|
|
- victor hugo tarafından söylenmiş manası derin cümle..
- kemiğe benzetebiliriz bu durumu.
kemiğin organik bileşenlerini alırsanız kemik daha da sertleşir ama bu sefer daha kırılgan olur.
kemiğin inorganik bileşenlerini alırsanız kemik daha da yumuşar ama bu sefer elastikiyet kazanır.
- (bkz: ne emmeye ne gömmeye gelmek)
- (bkz: mukavemet)
- makinacı olmayan birinin söylediği cümle. sert olan kırılacak diye bir şey yoktur, gayet sünek de olabilir. gevrek olan kırılır.
(bkz: gevrek kırılma)
(bkz: brittle)
- bunu oldukça iyi anlatan şöyle bir hikaye vardı;
bir zamanlar, her şeyden sürekli şikayet eden; her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu.
bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi.
bir gün onu mutfağa götürdü. üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu.
daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye basladi. kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. ama o kadar sabırsızdı kı, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya basladi. babasi onun bu ısrarlı sorularina cevap vermedi.
20 dakika sonra, adam cezvelerin altındaki ateşi kapattı. 1. cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. 2.sinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabağa koydu.
daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı. kızına dönerek sordu:
- ne görüyorsun?
- patates, yumurta ve kahve? diye alaylı bir cevap verdi kızı.
daha yakından bak bir de dedi baba, patatese dokun. kız denileni yapti ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi. ayni şekilde, yumurtayı da incele.
kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü. en sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi. söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:
- bütün bunlar ne anlama geliyor baba?
babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı.
ama her biri bu sıkıntılar karşısında farklı farklı tepkiler vermişti.
patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü.
yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı.
ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.
- sen hangisisin? diye sordu kızına.
bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin?
patates gibi yumuşayıp ezilecek misin?
yumurta gibi kalbini mi katılaştıracaksın?
yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin?
*
|