|
|
- yapılmış ve yapılcak bi ton iş vardır: okul, fuar, bitirme vs. vs. sabah sekizde başlar gün gece onikide hala fuar standı sökme çalışmaları devam etmektedir. bacaklr ağrırı, hastalık başını almış gitmiştir. elini kaldıracak gücün yoktur. işte yorgunluk budur diyeceğim sandınız değil mi, değildir efendim.
eve dönülür işten bi güzel, yemek yenir, çay içilir, ayaklar yüksek bi yere konur ve hafif bi rahatlama yayılır vucuda. cepten telefon çıkarılır, 8 cevapsız, 4 mesaj. bakılır, biri bitirmeyi sormuş, biri fuar malzemelerinin yükleneceği kamyonun geç kaldığını haber veriyor, diğeri çizimlerin geciktiğini söylüyor, bi başkası ertesi gün için bi iki şey sipariş vermiş. benim için gelen bi şey yok mu diye bakılır, yoktur. sevdiğin bi kişinin sesini duymak istersin, iş ya da başka bi sebeple değil, seni sen olduğun için seven, ve senin de sırf o olduğu için sevdiğin birinin sesini, aradığın numarayı bulamazsın bir türlü. yaşanan hayat başkalarının güdümündedir artık, patronun, öğretmenin vs.nin. ağlamak istersin, ağlayacak gücü bulamazsın kendinde, işte yorgunluk başlamıştır. ne yaparsan yap geçmeyecek yorgunluk, yaşamanın verdiği yorgunluk. ölsem diye beklersin, boşuna bekleme, ölemezsin, kaçmak istersen, kaçamayacak kadar yorgunsundur, grisindir, gridir dünya. griyim, gri işte dünya, yoruldum ya, yoruldum başkalarının hayatı güdümünde hayatımı tanımsız bir koşuşturmacanın içinde harcamaktan, ağlamak isteyip ağlayamamaktan....
(bu girinin sahibi yaşama hevesi kalmadığından bir süreliğine tüm hayati fonksiyonlarını uyku moduna almıştır, tanıyanlarına duyurulur.)(ba of, 09.04.2007 13:27 ~ 13:33)
- elinizin altından hayatın kayıvermesi sonucu omuzlarınıza binen yüktür. sinsice yaklaşır size, herşey yolunda dersiniz, az kaldı, bir adım daha. işte tam o son adımı atarken ayağınız takılır minicik bir taşa ve birden farkedersiniz ki son adımı atacak gücünüz kalmamıştır, hayat yorgunluğudur omuzlarınıza çöken.
- baş ağrısı ile başlayıp ayak zonklamalarıyla kendini daha bir hissettirir. dakikası dakikasına uymayan birşehirde yaşayan, koştururken yaşamaya çalışan kimselerde kronikleşmesi an meselesidir. an gelir, kronikleşir. beterdir.
- son derece tutucu bir bayan arkadaşıma "yavv kim gelirse gelsin, ister siksin, ister yalasın da bana masaj yapsın" dedirtendir.
- anlatılmaz yaşanır...
- bedenin, zihnin ya da en fenası ruhun molaya ihtiyaç duyduğu hal..
yorulan bedeni ya da zihni, makul bir süre dinlendirmekle geçip giden bir hal..
ancak,
ruhun kesinlikle arızaya geçtiği bir hal..
- final tatilidir, kalkır onca yol tepilir eve gidilir. amaç elbette anne babanın sağladığı rahat ortamda ders çalışmak, bir dediğiniz ikilenmediği görmek ve şımarmak, dinlenmek ve... demiştim sanırım, ders çalışmaktır. bir hafta boyunca satır ders çalışılmaz, planlar yapılsa da. gezilir tozulur, üstüne hasta olunur anne baba endişelendirilir. sonra kalkılır finalin olacağı gün saatlerce yoldan gelinir. şimdi diyorum da, annemin "kızım git gel. hiç yorulmuyor musun?" diye sormasına verdiğim kaçamak yanıtlar deyim yerindeyse elimde patlıyor. sabah akşam bünyeyi kafeine boğduğum için ellerim titriyor, o kadar final, onca kitap... uykusuzluk cabası. içimdeki suçluluk duygusu ve "ya başarısız olursam korkusu?" da hiç bitmiyor.
kendimi 21 yaşımda, emeklisi gelmiş ağır bir işçi gibi hissediyorum. biliyorum, ego savunma mekanızmalarından biri bu sadece; ama gerçekten artık bitse de gitsek... diyorum.
yorgunluğun yol açtığı tahammülsüzlük, gözlerdeki kırmızılık, huzursuzluk...tam adı neydi? yorgunluk işte canım. bu arada unutkanlık demiş miydim?
- konuşmak istersin aslında, çünkü yoruldukça birikir insan, fakat ağzını açsan, dilsiz kelebekler yayılır dört bir yana. "yanımda ol" demek istersin aslında, fakat kendi ordularını bile kontrol edecek gücün kalmamıştır, bu yüzden, "cehennem ol!" dersin.
şafak sonsuza dek yok olmuş gibidir. duvarlara sarılasın gelir, gülün adı'ndan önce kendini hatırlarsın, düşlerinde mumlar devrilir, kiliseler yanar, dilekler arada kaynar gider.
alevden bir giysi giyersin, konuşmaların ney gibi inleyen. içtiğin, cihanı yakan alev olur. yorgunluk rüya olur, rüya görebilirsen bu artık şans olur.
kültablasından taşan küllerle kabarır yüreğin, oysa ki, aklında daha yüce bir şeyler vardı, filizi kan damlayan... bu halde bile hiç unutamazsın, hatırlarsın iskenderiye'nin binlerce yıllık yangın acısını.
ve belki en sonunda bir mistik olursun. kimse anlamaz ne diyorsun.
(not: bu giride yoğun bir şekilde gönderme vardır)
- bütün ay boyunca emek harcadığın işlerini otobüse binince bir köşeye fırlatmana;arkanda oturan çocuğun (abartmıyorum) 50 kere pa-ta-tes diye bağıra bağıra hecelemesine ya da durmadan koltuğu tekmelemesine rağmen gerekli adrenalini üretip de "yeter len" dahi diyememe;kısaca herşeye kayıtsız kalmana neden olan durumdur..
- ne uyku ne başka birşeyin geçirmesi zor olan haldir.
bedenin resetlemesi gerekir. eğer beyin vücuttan önce yorulmuş ise yatıp uzanmak, ayakları havaya dikmek ne fayda caresi yoktur kendine gelmenin.
dinlenilmez sadece unutulur ve bünye buna alışır kendince düzelmeye çalışır.
- gecenin 3'ünde yatağa yatıldığında, beyninizin durmadığını/stand by konumuna geçemediğini hissetmek; kendi kendine "bi sus yaaa." demek ve en son saate bakıldığında 4 olduğunu hayretle görmek, saat 7'de kalkıp işine gücüne, günlük hayatına devam etmek. aynı günün akşamı odaya dönüldüğünde, yemeği masada yiyecek kadar hali olmaması insanın, yatakta yemek yiyip gazete okumaya çalışırken bastıran uyku nedeniyle tabakları alıp yere koyup uyuyakalmak. insanın pcyi, gazeteleri, çanta ve giysileri yatağın üzerinden kaldırmaya bile enerjisi kalmaması. gecenin şu saati daha birkaç saat çalışacak olmanın bilinciyle saçmalamaya başlamak.
- yorgun birisine verilebilecek en güzel ve bir o kadar ironik tavsiyeler şunlardır heralde:
1)insanlar yorgun doğar dinlenmek için yaşar
2)çalışmak yorar
3)gündüz dinlen ki gece rahat edesin
4)yatağını kendin gibi sev,içinden çıkamaycağın gibi yap
5)yarın yapabileceğin işi bugün yapma
6)bugünün işini yarına bırakma, erteleyebilceğin kadar ertele
7)dinlenen birini görünce otur ona yardım et
8)oturman mümkünse ayakta durma,yatman mümkünse oturma
9)tembellikten kimse ölmez
10)çalışma isteği duyunca bir yere otur ve isteğinin geçmesini bekle
ps:en önemlisi:uygulanmaması tavsiye edilir.okuyun gülün eğlenin sonra o yorgunlukla aklınızdan çıksın unutuverin.
- gece yattığında bacağını koyacak yer bulamamaktır.
- en sık görülme nedenleri arasında, tiroit bezinin tembelliği, kafein, uyku sorunları, kansızlık, depresyon, gizli düzeyde seyreden enfeksiyonlar yer almaktadır.
- oturmakla yorulacağın, oturdukça bitkin düşeceğin zamanların geleceğini kimse bildirmemişti. evrensel dilek departmanına gidiyorsun, sabahın ilk ışıklarıyla, elinde bir şikayet dilekçesi, ordan oraya naklediyorlar, 6 adet hüzünlü resmini istiyorlar, 4 adet intihara meyilli kompozisyon yazısı getir bakalım ki diyorlar, yorgun olduğunu anlayalım, ne malum oyun oynamadığın diyorlar. seninse elindeki dilekçede sadece,
"yeter artık, lütfen, düşleri geri getirin.." yazıyor.
duman altı gecelerden ve sarhoş nöbetlerden arta kalan birikintiler oluşmuş zihninde, geceleri uyuyamıyorsun artık. ne kadar denediysen olmadı, uyku düzenin oturmuyor, köpek gibi yorgunken bile yatağına uzandığında, vakit gece ise, en fazla 2-3 saat uyuyabiliyorsun, kimyan bozulmuş ağza alınmayacak şeylerle, o düşsel cennet bahçeleri geride kalmış, cehennemlerinin içinden geçiyorsun sürekli, ne güzel bir yer deyip öğle uykusuna yattığın çimenler koca bir bataklıktı, şimdi uyanıkken görüyorsun ve uyuyamıyorsun.
oturmakla yorulacağın günlerin geleceğinden kimse haber vermemişti.
ünlü dergilere, ünlü yazarlara mailler atıyorsun. hiç kimse cevap vermiyor. yeni insanlarla tanışmak öylesine uzak bir kavram ki artık, ne zamandan beri kendi kendine konuştuğunu hatırlamıyorsun, kendinle konuşup duruyorsun, aptalca çocukça şeyler diyorsun kendine.. "kara kitap'ı ben de sevmiştim" diyorsun.. yeni birilerine kendini anlatmak ihtiyacı içinde boğulup gitmek üzeresin.
eski mana silinmiş. bin kanayıp bin yazdığın, alacaların içinden geçtiğin ve zamanın durmuşcasına yavaş yavaş aktığı günler nerde kaldı, nereye gitti belli değil, internet var artık, çok izlediğin animelerin, dizilerin, eskisi gibi düş sokağı sakinleri değil.
ve oturmakla öleceğin, oturmakla soluk soluğa terleyeceğin günlerin geleceğinden kimse bahsetmemişti.
işte bütün gün yeniden belki gece uyurum diye hiç uyuyamadan geçen 2 günden sonra, şimdi derdini kustuktan sonra şimdi yatağa gidiyorsun, gecenin en geç 3'ünde ayağa dikileceksin, dişlerini bile sıkamayacaksın bu kez, sinir kalmadı ve bir kızılderelinin dediği gibi, umutsuzluk öyle narin ve ilgiye aç ki, sana dudağının en sancıyan yerlerini sunacak, içine çektiğin sigaranda uykusuzluk ve yorgunluk bütün hücrelerini öldürüp sündürecek.
yorgunum artık odin, çağırma beni.. drama tiyatrosu kahkahaların olsun.
- şahsen yorgunluğu üçe ayırıyorum;
· fiziksel yorgunluk
· zihinsel yorgunluk
· ruhsal yorgunluk
bunların arasındaki en hafifi, yani etkilerini yoketmesi en kolay olanı fiziksel yorgunluk..uyursun 10 saat, geçer biter..kas yorgunluğu yani, koşuşturmuşsundur tüm gün..olur ya oturacak zaman bulamamışsındır, ayakların su toplamıştır falan..pelteleşmiş bir vücut, yatağa uzanınca içten gelen "ohh bee!" ve daha bir dakika dolmadan dalınan uyku..
zihinsel yorgunluk ise biraz daha değişiktir..kafa bir şeye takılmış ve kalmıştır..o işi düşünmekten dolayı beyin yorulmuştur..gün içinde iş olur bu kafayı kurcalayan konu ya da herhangi bir kavga ya tartışma olabilir takılan..ya da tüm gün bir kaç gün sonraki finallere çalışıyorsundur..otuyorsun ve çalışan tek yer kafan..fokurduyor tabi bi süre sonra, hararet yapıyor..baş ağrısı mesela, en büyük semptonlarından birisidir zihinsel yorgunluğun..ya da saçma sapan hareketler/laflar, doğal olmayan bi tavır..eğer ki fiziksel yorgunluk ile birleşirse vahim ve saçma sapan bir durum ortaya çıkıyor..tavsiyem hafif ılık bir düş ve baş masajı..yoksa masaj yapacak birileri yanında hemen vurun kafayı yatın..varsa şayet zihinde yer eden problem, muhtamelen sizi uyutmayacaktır ya da uyutsa bile bilinçaltınıza yerleşmişse, rüyalarınıza girecektir..etkisi ağır ve uzun süreli olabilir, dikkat edin derim..kafa rahatlığı forever!
ruhsal yorgunluk ise en fenası..çok büyük bir dert ya da sorun vardır ki ortada sizin ruhunuzu yormaktadır..yorgunluğun etkileri de tepkileri de yıkıcı olabilir..uzun süre devam ederse sinir sistemi başta olmak üzere tüm sistemlerde yan etkilerini gösterir bu yorgunluk..uyumakla geçeceğini sanmam nitekim ruhsal bir yorgunluk sizi uyutmaz..ruhsal yorgunluğu yenebilmek için uykudan veya dinlenmeden çok zamana ihtiyacınız vardır..bir de sabır..
her halükarda bünyenize azami dikkat edin..ve, yorgunluğun hayat & yaşam kalitenizi düşürmesine kesinlikle izin vermeyin!
- fiziksel, zihinsel ve ruhsal tüm yorgunluklar insanı en sonunda uykuya götürür. ancak yorgunluk yine bir başlangıç, eğer kişi çok yorgunluk seviyesine ulaşmış ise durum oldukça vahimdir çünkü çok yorgun insan uyumak istese de uyuyamaz, o bir kendinde geçiştir artık. çok yorgunken o en değerli şeyin, uykunun bile tadı yoktur, baygınlık, açık denizde çalkana çalkana ilerleme...ve uyanınca bitkinliğinden tek bir şey kaybetmemiş ancak göz altları formuna forma katmış(şiş, bünyesine göre göçük ve siyah vb), tipsizlikte zirve yapmış bir şekilde işinin başına koyulur yine. (bkz: sürünmek)
yorgunluğun en beter yanı işte çok yorgunluk seviyesine farketmeden varılma riskinin çok yüksek olması ve varıldığı noktada, geri dönmek için çok çaba harcanması gerekmesidir.
(sonununda bir tavsiye veresim gelmiş sanki ancak vermeyeceğim, nasıl biliyorsanız öyle yapın işte benden söylemesi.)
- bütün bir gün peşpeşe olan derslere girdikten sonra insana yeter artık ayaklarımı uzatmak ya da yatağıma gidip mışıl mışıl uyumak istiyorum dedirten durumdur...
|