yolcu'yu taşıyan, ona el veren, ona kendini gösterendir.. sebepsiz ve karşılıksız yere açandır koynunu yolcu'ya.. çizilmişse bir yol evvelde ve yolcu yol'u vaktin birinde kendi içine koymuşsa, ve bir ayrılık vakti çanlarını çalarken, ve daha dökülmeden gözyaşları, kuşlar kanadını kırmışsa kendi elleriyle, bir olacak ve bir öleceğin dumanları tüter uzaktan.. gönlü yanar yolcu'nun ve duman'ını uzaktan görür kendi kalbinin gözüyle.. biliriz ki yolcu'nun kördür gözleri, görmez ve dokunamaz güzelliklere gözleri ile..
yol, bir yangın yeri.. duman tüter ve ateş kor olur bağrında..
sebepsiz yere kırılmışsa bir kuş'un kanadı ve açılmışsa bağrının derin yaraları, kendini yol'a bırakır.. bağrını bir eder yol'un koynu ile.. yol, '
bir' yangın yeri.. birlikte yanar kuş'un bağrı ile.. ateş olur kendini yakar, kor olur kuş'u yakar..
yol, bir
sus yeri..
söz biter dil'inde ve kanar gönlü..
kendine söyleyecek iki söz'ü yokken yolcu'nun, yol'a varır.. yol'a atar kendini.. yol'a söz etmek için kendinden.. kendi mevzusundan, kendi söz'ünden, kendi dünyasızlığından, kendi yabanlığından.. yabandır yolcu biliriz elbet.. yol da bilmektedir bunu ve fakat çaresizdir yolcu.. bilir yol da bunu.. o da alır koynuna çaresiz yolcu'yu.. ve dinler gecenin rengi'ndekileri..
yol, bir
manâ yeri.. kendi manâsızlığında bir çıkar bulur kalplere..
hayat'ın anlamsızlaştığı bir vakit geldiğinde ve bölündüğünde dağlar ortadan ikiye yolcu da böler kendini yol'a serper parçalarını.. kan eder yolu, çorak eder toprağı.. mevzu'su manâsız, yaşamı manâsız, söz'ü manâsız.. ne çare ki ve ne yazık ki kendisi yol'suzdur yolcu'nun.. adı yolcu'dur amma, kendi varlığından habersizdir ki bilmez bu yolcu'luk halini.. biçâre..
abıefsun..