yolda kalmak   

adana çık aradan

  1. aşırı kar yağışı sonucunda karşılaşılan durum.

    otobüste yolculuk yapmak zevklidir; hiç susmayan bebeler, koltuğunu ham yapmanı isteyen yolcular dışında. arkadaşınla uzun uzun sohbet edersin, başka zaman yüzüne bakmadığın kitaplara göz atarsın, bol bol müzik dinlersin, yorulunca arkana yaslanıp doğanın güzelliklerini seyredersin. ikram edilen bir bardak çayla bile mutlu olursun. mola yerlerinde içtiğin domates çorbasının tadı bambaşkadır. her ne kadar uyuyamasan da, kafayı cama yaslamaktan zevk alırsın.

    otobüs biletlerini alırken kafamdan tam olarak bunlar geçiyordu. arkadaşımın biletini de aldıktan sonra okula doğru yol almaya başladım. bakkaldan su alıp çıktığım anda gördüm onu. kar! hem de sel gibi yağıyordu. rüzgar da cabası. yürüyemiyordum.

    yolculuk sırasında başımızdan kötü şeyler geçeceğini hayal etmeye başladım, otobüsün bakımdan geçmesini beklerken. annemle konuştum. "oğlum, yanınıza yiyecek alın, dağda kalırsanız aç kalmayın" dedi. "kefen de alalım mı anne?" demeye kalmadan bağlantı koptu. otobüsün gelmesi bir saat gecikince iyice kıllanmaya başlamıştım ama bir kere bu işe koyulmuştuk, geri dönemezdik. otobüs geldi ve yerlerimizi aldık.

    meşhur bolu dağına geldiğimiz zaman olayını ciddiyetini kavramaya başladım. her taraf bembeyazdı, milim milim ilerliyorduk. bu sırada "mola verelim kaptan" sesleri yükselmeye başladı otobüsten. yaklaşık sekiz saat olmuştu yolculuk başlayalı ve daha mola vermemiştik. karadenizli kaptanımız daha fazla dayanamadı ve bizi dışarı saldı.

    - haburdan bi yere kaybolmayın, tamam mi? beş dakka sonra kakacaz, sonra "ben dağda galdım, ben garda galdım" demeyin!

    bu uyarıdan sonra, otobüsten üç adım uzakta, ailemle konuştum. bolu dağı kapanmıştı! bir gündür bekleyenler vardı, biz şanslı sayılırdık. otobüsle gelmeye zorla ikna ettiğim arkadaşımın imalı bakışları gözlerimi deliyordu. nerden bilebilirdim güneşli bir haftanın ardından kar yağacağını?

    hafiften bir yanma hissetmeye başlamıştım. gözlerimi açtığımda, kırmızı sıcak bir şeyin içinde olduğumu anladım ve ani bir hareketle kafamı kaldırdım. ilk molamızı vermiştik ve ben domates çorbasının içinde kendimden geçmiştim. yüzümü yıkamak için tuvalete gittim. tuvalet başına yirmi kişi düştüğünü görünce dramatik bir havaya büründüm. sıralar kapıların hemen önünde başlıyordu ve içerden çıkan her türlü ses rahatça duyulabiliyordu. yerlerdeki beyaz kalebodur, çamurdan simsiyah olmuştu. kusma isteğimi dizginleyip otobüsüme koştum. gözlerimi kapadım.

    - lan oğlum uyan, otobüsü itecez!

    uyuyan bir insana söylenebilecek en kötü söz bu olsa gerek. kısa süreli bir göz dolunayı yaşadım. göz bebeklerim eşek kadar adam olmuştu. kafamı sola çevirdim ve bir uçurumun kenarında yerle altmış derece açı yapan otobüsümüzü gördüm. karadenizli hırçın kaptanımız, gaza basmaya devam ediyordu. her gaz darbesiyle yolcular "yapma kaptan, indir bizi" diye haykırıyordu. kaptan yine dayanamadı ve bizi indirdi. ölümle burun buruna gelmiştim. kısa bir süre, ufuğa bakıp hüzünlü insan portresi çizdiysem de, arkadaşımın fotoğraf çektirme isteğini kıramadım. fotoğraf çektirdiğimiz sırada, kardan kurtulup son sürat bize doğru gelen arabadan kaçabilmek için yarım metrelik kar tepesine atladık. şaka gibi.

    yaklaşık dört saatlik bekleyişin ardından yardım ekipleri gelmişti. otobüs hareket için hazırdı. teker teker bindik otobüse. o sırada kime sitem edeceğini bilemeyen bir teyze, kaptana laf sokma çabasına girdi ve "o kadar da bekleyenimiz var, çok geç kaldık. merak etmişlerdir şimdi" deyiverdi imalı imalı. hırçın kaptanımıza bunu nasıl söylersin teyze? "bizi de kedi bekliyodu zaten" dedi kaptan. şu yolculuktaki tek eğlenceli an buydu sanırsam.

    yaşıyorum hala.
    (seçilebilirkişi, 06.07.2007 17:15)