dört yıllık erdoğan teziç felaketinin ardından cumhurbaşkanı abdullah gül tarafından yök başkanlığına atanan kişi.
statükocu, yasakçı, devamlı gerilim üreten bir yök başkanının, yerini; özgürlüklerden yana tavır alan, üniversiteleri lüzumsuz tartışmaların odağından çekip ihya edebilecek kabiliyete sahip bir başkana bıraktığı izlenimi ediniliyor. tabii erken konuşmamak lazım; birkaç aylık süreçten sonra hakkında daha sağlıklı bir değerlendirme yapılabilir kanımca.
ne olursa olsun; kimilerini, doğal olarak, oldukça rahatsız etmiş olsa da, başörtüsü hakkındaki düşünceleri bir umut ışığı aslında: "özcan’ın, “türban yasağı kalkarsa, üniversitede başı açık kimse kalmaz” diyen tarhan erdem’in analizine, sabah gazetesi’nde 10 eylül 2007 tarihinde yayımlanan şu yorumu da hatırlatılıyor: “hiç öyle düşünmüyorum. hatta serbestlik ortamı oluşacağı için türban takanların bir kısmı vazgeçecek. türban takmayanların gereksiz korkuları var. serbestlik olursa, daha liberal demokrasi olur. o zaman bu mesele konuşulmayacak. çevre baskısı asla olmayacak. kadınlar ilk aşamada eşitlik konusunda kan kaybedebilir. erkekler açık olana ilgi duyup, farklı davranabilir. inşallah bunla uğraşmak zorunda kalmayız.”"
ha bu arada, eşinin başı açıkmış. ohhhh çok rahatladım hakkaten, içim içime sığmıyor yahu. komutanlarımız köşe bucak kaçmak zorunda kalmayacak. alkışlıyorum!!!
eşinin başı açık. bu da akp'nin kadrolaşmada tek kriterinin eşin tesettür durumu olmadığını apaçık ispatlıyor. size diyorum örtü alerjikleri. ne diyeceksiniz buna? adamın eşinin başı açık işte. ötesi mi var? sonra akp kadrolaşıyor, zırt mırt. daha ne yapsın adamlar kadrolaşmadıklarını göstermek için?
dalgayı bırakırsam, özcan'ı tanımıyorum. gazetelere verdiği ilk açıklamasını okudum. kırk yıllık politikacı gibi cevaplar vermiş. yeni konumunu pek yadırgayacağını sanmıyorum; çabuk alışacak bence.
eşinin başıyla ilgili atıp tutmadan bir araştır kimdir nedir?eşi kıvılcım metin özcandır, bilkent üniversitesinde ekonomi profösörüdür ayrıca oxford mezunu olup uluslararası bir sürü makalesi araştırması vardır.
klasik bir akp numarasıdır. bize yakın olsun da düşük profilli olsun önemli değil mantığıdır. yeni yök başkanının herhangi bir rektörlük ya da dekanlık görevi de dahil olmak üzere önemli görevlerde bulunduğunu görmedim duymadım. şimdi üniversitelerin hepsini birden yönetmeye çalışacak. eşinin başı açık olması da zihniyetinin farklı olduğu anlamına gelmez. zira vecdi gönülün(ki eşinin başı açıktır) kapalı oturumda özal için içki içerdi diyerek, kendi yandaşı olması rağmen onu bile neredeyse gavur ilan etmesi, eşinin başı açık olanların da kapalılar ile aynı zihniyete sahip olduğuna bir örnektir.
şimdi asıl merak ettiğim şey, yeni yök başkanı sayesinde türkiyenin herhangi bir üniversiteyi dünyada ilk 500e sokup sokamayacağıdır. zira hükümetin yök yönetimine karşı kullandığı bir kozdu ama işin iç yüzünü iyi bilenler üniversitelerde kadro kullanımının nasıl engellendiğini, nasılyandaş atamaları ve yurt dışına göndermeler olduğunu ve türkiyedeki üniversitelerin zaten bütçesine göre neredeyse hiç bir zaman ilk 500e girme şansı olmadığını hafızalarında tutmaktadır. kısacası yök başkanı olduğu akepeli oldu diye üniversiteler ilerlemeyecektir, hatta yerini dolduramayacak kişilerin kadrolaşması yüzünden üniversite yönetimleri kaosa sürüklenecektir. zaten sanayi-üniversite işbirliği olmadığından çarpık çıktılar üreten üniversiteler bence artık çıktı bile üretemeyecek hale gelecektir.
çankaya nasıl noterlik haline gelmişse, yök de zaten hali hazırda açılmış tabela üniversitelerini kadro manyağı yapmak ve üniversitelerin yönetim kademelerini doldurmak için bir katiplik olarak kullanılacaktır. vah benim türkiyeme.
eleştirilerin bireylerin kendi şahısları üzerinden yapılması gerektiği şiarıyla; eşinin başı, akademik durumu, ailevi olayları ön plana çıkarılarak eleştirilmesi yanlış olan yeni yök başkanıdır kendileri.
ama; özcan'ın çalışmaları, söylemleri, duruş ve tutumu incelendiğinde hem muhafazakar bir alt yapısı olduğu gözlemlenebilen hem de polise olan yakınlığı ile dikkat çeken bir isim.
-islam ekonomik gelişmeye engel midir: karşıt delil ve bazı metodolojik düşünceler
-muslims in canada
-ülkemizdeki cami sayıları üzerine sayısal bir inceleme
bu çalışmalar özcan'ın muhafazakar biri olduğu söylemini ne kadar gerekçelendirir bilinmez ama en azından buna sıcak bakan biri olduğu aşikar.
ayrıca, özcan polise olan yakınlığı ve sürekli olarak polisle iş birliği içinde olmasıyla da dikkat çeken bir isim. şöyle ki; odtü kampüsünde konuşlandırılması planlanan "uluslarlarası güvenlik ve insan hakları araştırma merkezi"nin çalışmalarında emniyet istihbarat başkanlığı ile birlikte başkanlık etmiş olması bu işbirliklere sadece bir örnek teşkil etmekte.
tabi tüm bunların dışında akademik olarak başarılı olan bir isimden bahsediyoruz. sosyoloji, araştırma metotları, oy verme davranışı, polis, sosyal istatistik, istatistik, sosyal kontrol ve sapma, sosyal tabakalaşma ve hareketlilik konularında uluslararası ve ulusal düzeyde çok sayıda kitap, makale ve çalışma yayımlamış.
ama kimin hangi alt yapıyla yök başkanı olduğundan çok yök kurumunun meşruluğu tartışılmalı, üniversitelerin özgürlüğü ve özerkliği tartışılabilmeli. yoksa akp'ye sıcak bakan özcan yök başkanı olmuş ya da sürekli olarak iktidarla dalaş halinde olan başka bir isim yök başkanı olmuş burda biraz önemsizleşmekte.
görev başındaki ilk açıklamasında üniversitedeki bütün yasakları kaldıracağını söyleyen insan.
gözünüz aydın bölücüler, artık terör örgütü yanlısı gösteriler yapmak da serbest.
türbanla, çarşafla gelmek olmadı çırılçıplak gelmek bile serbest.
nato'da, dünya bankası ve ab projelerinde çalışmış ve bu kurumların cevaz verdiği ölçüde özgürleştirme ( ! ) misyonu edinmiş yeni yök başkanı !
vadettiği özgürlüklerin sermaye-üniversite dirsek teması minvalinde şekilleneceğini, bilginin toplumsal niteliğinin yerini şirketleşmenin alacağını, kısaca üniversitenin kapılarının ardına dek piyasaya açılacağını anlamak için müneccim olmaya gerek yok. her zamanki gibi eşinin türbanı ya da başının açıklığı gibi son derece önemli ( ! ) veriler üzerinden ilerleyen bu tartışmada yine ve yeniden ıskaladığımız tam da bu zaten.
tüm bunları bile göre "üniversitelerde özgürlükler dönemi" güzellemeleri yapmak en hasından saflıktır. sözleşmeli hale gelen üniversite çalışanlarını, eğitimin kamusal niteliğinin üstünün çizilip özelleştirmelere kucak açılmasını, üniversitelerin tüm bileşenlerinin iş güvenliğinin beklendiği gibi kaygan bir zemine aktarılışını görmemek için saflık bile fazla iyiniyetli bir kelime kalıyor ya neyse.
inanmayan ; özgürlük savunucusu ( ! ) yeni başkanımızın göreve gelir gelmez neden yök strateji raporu'na atıf yaptığını sorsun kendine bir zahmet ?
başbakan rte tarafından "aman hocam dikkat et, bir şey söylersin, ipimizi çekerler." diye uyarıda bulunduğu yeni yök başkanıdır. [bu sözler köksal toptan ile yaptığı görüşmede kameraların kapalı olduğunu düşünerek edilmiş başkan tarafından.]
yök gibi zaten meşru olmayan ve de kaldırılması gerekliliğinin üzerinde ısrarla durulan bir kurumun başına iktidar yanlısı birinin gelmesi zaten beklenen bir şeydi. ancak; bundan sonra birilerinin özcan'ı akp yanlısı olmakla suçlayacağı, iktidarın hem kendinden uzak durup hem destekleyeceği bir ortamda yök'ün meşruluğunun tartışılması yine güme gidecektir. yök kaldırılması gereken bir kurum iken birilerinin yökü alınması gereken bir kale olarak görmesi ve bunu siyasete taşıması oldukça çirkin bir durumdur.
kendisini cumhurbaşkanımız, üniversite konusunda herhangi bir yönetim tecrübesi olmadan yök gibi karışık bir yere atadı. göreve geldiği birkaç gündür tedirginim açıkçası.
efendim türban konusunda " üniversitelerde yasaklar kalksın " da diyebilirsiniz, " mevcut durum doğrudur, yasaklar devam etmelidir " de diyebilirsiniz. bunlar insanların kişisel görüşleridir, kişiden kişiye değişir, konumuz şu an bu değil. ama birisi çıkıp rektörlere " bu konuda kanun yasağı var, uygulamazsanız bu yasağı türbanlı öğrenciler rahat rahat derslere girer " diye yönlendirme yapmaya çalışırsa yök gibi bir kurumun en zirvesinden, ben bunu kanunsuzluk olarak görürüm. kanunsuzluk yapmaya çalışan birisinin de bir kamu kurumuna atanmasında art niyet ararım.
yusuf hocam, unutma bunları; dünyada her şey gelip geçicidir. seni belki birkaç sene önce rüyanda bile göremiyeceğin bir kurumun başkanlığına atadılar, zevkini çıkar makamının. ama kesinlikle üniversite yöneticilerine kanunsuzluk üzerinden baskı kurmaya çalışma. zira burası bir hukuk devletidir, vatandaşı, yöneticisi herkes bu kanunlara uymak zorundadır.
yusuf hocam, ben bu ülkeyi seviyorum, onun için terkedip bir yerlere kaçmam. ben sevmediğim bu sistem ile sonuna kadar mücadele etme yanlısıyım, karşınıza milyonları alıyorsunuz, hukuka saygı gösterin.
"herkes üniversiteye gitmemeli" şeklindeki son açıklamasıyla bombayı patlatmıştır kendileri. üniversitelerin tamamının paralı olması gerektiği yönünde bir açıklama yapmıştır;
"amaç, sadece belli sayıda insanı üniversiteye taşımak olabilir. okullar bedava. hiçbir yerde görülmemiştir."
üniversiteler paralı olsun, ödeyemeyene biz burs verelim, valiler kömür dağıtsın, akp gıda yardımı dağıtsın. sadaka yöntemiyle halka lütufta bulunulup "padişahım çok yaşa" demeleri sağlansın.sosyal devlet diye bir kavramdan sözetmek yasaklansın.bir yusuf ziya özcan ımız eksikti, çok şükür ki o da oldu.
önce rektörlere anayasa'yı çiğneyerek öğrencilerin türbanla üniversiteye sokulmasını,sonra da üniversitelerin paralı olması gerektiğini söylemiş ve sorunlara çözüm önerilerinde kenan evren'den geri kalmamıştır.zamanında kenan evren de ülkedeki anarşiyi önlemek için lise öğrencilerinin yazları askeri kamplarda geçirmesini(askerlik süresinden düşülmek üzere) ve böylece vatan millet sevgisi! kazanmasını teklif etmişti.üniversitelerin ciddi sorunları olduğu bir gerçek ama üniversiteyi paralı yapmak(sanki bedava da!) ve parası olmayana da senet imzalatıp okula göndermek bir çözüm olamaz,olmamalı.
bu adamı ciddiye alıp da söylediklerini sol frame'e taşıyıp atp harcamamayı öneriyorum. adam açık mikrofona "cumhurbaşkanım da uyardı, konuşursan yanarız dedi" mealinde geveleyecek kapasitede bir insan. bu "ben en basitinden bir kuklayım ey ahali" demenin türkçesidir. adam konuşursa yanacaklarmış, adam kim? yök başkanı, yök ne?, üniversitelerin en tepesi, üniversite ne? özgür düşüncenin temellerinin olması gereken yer, yanacaklar kim, ülkeyi yönetenler, konuşursa yanıyorlar, konuşmazsa yanmıyorlar, bir adam bildiği şeyi konuşur, demek ki adam bildiği, içinden gelenleri söylemeyecek, kim bu adam? özgür düşüncenin temeli üniversitelerin başındaki adam.
çok konuşulmuş kişi "tarikatçı mı, fethullah'la bağı var mı" şudur budur şeklide. aslında yök başkanı olabilecek en doğru kişidir!
neden? yök dediğimiz kurum, 80 darbesi sonrası neo-liberalizmin yedirilmeye çalışıldığı türkiye'nin bir kurumudur. sanırım burası gayet açık. e bu adam nedir? halk arasında liboş derler; "liberal demokrat" diyor o kendisine. e tamam biz biliyoruz tarikatlar da "hak yolu liberalizm" demiyorlar mı? diyolar. şimdi taşları birleştirince "yök başkanı gerici bir liberal olacak tabi" sonucunu elde edebiliyoruz.
kendileri üniversitelerin tamamının paralı olması gerektiğini buyurmuşlar. demişler ki "biz 8bin-10bin neyse veririz kredi olarak sonra öderler bize geri" yani türkçesi "geri ödeyemeyeceksen okuma fakirin çocuğu."
bu sözleri söylemesi çok doğal aslında. hele ki yeni anayasa tartışması döneminde çok çok doğal. çünkü gerek islamcıların, gerek kendilerine laik diyen sözde muhalefetin el ele verdikleri nokta "liberalizmin yükselmesidir."