden ötürü, buna ne gibi bir çözüm bulmak lazım onu da bilemiyorum açıkçası. mutsuzlaşarak, daha da mutsuzlaşarak yok olacağız dünyadan sanırım.
  5. haklarında ay çok zekiler diyerek büyük bir yanılmanın içine düşmemize sebep çocuklar.tahta parçaları,toprak,evdeki eski çoraplar ve aklınıza gelebilecek her şeyden oyun üretmiş bir neslin çocuğu olarak söylüyorum ki,çok aptallar.
    hazır oyuncaktan bile oyun kuramıyorlar,yaratıcı değiller.teknoloji destekli oyunları var.elektrik yoksa,oyun yok.yazık onlara.
  6. saklambacın,körebenin,tasonun,misketin,mahalle maçlarının,salça sürülmüş ekmeğin,grup vitaminin, şeker kız candy'nin,tsubasa'nın,çamurlanmanın,yakalamaç oynarken düşüp bi tarafını kanatmanın,akşam eve geç geldiği için anneden oklava yemenin tadını alamamış; günün bir bölümünü bilgisayar başında,bir bölümünü tv başında,kalan bölümünü de dershanede-okulda geçiren, bizim evcilik oynadığımız yaşta çıkmacılık-sevgilicilik oynayan, facebook kültürü ile büyüyen çok bilmiş garipler.kapital sistemin,yozlaşan kültürün mağdurları...
  7. ebeveynlerinin tüm planlarını onlara göre yaptıkları çocuklardır(önceleri ata erkil bir toplum iken şimdi çocuk erkil bir toplum olma yolunda büyük mesafe kat etmiş bulunmaktayız). istediği anında yerine getirilen, tonlarca oyuncağı olan fakat doğru düzgün hiç birini sevmeyen çocuklardır. öz güvenleri aşırı gelişmiş olmasına rağmen, içleri boştur.

    itiraf etmeliyim ki kıskandığım çocuklardır. bizim zamanımızda doğru düzgün oyuncağımız olmazdı, hatta oyuncakçı dükkanında o oyuncaklara bakmak bile benim için büyük bir zevkti. kendimi o kadar inandırmıştım ki onlardan birinin benim olma ihtimalinin çok düşük olduğunda, şunu al diye ağlayıp isteyemezdim bile(bu arada ailemin durumu yoksul değildi orta halli idi).istediğimiz pek fazla yerine getirilmezdi, ağlasak zırlasak ağzımızn üstüne bir tokat inerdi sonra cidden ağlamaya başlamamıza mütakip sus ağlama sözünü duyardık. oysaki şimdiki çocuklar ikna ediliyor hatta pazarlık bile ediliyor.. ben fazla oyuncağımın olmayışıdan pek hoşnutsuz değildim çünkü ayda yılda bir oyuncağım olduğunda benim için anlamı yüksek olduğundan çok sevinirdim. sonra kendime göre oyuncaklar geliştirmiştim o dar ama bana göre sonsuz hayal dünyamda.