zevkle gerçekleştirilen hadise. hele bu zevk daha önce hiç gidilmemiş olan bir yere gidiliyorsa daha da fazla olmakta. daha ve de daha zevkli olanı ise uzun süre gurbette kaldıktan sonra ailenin yanına gitmek için yapılan yolculuktur ki, içi içine sığmaz insanın.
ölüm korkulu bir rüyaydı başta ama sonra alıştı insanoğlu bu rüyalara ve devam etmeye çalıştı kaldığı yerden.
zamansız şehre döner bir yolcu, kendi şehrine. en çokta evini özlemiştir, kendi yerini, yurdunu. yolculuk sırasınca düşünür, kavuşabilmenin heyecanıyla gidilen kilometreler vız gelir o'na.
adı üstünde yolcu, yoldan gelen. şöyle bir uğrayacak olan, gittiği yerde beklenen, özlenen.
yolcu varır şehrine. her şey bıraktığı gibi mi diye bakar etrafına ama bulamaz bazı bıraktıklarını. yolcu ölümü görür önünde, ölümün sessiz çığlığını. önce titrer, yakıştıramaz ölümü ama sonra alışır, fark eder gerçekleri.
yolcu artık yollayan olur. ölüyü kendi elleriyle toprağa verir. fark eder ki hiç bir yolcu toprağa giden kadar iç acıtmaz çünkü geri dönülmez bir yoldur o'nun gittiği.
sözde yolcu ölünün pamuk yüzünü gördüğü anda görür hayatın ne olduğunu. başı, sonu en nihayetinde bir beyaz örtüdür ve üstüne atılan topraklar.
toprağa gideni uğurlamak koyar insana. kapıdan son çıkışıdır bu o'nun. onca sene sevdiklerini yolcu ettiği bu kapı, bu eşik şimdi o'nu uğurlar.
bu veda çok can yakar. bu veda, bu gidiş, bu sonu toprak kokan yolculuk...
atv'de yayımlanan fikret kuşkan'ın rol aldığı,dramatik tv filmi. ölümcül hastalığa yakalanmış iki aşığı anlatması itibariyle oldukça üzücü olmakla beraber izlenmeye değer.
fikret kuşkan'ın yakışıklılığının kıvırcık saçlarından kaynaklanmadığını, kel kafayla bile taş olduğunu görebileceğiniz televizyon filmi.
yolculuk "tv filmi"
yapımcı : faruk turgut
yönetmen : bahadır ince
senaryo : çağan irmak
görüntü yönetmeni : burak kuka
sanat yönetmeni : murat güney
yolculuk, yalnızlık içindeki umut arayışlarını, aşklarını kaçarken bulan iki gencin hikayesini anlatmaktadır.
kanser hastası olan efran (fikret kuşkan) ünlü bir yazardır. beyninde tümör olan sevda (bahar kerimoğlu), efran ile aynı hastanede tedavi altına alınır. yalnızlıkları içinde umut arayan iki gençin yaşamı erfan’ın sevda’yı intihardan kurtarması ve hastaneden kaçmaları ile değişir.
efran hastalığı dolayısı ile hastanede tedavi görmekte, sevda ise tedavisi sonucu ameliyat için hastanede beklemektedir. ailesi ve doktorunun tüm baskılarına rağmen ameliyat olmak istemeyen sevda hastaneden kaçar. kaçmak üzere hazırlandığı sırada kendini görmeye gelen efran’ı da çağırır. nereye gideceğini bilmeyen gençler hiçbir şey düşünmeden yola çıkarlar. iki genç kaçışları sırasında birbirlerine aşık olurlar . ameliyat için ikna olmayan sevda, aşkı ve korkusu arasında kalır.
bülent ortaçgil'in 1994 çıkışlı bu şarkılar adam olmaz albümünün son parçası. iki çocuğunu kaybeden bir arkadaşı için yazılmış bir ağıttır. sözleri ise şöyle:
sen bir kuştun
çok uçmuş yorulmuştun
bense kıştım, herşeyden bıkmıştım
sen güneştin
ben biraz sonbahar
bak haber vermeden gidiyor yolcular
hergün bir parçamız kopar yolculuk boyunca
hergün bir parçamız kopar ama seninki çok büyük
sen bir sistin
bense biraz pus
ikimiz kaldık, yok başka çaremiz
sen denizdin
ben içindeki tuz
ikimiz kaldık artık bitiyor yolumuz
hergün bir parçamız kopar yolculuk boyunca
hergün bir parçamız kopar ama seninki çok büyük
kimi zaman sadece bir yerden bir yere varma, birinden ayrılma, biriyle kavuşmadan daha derin bir anlam taşır yolculuklar, en azından şahsım için.
ister kısa olsun, ister uzun olsun, yolculuklar genellikle insanların izole olduğu, çevresiyle bağlarını kestiği, manzaraya uzun uzun daldığı veya bir şeyler okuyarak okuduğunu yaşadığı ortamlardır. birisiyle beraber yolculuk edilse dahi bu zaman zaman izolasyonu bozmaz, sürekli beraber olduğunuz biriyleyseniz yolculuk ederken gevezelik etmeye ihtiyaç duymazsınız, hele ki günümüzde bir çok insan taşınabilir müzikçalarıyla bu dışa kapanıklığı zaten son noktasına kadar getirmektedir. genellikle bir şeyler okurken olmaz ancak çevreye aval aval bakarken insan düşünmeye* dalar, günlük olaylar, hayati konular, hayaller, beşiktaş - galatasaray maçı, her türlü. bazen düşünmek de yetmez, karar verilmesi* gereken bir konu derinlemesine incelendikten sonra bir karara da varılabilir. hayati kararlar alınır bazen o 'zaman kaybı' olarak tanımlanagelen otobüs yolculuklarında, vapur seferlerinde.
bir örnek:
- benimle çıkar mısın neslihan?
* hmm... bir kaç durağa daha ihtiyacım var...
dipnot1: kişisel tecrübelerim doğrultusunda yazılmış olan bu yazı hazırlanırken kullanılan klavye'de boşluk*ve f tuşları işlemiyor, nokta da deneysel takılıyor, sonuç ancak bu kadar oluyor.
dipnot2: kullanılan karakterler* hayal ürünüdür.
ne var ki yolculukta,
her sefer ağlatır beni,
ben ki yalnızım bu dünyada?
bir sabah kızıllığında
yola çıkarım uzunköprü'den;
yaylının atları şıngır mıngır;
arabacım on dört yaşında,
dizi dizime değer bir tazenin,
çarşaflı, ama hafifmeşrep;
gönlüm şen olmalı değil mi?
nerdee!..
söyleyin, ne var bu yolculukta?
bilinmeze doğru
sürüklenip giden hayatlar bir yolcu gibi
her bir vagonunda yüzlerce umut yolcusu
mutluluğa ve çiçeklerin açtığı bahar bahçelerine ulaşmak tek amaçları
sevginin yeşerdiği gülleri bulmak
ayçiçek bahçelerinde çekirdek toplamakher birinin ayrı derdi var
her birinin bileti kesilmiş
her biri hayatın olumsuz kıldığı körper vücutlarını kaçırıyorlar bilinmeze
belki bir güneş doğuşunda daha iyi ve daha mutlu uyanırım düşüncesiyle
soğukta bir yolculuk bu
kemiklerin dans edercesine üşüyüşüne rağmen
yolculuğa devam ederler
battanatiyeler ve dostların sıcaklıklarıyla ısınmaya çalışırlar
yettiği kadarıyla
zaman akıp giderken tren dağları deler geçer
fakat diğer dağda ne çıkacağı belirsizdir
hayatlar emanettir yaratana
dualar korur anca
inanç ve cesaret şurup gibi direnç verir insanlara
gururla yoluna devam ederler
bilmezlerki nereye gidiyorlar
sadece varmak istedikleri güzergahı bilirler
bilmezlerki yollar güvenlimidir
neler çıkacak karşılarına
sadece bir umut ve inanç
hayat treniyle yol alırlar
anadan çıkmış kadar yalnızcasına...
dün gece itü sözlük makina zirvesi nin reklam arasında rastlayıp makinaya tercih ettiğim filmdir bu.
daha önce izlememe rağmen beni yine tv başına oturtabilmiştir.
ölümü beklerken aşk gelirse yi işler film.
lösemi hastası olan efran ve gönül ün hastanede tanışıp çıktıkları yolculuk,muhteşem bir aşka dönüşür.sonunda çok ağlatan bir dram,üzen bir aşktır bu yolculuk.senaryoda çağan ırmak imzası olduğu belli oluyor.
filmin künyesi:
http://www.sinematurk.com/...
düşünme süreci. ölçüp biçme, tartma, dökme yeri.
şayet bir otobüste, vapurda, uçakta ya da trendeyseniz.
hayatınız, tanık olduğunuz, işittiğiniz, okuduğunuz hayatlar akar gider gözlerinizin önünden ve bir iki sivri dikene takılır gözünüz. güzel anılar da olabilir bunlar, kapanmayan yaralar da. özlemleriniz de olabilir zihninize düşen, nefret ettikleriniz de.
her yolculuk, yeni bir keşfe gebedir. sadece bir çift gözün görmeye yetmeyeceği bir keşfe..
şanslıysanız ve bakmanın ötesini gördüyseniz pek çoklarına tabi..