hemen hepimizin küçükken dinlediği, söylediği, ilk enstrümanlarıyla çaldığı bir şarkıdır.
mahir dinçer'in leziz bestesinin sözlerine bakalım önce..
tohumlar fidana,
fidanlar ağaca,
ağaçlar ormana,
dönmeli yurdumda..
yuvadır kuşlara,
örtüdür toprağa,
can verir doğaya,
ormanlar yurdumda..
bir tek dal kırmadan,
ormansız kalmadan,
her insan bir fidan,
dikmeli yurdumda..
yuvadır kuşlara,
örtüdür toprağa,
can verir doğaya,
ormanlar yurdumda..
kulağa her çalınışında, özellikle seçilen o
üzüm buğusu tadındaki sesi olan çocuğun vokaliyle gözlerde birer damlanın belirmesine yol açar. tüyler diken diken olur, her bir ağacın, her bir fidanın düşüncesi kaplayınca bedeni. yemyeşil ağaçlarla kaplı
karadeniz ve
ege kıyılarımızdan biraz uzaklaşınca anlarız bu şarkının anlatmak istediklerini. üstelik bunu görmek için metrelerce yüksekte uçan bir uçağın camından aşağıya bakmanız da gerekmez. hızla çölleşen ülkemizde nereye adım atarsak atalım kaybolan yeşilimizin eksikliğini hissediyoruz. ne güzel bir çağrıdır; "her insan bir fidan dikmeli yurdumda", bir günde 60 milyon fidan, kulağa ne güzel geliyor, değil mi?
sözlerdeki
metaforun gücü ise apayrı bir başlık konusudur aslında. sözkonusu metafor
eğitimdir. bir ülkenin, bir ulusun kalkınmasındaki en temel taşlardan birisi olan eğitim. hepimiz birer tohum olarak dünyaya geliriz. zamanla serpiliriz, büyürüz, gelişiriz. önceleri bir fide, sonra fidan, derken bir bakmışız koca bir ağaç olmuşuz. ağaçlardan oluşan bir ulus, koca bir orman demektir.. bu şarkı çok eski bir şarkı değil, ancak sözlerinin ardındaki anlamın farkına vardığım yaştan beri hep bana 1920'li yılların eğitim seferberliğini anımsatır.
mustafa kemal atatürk'ü,
hasan ali yücel'leri,
köy enstitülerini.. bir tek dal kırmadan, ormansız kalmadan, hepimizin bir fidan dikmesi gerektiği bilincinin aşılandığı kalkınma yılları. ilk zamanlar
umut vardı,
şarkılar vardı. sonra bozuldu sanırım birçok şey. ormanlar küçüldü, ağaçlar azaldı
*, ormanlar yakıldı
*, fidanlar kurudu
*.. kaybolmayan tek şey ise umut..