bir hayvanı, haşereyi öldürmek söz konusu olduğunda zihnime o hayvanın da “göklerdeki ve yerdeki her şey o’nu tesbih eder...” (haşr,24) cümlesinden olduğunu düşünüp biraz duraksıyordum. geçen günlerde birisinin elinde zıpkın gördüm onu kuruyor, ayarlıyordu. bir metrelik çelik bir mızrak özgürce yüzmekte olan bir balığa saplanacak ve o balık kıvranarak can çekişecekti. balık açısından bakınca biraz acımasız geldi bu bana. fakat pek çok canlı insan karşısında aynı durumda aslında.
balık avlıyor, kümes ve ağıl hayvanları kesiliyor, etlerinden derilerine kadar pek çok faydalar elde ediyoruz. bir şeyin eksik olduğunu, akıtılan kanın bir bedeli olduğunu düşündüm ve şunu fark ettim; yerde ve gökte ne varsa allah’ı anıyor, zikrediyor fakat nimet ve cezaya muhatap olan yalnız insan. yalnız cinlerin ve ademoğlunun yaptığı zikir ve ibadet anlam taşıyor. bir canlının kanını akıtan insan, o canlıdan fayda elde edince besmele ile onu değerlendirir, namaz kılar, orucunu tutar ve şükrederse onun bedelini yerine getirmiş olur. elde ettiği o faydayı, hayra dönüştürür, infakta bulunursa bu ona kat kat geri döner. tıpkı kurban’ı allah için kesip insanlara bağışta bulunan gibi. bir can alınıyor, bir canlının zikretmesi eksiliyor ama yerine daha üstün olan bir şey geliyor, o da insanın rabbi’ne olan borcunu yerine getirmesidir. Âlemin insanın emrine boyun eğdirilmesi altındaki hikmetlerden birisidir bu.
“biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. onu insan yüklendi. doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (ahzab,72)
çünkü insan emanete talip olmuş, onu sırtlanmıştır. o emanet ki, “biz bu kur'an'ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün.” (haşr,21) ayeti ile büyüklüğü belirtilmiş, düşünelim diye ayetler bize böyle örneklerle açıklanmıştır. böylesi bir emanete talip olan bizlere, her tür donanım da verilmiştir. Âlem içindeki tüm güzellikleri ve hazineleriyle birlikte emrimize amade kılınmıştır. evet emanet büyük, ama o emaneti taşımamız üzere bizlere verilen donanım da oldukça fazla. koca koca filleri bile maskara yapıp gösterilerde oynatabilen bir canlı olan insanın ne pençesi var, ne de keskin dişleri veya kilometrelerce öteden avını görebileceği gözleri. tam tersine çıplak, cılız, aciz bir mahlûk. kendisinden on kat daha küçük bir kediye bile direnebilecek bir donanımı yok görünürde.
işte film burada kopuyor, allah celle celaluhu, insana öyle bir kalp, öyle bir akıl vermiş ki âlemi parmağında oynatıyor. bu bir maddi güç değildir. bu bir maddi güç üstünlüğü olsaydı, dünyayı herhalde kartallarla, kaplanların yönetmesi ve hükmetmesi doğal olabilirdi. ne de olsa “büyük balığın, küçük balığı yuttuğu” bir dengenin ortasındayız.
ne var ki, durum bundan çok farklı. yerin ve göğün rabbi olan allah, bunu murad etmemiş, bir sorumluluk verdiği insana aksini savunamayacağı her tür imkânı vermiştir, bu da kalmamış ona bir “kitab” ve de o kitab’ı hayatıyla yıllarca canlı örnek olarak açıklayan bir elçi göndermiştir. artık insanların isyan için öne sürebilecekleri hiçbir mazereti yoktur. öyle bir sınava tabiyiz ki, cevapları elimizin altında.
“gerçekten de göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde aklı tam olanlara deliller vardır.” (al-i imran,190)
“allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? onun gölgeleri, küçülerek ve allah'a secde ederek sağa sola döner.” (nahl,48)
“dinlensinler diye geceyi (karanlık) ve (çalışsınlar diye) gündüzü aydınlık kıldığımızı görmediler mi? iman eden bir kavim için elbette bunda birçok ibretler vardır.” (neml,86)
“çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken, bizim (mekke'yi) güven içinde kudsi bir yer yaptığımızı görmediler mi? hala batıla inanıp allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?” (ankebut,67)
“üstlerinde kanatlarını aça-kapata uçan kuşları (hiç) görmediler mi? onları (havada) rahman olan allah'tan başkası tutmuyor. şüphesiz o her şeyi görmektedir.” (mülk,19)
“kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yiyegeldikleri ekini çıkarmakta olduğumuzu da görmediler mi? hala da göremeyecekler mi?” (secde,27)
her an her şey bize allah’ı anlatırken, islam’a çağırırken, insan rahman’a karşı savaş açmakta ve o’na karşı direnmekte.! yaşantısının her karesinden allah azze ve celle’yi çıkarabilmek için buluşlar peşinde koşturmakta; televizyon, müzik, futbol, tatil, eğlence vs. her tür oylayıcı işlerle meşgul olmakta, kendini sürekli dünya ve dünya işleriyle oyalamakta; namaza, kur’an’ı tefekkür etmeye, duaya, hadisleri araştırmaya vakit ayırmamakta, pek çok mazeret uydurmaktadır. kendilerine verilenlerden sonuna kadar çıkar elde edebilmek uğruna vaktini, ömrünü, aklını ziyan etmektedir. kendilerini güçlü sanmaktadırlar, üstelik gözlerinin önünde cereyan eden ölüme rağmen.!
“bunlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? halbuki onlar, bunlardan daha güçlü idiler. ne göklerde ne de yerde allah'ı aciz bırakacak bir güç vardır. o, bilendir, güçlüdür.” (fatır,44)
“ad kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve: bizden daha kuvvetli kim var? dediler. onlar kendilerini yaratan allah'ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? onlar bizim ayetlerimizi inkar ediyorlardı.” (fussilet,15)
zalim insan, tüm sahip olduklarına rağmen nasıl da sırt çeviriyor, alay ediyor, hafife alıyor. yazıklar olsun.! zulmediyor, horluyor, nefret ediyor, saldırıyor, yıkıyor. yazıklar olsun.! tüm bu imkânlar içinde, önünde allah’ın kitabı “kur’ân” ve onun açıklaması olan “resulü’nün sahih sünneti” dururken nasıl da nankörlük ediyor. yazıklar olsun.!
“şüphesiz ki allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (yunus,44)
“kitap ortaya konmuştur: suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. "vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!" böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. senin rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (kehf,49)
“bu, dünyada iken kendi ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. yoksa allah kullarına zulmetmez.” (al-i imran,182)
ve gerçek vaad (ölüm, kıyamet) yaklaşınca, birden, inkar edenlerin gözleri donakalır! "yazıklar olsun bize! (derler), gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalim kimselermişiz." (enbiya,97)
“kişinin: allah'a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun! gerçekten ben alay edenlerdendim (diyeceği günden sakının)!” (zümer,56)
“kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: yazıklar olsun size! iman edip iyi işler yapanlara göre allah'ın mükafatı daha üstündür. ona da ancak sabredenler kavuşabilir.” (kasas,80)
“(nihayet) şöyle dediler: yazıklar olsun bize! gerçekten biz azgın kişilermişiz.” (kalem,31)