zâhir, 'ortaya çıkma, görünme' manasındaki 'zuhur' arapça sözcüğünden müteşekkil bir ism-i faildir. hal böyle olunca, söz konusu sözcük 'görünen', 'meydana gelen, çıkan', 'ortaya çıkan' anlamlarına devrilir. (bkz: zuhur etmek)
sanıldığı gibi doğuanlamına gelmeyip, bu sanı kanımca türkçe batı kelimesinin arapça bâtın kelimesi ile karıştırılmasıyla zuhur etmiştir. 'bâtın', 'zâhir' sözcüğüyle bir zıtlık oluşturur; lakin bu zıtlığın yönelimi misal bir dağın iki yüzü gibidir. dağın bize bakan cephesi zâhir iken, dağın diğer cephesi 'bâtın'dır. keza; 'bâtın', 'iç, giz, görünmeyen' ilk anlamlarını taşır. tasavvufta da 'gönül' ve 'giz' manalarını da taşıması hasebiyle daha ziyade farklı ve derin anlamlar yüklenebilen bir sözcüktür.
uzatma işareti (^) olmadan kullanılan 'batın' sözcüğü ise yine arapça olup 'karın' anlamına gelip, buradan da 'soy, kuşak' anlamlarına genişleyebilmiştir.
'belli ki', 'yadsınamaz', 'gerçek', 'belli' anlamında ki sözcüklerin 'galiba', 'herhalde' gibi mütevazi bir maskeyle kamufle edilmiş komplex karakterli hali, arap uyruklu sözcük..
paulo coelho'nun ünlü bir gazeteci olan karısının peşinden kazakistan'a kadar giden bir yazarın, 'iç yolculuğa' dönüşen yolculuğunu anlattığı romanı.
*
'' aşk benimle konuştu:
'ben her şeyim ve aynı zamanda hiçbir şeyim. ben rüzgÂrım ve kapalı pencerelerden ve kapılardan içeri giremem,' dedi.
ve ben de aşka :
'ama ben sana açığım,' dedim.
ve aşk bana dedi ki:
'rüzgÂr havadan yapılmıştır. evinin içinde hava var ama her yer kapalı. mobilyalar tozla kaplanacak, rutubet resimleri bozacak ve duvarları lekeleyecek. sen nefes almayı sürdüreceksin, benim küçük bir parçamı tanıyacaksın, ama ben bir parça değilim, ben her şeyim, ve sen bunu asla bilemeyeceksin.' ''
evlenmeliyiz, çocuk sahibi olmalıyız, türümüzü sürdürmeliyiz.
aşk bir kişiye yetecek kadar ufak bir şeydir ve yüreğin bundan çok daha büyük olduğuna dair herhangi bir fikir öne sürmek sapıklık kabul edilir.
evlendiğimizde diğer kişiye, onun bedenine ve ruhuna sahip olma yetkimiz vardır.
nefret ettiğimiz işleri yapmak zorundayız, çünkü düzenli bir toplumun parçasıyız ve herkes istediğini yaparsa dünya durma noktasına gelecektir.
mücevher almalıyız; bu kabile kimliğimizi belli eder, tıpkı vücutlarına takılar takanların farklı bir kabileden olmaları gibi.
gerçek duygularını ifade edenleri küçümsemeli onlarla her zaman eğlenmeliyiz; üyelerinin duygularını göstermesine izin verilmesi bir kabile için tehlikelidir.
ne pahasına olursa olsun “hayır” demekten kaçınmalıyız, çünkü insanlar daima “evet” diye nleri tercih ederler ve bu şekilde düşman topraklarında sağ kalabiliriz.
başkalarının düşünceleri, bizim hissettiklerimizden çok daha önemlidir.
asla ufak sorunları büyütme, bu düşman bir kabilenin dikkatini çekebilir.
eğer farklı davranırsan kabileden kovulacaksın, çünkü diğerlerine de bulaştırabilirsin ve yeni baştan düzenlenmesi çok zor olan bir şeyi mahvedebilirsin.
yeni mağaramızın görünüşünü daima hesaba katmalıyız ve eğer kendi fikrimiz yoksa o zaman ne kadar zevkli olduğumuzu başkalarına göstermek için elinden geleni yapacak olan bir dekoratör çağırmalıyız.
aç olmasak bile üç öğün yemek yemeliyiz ve açlıktan ölsek bile, güncel güzellik ölçülerine uymuyorsak oruç tutmalıyız.
modanın bize söylediği gibi giyinmeliyiz,
sevsek de sevmesek de sevişmeliyiz,
ülkemizin sınırları için öldürmeliyiz,
emekliliğimizin bir an önce gelmesi için zamanın çabuk geçmesini istemeliyiz,
politikacıları seçmeli,
yaşamın ne kadar pahalı olduğundan şikayet etmeli,
saç biçimimizi değiştirmeli,
farklı olan herkesi eleştirmeli, dinsel inancımıza bağlı olarak pazar, cumartesi ya da cuma günleri dini görevlerimizi yerine getirmeli ve orada günahlarımızı bağışlaması için yalvarmalı ve gerçeği bildiğimiz için gurur duyarak kendimizi göklere çıkartıp yalnış tanrıya ibadet eden diğer kabileyi küçümsemeliyiz.
çocuklarımız bizi izlemeli; ne de olsa biz daha yaşlıyız ve dünyayı tanıyoruz.
bir üniversite diplomamız olmalı, hatta eğitimini almak için zorlandığımız eğitim dalıyla ilgili bir işi asla yapmasak bile.
asla kullanmayacağımız ama birisinin mutlaka bilmemiz gerektiğini söylediği cebir, trigonometri, hammurabi kanunları gibi şeyleri öğrenmeliyiz.
anne ve babamızı asla üzmemeliyiz, bu bizi mutlu edecek herşeyden vazgeçmemiz anlamına gelse bile.
sessiz müzik çalmalıyız, sessizce konuşmalıyız, gizli gizli ağlamalıyız;
çünkü ben çok güçlüyüm, zahir’im, kurallara teslim olan ve tren rayları arasındaki uzaklığı(143.5) belirleyen, başarının anlamı, sevmenin en iyi yolu, ödenen bedellerin karşılığı.
...
zahir: arapça ‘görünen, var olan, görünmez olmayan’ anlamına gelir. bir zamanlar karşılaştığımız bir kişi ya da düşünce, başka hiçbir şeye yer vermeyecek biçimde yavaş yavaş bütün düşüncelerimizi kaplar. bu durum bir tür delilik ya da kutsal bir düşünceye kendini kaptırmak şeklinde tanımlanabilir.
paulo coelho'nun uygun bir zamanda okunması gereken kitabı.
aşk ki; aslında yangın söndüren iki itfayeciden hangisinin yüzünü yıkamaya karar vermesi hikayesi.