eylem ve düşüncelerine göre insanları katogarize etmeye çalışan sığ düşünceli insanlar için yazılmış, fevkalede başarılı mahsun kırmızıgül şarkısı.
bu hayatın yokuşunu
tırnaklarımla kazıdım
geçen yıllar yordu beni
dönüpte hiç bakmadan
dostlarımı sevdiğimi
hiç bir zaman satmadım
yoruldum yoruldum artık
yoruldum yalanlardan
yoruldum sevdalardan
iki yüzlü insanlardan
yoruldum artık
çok karınca gördüm ama
üzerine hiç basmadım
namusumu şerefimi
beş paraya satmadım
allahımdan başkasına
allah diye tapmadım
beni tanımadıysan
ben böyle delikanlıyım
yoruldum yalanlardan, yoruldum sevdalardan
iki yüzlü insanlardan yoruldum
yoruldum gecelerden
yoruldum namertlerden
iki yüzlü nankörlerden yoruldum
gün gelir gidersin elbet
zaten alıştı gönlüm uzaktan sevmeye
sen de git şimdi ardına bile bakmadan
eğer dönersen bil ki ben orda olmam
çünku yoruldum artık
çok yoruldum artık
yoruldum peşinde koşmaktan
yoruldum bu platonik aşktan
allahım yarat beni baştan
yeniden sevdirme beni
gün gelir seversin elbet
zaten avuttu gönlüm beni boş yere
sen de git şimdi ardına bile bakmadan
eğer dönersen bil ki ben orda olmam
çünku yoruldum artık
çok yoruldum artık
yoruldum peşinde koşmaktan
yoruldum bu platonik aşktan
allahım yarat beni baştan
yeniden sevdirme beni
her doğan yeni günün yeni süprizler doğurmasından yoruldum. süpriz ne kadar güzel bir beklentiydi oysa benim için vakti zamanında. sana bir süprizim var sözünü duyduğumda kalbim küt küt atar, acaba nedir diye meraktan mutlu olurdum. dum evet dili geçmiş zaman. süprizlere duyduğum mutluluk tıpkı yaşama olan hevesim gibi geçmişte kaldı yaşanmışlıkların yorgunluğu yüzünden.
oysa ne güzeldi büyümek okula ilk adımımı attığım gün. ne kadar hevesliydim büyük olmaya, kendimi ispatlamaya. beş yaşındaydım henüz , hayat güzeldi, tek derdim evden her sabah çıkıp giden akşama kadar eğlendiğini düşündüğüm ablam ve babam gibi evden çıkıp gidebilmekti. fark etmezdim akşamları yorgunluktan ne kadar erken uyuyakaldıklarını. yorulmanın ne demek olduğunu bilmezdim ki o zamanlar. enerjim, merakım, hevesim bitmez tükenmezdi. hatta evde sitem edilme nedenim olurdu bazı bazı. neden sitem ettiklerini anlayamazdım o zamanlar. çevreme baktığımda nerdeyse bütün çocuklar benim gibi koşuyor, eğleniyor, araştırıyor, kurcalıyor, bozuyor, tekrar yapıyordu. büyüklerin neden bunlardan rahatsız olduğunu anlayamazdım bu yüzden. artık anlıyorum. yorgunlarmış onlarda tıpkı benim şu anda olduğum gibi.
bazen 'ilerde arayacaksın bu günlerini' derlerdi, bu sözüde anlamaz bakışlarla içimden onlara gülerek, sadece hafifçe başımı eğerek kabul edermiş gibi yapardım. oysa içimden ' hadi canım sende, neyini arayacakmışım, bak büyümek ne kadar güzel' derdim.
büyümek hayatı hatalarıyla kabullenmekmiş, öğrendim.
enerji bir gün bitermiş, öğrendim.
hayat bir gün yorarmış, öğrendim.
hızlı koşarken ayağın takılıp düştüğünde kalkmak istemediğin zamanlar olurmuş, öğrendim.
tüm bu öğrendiklerin birgün seni yorarmış, öğrenmekten yoruldum...
"yoruldum!" dedikten sonra, sana bunun sebebini sorarlar, aslında yorulmaman gerektiğini anlatırlar. fakat yorgunsundur işte, işin ciddiyetini kavrayıp saatlerce kendini iyi hissetmen için türlü türlü şeyler yaparlar. oysa ki ihtiyacın olan tek şey daha en başından birilerine sarılmaktı.
fakat sarılmak kimsenin aklına gelmez. süslü püslü kelimelerin iyileştirici olduğunu sanırlar.
yoruldum beklemekten, deliler gibi sevmekten yar
bıktım artık özlemekten ,yinede haber yok senden yar
ayığım zincirlerle bağlanmışım çöllerde yar
sorar herkes nerelerde, bana yalancı dedirtme yar
ben yalnız senle varım ,sensiz bomboşluktayım yar
sen bir çağır ben uçarım ,hazır bekliyor kollarım yar
gel coştu duygularım ,yalnız senden anlarım yar
sana açık bütün kapılarım ,birde dinsin ağrılarım yar
duy artık buz sesimi ,yazdım göğe ismini yar
kaybettim ben tüm gücümü, ne olur görsem yüzünü yar
sen benim ışığımsın, karanlığa paydosum yar
dualarım kabul olsun ,gel içime güneşle doğsun yar
rüyamda gördüm seni, tutamadım elimi yar
vurdum yollara kendimi, belki bulurum izini yar
ateşlerde yanarım, kurumuş topralarım yar
bir tek seninle kanarım ,gelde sönsün yangınlarım yar
duy artık buz sesimi yazdım göğe ismini yar
kaybettim ben tüm gücümü ne olur görsem yüzünü yar
rüyamda gördüm seni, tutamadım elimi yar
vurdum yollara kendimi, belki bulurum izini yar..
kıraç'ın son albümünün insanı en etkileyen şarkısı.. dinledikçe depresyona girip baştan defalarca dinlemek istiyor insan resmen..
sokakta,insanlar arasında,markette,deniz kenarında,arkadaş geyiklerinde,karşı cinsin abartılı ilgisinde ya da ilgisizliğinde,alakasız bir kavga ortasında,bir arkadaşınız ağlarken,başınız dertteyken güçlü güçlü son derece güçlü görünmek... alkol aldığınız bir gün konuşurken sesinizin titremesi,vücudunuzun acı içinde sarsılması sarsılması,sizi hep güçlü bilen insanların geceleri gençlik uykularınızda saçlarınızı kaç kez ağarttığınızı bilmemesi belki sizi tanımaması,tanıyormuş sanması,
annenizin gayri ihtiyari trt 4 de fasıl dinlediği bir an aynanın karşısına geçip sessizce hıçkırarak,alnınızı elleriniz arasında ezerek ağlamak, duyulmayan çığlıklar atmaktır.
her anının uyuyarak geçirmek ister insan, bedeni ve kalbi kırgındır. herkesin kahkahalarla güldğüne zorla ağız ucuyla güler. tek istediği ise artık sadece ve sadece yalnız kalmaktır. kendisiyle başbaşa kalmak, her istediğinde istediğini yapmak ister yorgun. hadi film izleyeyim, hadi sözlük biraz hadi biraz da oyun çevireyim. hiç kimse bana şunu yap demesin, ben hiçbir şey yapmayayım. yayıp oturayım, istersem yüz elli kilo olayım. yoruldum...
çoğu daha 18 yaşına basmamış, hayatı boyunca bir kez bile ayakkabısı yırtılmamış, asla aç yataga girmemiş, yokluktan ya da mücadeleden bi haber günümüz gençlerinin, anlamını dahi tam olarak yaşamadıkları halde, nedense, dillerine pelesenk olmuş kelime.
daha fazla yorulamayacağının ifadesidir.dinlenmeye başlayacağın andır yoruldum dediğin an.
sabahın köründe başlayıp bütün gün hır ve gürle devam eden bir günün bitiminde kendini eve attığın an,birbirinin aynı devam eden bu günlerden bir gün artık dayanamadığını hissettiğinde istifayı basıp hadi bana eyvallah dediğin an,ne ara üzerine almaya başladığını bile hatırlamadığın sorumlulukların altında,ailenin ve çevrenin sana dayattığı zorunlulukların arasında,kendine bakınıpda kendini hiç biyerde bulamadığında,benden bu kadar vakit gitme vaktidir dediğin an,abuk sabuk ilişkilerden,kaçmaca ve kovalamacalardan,aşk oyunlarından(ne demekse),sevişmelerden,sevişememelerden,terkedip terkedilmelerden bıkıp usanıp,ruhunda ve aklında dinlenebileceğin birinin kalbine yerleştiğin an,fısıltı gibi dökülür dudaklarından...
ağlayan şarkı. sıla yine yapmış yapacağını dedirten. albümün son şarkısı, sona saklamış tam 12'den vuracak olanı. alt üst eden. dil damak kurutanı, ateşler bastıranı anlatan.
bu şehrin kalabalığından, insanlarından, kaldırımlarından yoruldum. hep aynı yerlerde sıkışıp kalmaktan, hep eskiyi hatırlamaktan, hatırlamak istemediğimde kendi kendini hatırlatmasından yoruldum. tekrar tekrar düşüp, tekrar tekrar kalkmaktan yoruldum. savaşmak zorunda olmaktan, savaşmamaktan, savaşıp kaybetmekten, üçüncü, dördüncü, beşinci yolu aramaktan yoruldum. derdimi anlatamamaktan, görmekten, duymaktan, dinlemekten ,susmaktan yoruldum. sadri alışık sevdiğine kavuşsun, aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni istediği filmi çekebilsin, masumiyet filmi mutlu sonla bitsin, amerikalılar dünyayı kurtaramasın, dinlemek istemediğim şarkı hiç bir yerde çalmasın, kimse o şiirleri okumasın. yok olsun bu şehir.
"...hey gidi ankara hey
beni de benzettin ya kendine
yüzümde bürokrat gülümsemesi
içimde politik çikmazlar..."
etrafımda dünya kadar şey olurken, tam da müdahale etmem gereken durumda elimden öylece seyretmekten başka bir şeyin gelmemesinden yoruldum... müdahale etme şansım olduğunda da her şeyin üst üste gelmesinden mütevellit hepsine aynı anda yetişememekten, bi tarafından tutup da düzeltirken diğer tarafından bozmaktan yoruldum...
melodisiyle yaralamayı çok kolay başarabilen bir sılaparçası. ya da benim yaram var ondan mahvoluyorum bilemiyorum. bunalma seviyenizi yükseltmek istiyorsanız yüksek seste dinleyiniz.
gecenin bi yarısı kendim ettim kendim buldum misali bir yerlerden hayatınıza dahil ettiyseniz, zaten yıpranmış olan varlığınızın üzerine biraz daha'sını koyar.. sağolsundur.. sıla'nın yaptığı da iş değil hani.. ortalama üstü bir ses ve söz yazma becerisiyle bu kadarını yapıyorsa bu kız, iyi ki biraz daha yetenekli değil..
özhan isminde bir beyfendinin söylediği şahane şarkıdır.
hayır ne kişi hakkında, ne de nasıl bilgisayarımda bulunduğu hakkında hiç bir fikrim yok işin garibi. denk geldim yazayım dedim. yukarıda da aynı şarkı yağmur isimli bir kişi/grup tarafından söyleniyor yazılmış mesela.
neyse nihayetinde çok güzel şarkı. bilinmez pek, en güzel yanı da budur zaten.
bir gün geleceğini ümit etmekten yoruldum. tıpkı seni çağırmaktan yorulduğum gibi. yarın bir halatı daha keseceğim, beni bu limana bağlayan. ve o büyük mendireğe göz kırpacağım. benim için yansın diye. sen... sen nasılsa mahkumsun öyle değil mi? “ya da sen hiç varolmadın!” “benim hayal gücümün bir ürünüydün... nefesini hiç hissetmedim”
çoktan sarhoş olmalıyım yine. olsun, ne fark eder? ben çoktan yoruldum
ne önemi kaldı ki ? iste zaman geçip gitti. bir ömür nasıl tükenirse iste öyle... iste gelmeyecek o dış kavis-topeka ekspresini bir banliyö istasyonunda bekledik. oysa ekspresler banliyölerde durmazlar. yaşam boş bir çırpınış iste. ben çırpınmıyorum o ayrı. belki de çırpınmak istemediğimden, belki de reddediyorum tüm olanları. bir insanın hayatıma girip, tıpkı plaja vuran bir dalga gibi kendi izlerini bile silerek savrulup gitmesini.
“kadehimde hiç dudak izlerin kalmadı.” şarap kokusu öylesine vurdu ki yüreklerimizi biz hep aşkı kırmızı görmek istedik, arzu kadar kırmızı, kan kadar yakıcı. dudaklarımızdan damlayan kan günah değil de çıplaklığımız kadar şehvetimizdi. tüm yanılsamalarımızın döngülerinde şehvetlerimiz günah olmadı mı? kendi günahlarımızdan nasıl sıyrılırdık kendi benliğimizden sıyrılmadan? olamazdı tabii ki, ne kadar da aptalım! bizi biz yapan o günahlar değil miydi? şarap kadehinde yansıyan yüzler ve sokak kapısı kapandıktan sonraki pişmanlıklar...
“kokunu algılamadım” .. yakmadın tenimi. yakamazdın. hiç varolmadın ki... o zaman neden bu acı? neden hala geçe yarıları elim telefona uzanıyor? neden bu mum alevinin yüreğimim durmadan, durmadan dağlamasına izin veriyorum.”
kendi duygularından kaçmak için çok geç. hatta kendi denizinde kaybolmak için bile... o deniz feneri senin kaburgalarının arasında sıkışmışken, istediğin kadar yalan söyleyebilirsin. gözbebeklerin ne kadar canının acıdığını anlatıyor...
ne istedin gerçekten;
nereye kadardı arzuların?
olumsuz mu olmak istedin?
herkes olur bir gün...
ölmek zamaı geldiğinde güzeldir. senin kollarındayken mesela... yada nefesini duyarken.
tüm kaçışlarının ötesinde kalmak mi istedin?
kimse kendinden kaçamaz...
kalabilir miydin benden uzakta, benim senden uzak kalamayacağım kadar?
unutmak mi istedi beni yada sözleri mi?
bak ben unutmaya çalışıyorum iste her yudumda... her kayboluşta, her yağmurda.
ben bu gece şafağı görmeyeğim. çoktan sarhoş olurum yine de olsun, ne fark eder?
bir kadeh daha...
senin şerefine...
beni boşver
ben çoktan yoruldum..