|
|
- yatağın sol yanında duran yastığında
başının çukurunun izi yokluğun,
burnumda tüten bir koku,
boş odalarda yankılanan ayak sesim,
evin her yanına bulaşmış parmakizin,
yarısı anımsanamayan hayaldeki suretin...
başka bir şey değil yokluğun, dahası değil!
geçtiğim sokaklar,tanıdığım insanlar hepsi sen dolular...
hepsinin sesinde sen! hepsinin gülüşünde sen!
hepsinin yüzünde sen!
şen çocuklarınyaramazlıklarında bir parçan,
bir parçan lisesli haytaların masumane aşklarında...
dilnecilerin insanın yüreğini burkan hüznünde sıkışıp kalmış bir yanın..
bir tarafın imrenerek baktığın piknik yapan mutlu aile tablolarında.
yokluğun yalnızlığımda saklı sadece,
yalnız kalışımda.
ruhumdasın... hayatın içinde...
göz alabildiğine bakıp gördüğüm her şeyde!
yokluğun bir şeysizlik değil!
yokluğun: 'sen'sizlki sadece... sensizlik değil.
her yer böyle sen doluyken,
her şey böyle sana çalarken
gelmemekte diretsen n'olur?
beni yokluğuna saldın sansan ne olur?
- şimdi gitsen ne olur?
kimi kandırabilirsin böylesine bana bulanmışken ruhun?
kime sıkarsın palavralarını?
şimdi gitsen ne olur?
kim inanır böyle yanıbaşımda dururken hayalin?
gitsen ne olur?
kim inanır gittiğine?
yüzün ellerime bulaşmış, dudakların dudaklarımı tanımış!
gittin sanıyorsun değil mi?
gitmedin! ben istemedikçe de gidemezsin!
- aşka merhaba demişim meğer ekmek ve gazete almak için gittiğim bakkalın ücra köşesinde,
yaşlanmış çam ağacının esintisi alnımdan öperken.
hayallerine dokunmuşum meğer, sana bir parçamı üleştirmişim,
ruhumu bulmuş meğer bedenim elimde gazete arası ekmek,
yüreğimi emanet etmişim kulağının üst yanında duran saçlarının ağarmış uçlarına!
hayalkırıklıklarımı yaslamışım iriyarı omuzlarına,
gözlüklerinin ardında, kirpiklerinin gölgesine sermişim sıkıntılarımı;
serinliğinde ferahlasın için.
kokuna asmışım umutlarımı, sağ elin cebinde aşkı tutarken
sol elinde ekmek poşeti köşeyi döndüğünde.
acılarımı göğsünde uykulara daldırmışım meğer,
aşka merhaba demişim meğer, kopacak fırtınalara,
'sevdiğim adam'a' diye nihayet bulacak satırlara...
yalnızlığa merhaba demişim meğer,
gidişine... usulca kapıları örtüşüne,
acı bir haberle içimin yanışına merhaba demişim meğer:ölümüne!
- üzerine ağır bir grip geçirmiştin ilk buluşmamızda
bense umutsuz bir sevda.
boynunda siyah bir atkı, başını duvara yaslamıştın
işte o ara hüzünlü bakışlar fırlatıık birbirimize...
o gün belliydi bu aşkın ikimizide ağır ince bir hastalık gibi saracağı!
şimdi yüreğimde boynunda sarılı duran atkıdan daha siyah bir sancı
ve göğsümde dinmek bilmeyen o acıyla
bu aşkın ince hastalığını yenmeye çalışıyorum ama ne çare!
hüzünlü bakışların ilk gün kü gibi durmuyor önümde.
- gözlerimi döktüm gidişinin ardından bulutlarla yarışarak her damlada,
yüreğimin eşiğinde kaldı ayakizin...
ve bir kış uğradı ruhuma: nasıl üşüdü senin için ısıttığım içim!
soğuk denizlerin tuzuyla dağladım yüreğime açtığın yaraları,
yıldızları bir bir sıyırıp aldım gökyüzünden, ay aydınına bıraktım.
gittin!
umutsuz bir bakışım kaldı ardından geriye,
hüzün yüzüne çok yakışıyor dedin
ve gözlerime çelik gibi parlayan bir keder asıp gittin.
saçının yek telini bulduğum gece yastığında
gündüzler geç kaldı gecelerimin bitimine...
gittiğin mevsimde kaldım hep, gittiğin yalnızlıkta
ve kaç yıl geçtiher gecenin ayışığında.
gittiğin günde kaldım, haftalar uğramadı yanıma,
gittiğim gün eskidi her şeyim, ne söylesem kâr etmedi yokluğuna.
gittiğin günde kaldım, hiç gelmeyişini bekleyerek, bilerek...
gittiğin günde kaldım, sana icad ettiğim her sevda sözünü,
mandal karşılığı bir eskiciye sattım,
seni yüreğimin en yaralı yerine sakladım.
gittiğin günde bıraktın beni dönüp ardına bakmadan,
beni bana koyverip, her şeyi üstüme devirip!
yedi bahar eskittim gidişinle, sekizinciye çıkar mıyım allah kerim!
ama gittiğin günde kaldım...
sert sonbahar rüzgârının yüreğimi kavurduğu vakitte,
ceketini alıp, yüreğine binip gittiğin, beni tarumar ettiğin,
odaları bir bir üstüme yıktığın günde kaldım.
yedi sonbahar eskittim ardından adam!
yedi hayat... yirmi sekiz mevsim!
bir sen eskimedin içimde be adam!
ben eskidim ama içimde bir seni eskitemedim...
belki de seni en çok gittiğin günde kaldığımda sevdim!
- içim titremişti tanıştığımda dudaklarınla...
ürperivermiştim işte ansızın.
acemiydi kocaman sandığım yüreğim,
toydu büyüklüğüne inandığım ruhum
ve çocuktu kadınlığım...saf, ahmak, seven bir çocuk..
şen bir çocuktu içimdeki sana geldiğimde,
çekingen, masum, ürkek bir çocuk..
korkularını zırh yapan cesur bir çocuk!
nasıl sevmişti seni içimdeki o çocuk!
dokunmak isterken dokunamadan,
söylemek isterken susarak..
sahip olduğunu sandığı kadınlığı,
seninle içten içe pekiştirirken kaçarak..
çenenin sağ yanındaki kırlaşmış sakalına vurularak,
parmaklarını yüzünde dolandırırken haz ve mutluluk duyarak,
asır gibi süren küçük aşklı öpücüklerin ardından kocaman gülümseyerek,
bir erkeği tanıyarak, bir erkeğin ruhunu çözerek..
seni tanıyarak, ruhunu çözüp benliğine dokunarak..
nasıl sevdi seni bu deli çocuk..
büyüyerek, küçük kalbiyle sana eş olarak,
nasıl sevdi seni bu çocuk..
ama gel gör ki sevgilim aramızda yıllar vardı..
bir ömür gibi uzanan on sekiz yıl vardı..
bir oğlun vardı sevgilim aramızda bir de karın!
içimdeki çocuk büyüdü sevgilim; seni severek,
yasaklığına el sürmeden...
bu çocuk büyüdü sevgilim yüreğinde seni saklayarak...
ve bu aşkın öyküsünü sezen' den dinledi..
"... çok zaman oldu siz evliydiniz ben kaldım hala o
yüreğimin vurgunu yediği terk edilişde,
gelip gitti ah beni buldu sevdanın en karası
baharlarla sonbaharlar güzler yazlar arası,
ben o gün yandım işte sabaha doğru üçte
çok zaman oldu siz evliydiniz ben kaldım hala o
yüreğimin vurgun yediği terk edilişte..." *
|