yani matem ayinleri. yuğlara ilk kez orhun kitabeleri’nde karşımıza çıkıyor ama varlığı türklerin en eski devirlerinden beri mevcuttur. eski çin kaynakları ile bugünkü etnografi incelemeleri, çin türkistan’ı türkleri’nde de bu yuğ merasiminin asırlardan beri hemen pek az değişikliklere uğrayarak sürüp gitmekte olduğunu ispat etmektedir. göktürklerde, hunlarda, moğollarda, yuğ ayini esnasında bir de kurban etme merasiminin bulunduğunu kaynaklar yazar.
orhun kitabeleri’nde bahsedilen ayinlerin değişik bir biçimini cengiz hanedanlığı’nda görüyoruz. müslüman tarihçileri, mükemmel surette süslenmiş birçok güzel cariyelerin hülâgu’nun cenazesiyle beraber canlı canlı defnedildiğini söylüyorlar. orhun kitâbeleri’nde zikredilen yuğ ayinlerinin türk göçebeleri arasında islamiyet’in kabulünden sonra da devam ettiğini göstermektedir.
bu ayinler timur imparatorluğu’nda da bu uygulama devam etmiş; hatta osmanlı’lara da geçmiştir: fatih sultan mehmet, şehzade mustafa’nın vefatında matem tutmayıp satranç oynadığı için veziri mahmud paşa’yı idam ettirmiştir.
matemlerde şairin ve şiirin yeri diğer ayinlerde olduğu gibi açıktır. ilk zamanlarda ruhani bir mahiyeti olan şair bakıcı, ölünün gömülmesi için uygun zamanı seçip kopuzu ile çaldığı esrarlı nağmelerin etkisi ile onun ruhunu istirahate eriştiriyordu. zamanla törenlerde ölünün hatırasını yaşatacak şiirler söylenmeye başladı.
onun cenkleri, kahramanlıkları heyecanlı bir şekilde okunuyor, menkabeleri kopuzun beraberliğinde üzüntülü bir topluluğa okunuyordu.
kafkasya ve anadolu türkleri’nde de bu adet hâlâ geçerliliğini korumaktadır. türk şiirinin bize erişebilen en eski şekillerine muhtevi divân-ü lugâti’t-türk’ten yalnız cuci isminde bir şairin ismini öğreniyoruz.
fuat köprülü,
edebiyat araştırmaları-1