bir kaç yıl önce acı bir tecrübe ile tadma şerefine nail oldum bu durumu. okuduğum üniversitenin askerlik tecilini yaptırmadığını, bu işlemlerin efsanevi bir işkence sekansı sonrası manuel yapıldığını nereden bileyim? yaşım o vakit daha 19. üniversiteyi kazanıp gelmişim istanbul'a. gelir gelmez eve çıkmışım, hazırlık okuyorum, sikim daşağıma denk deyim yerindeyse. sonradan çektireceği acıları bilsem vallahi önceden her riski göze alıp aslanlar gibi gidip yaptırırdım.
lise mezuniyeti ve reşit yaşı geçmiş olmanın en acılı öyküsü bu aslında benim açımdan. ailem bir kuşak göçmen gelmiş türkiye'ye. bu nedenle nüfus kütüğüm henüz gitmediğim bir ilimizde ikamet ediyor, öyle uygun görülmüş devlet tarafından. askerlik prosedürü önce buradan başlarmış. kütüğün bağlı olduğu mahalle muhtarının çevrede tanımadığı tek aile olmamız muhtemel, haliyle bize bir haber ulaştırması imkansız. tam bu nüfus kayıt sistemleri yeni rayına oturmaya başlamıştı. bu nedenle askeriye bir adım daha ileri giderek tc kimlik numaramdan istanbul'da ikamet ettiğim mahalle muhtarlığına da göndermiş aynı uyarıyı.
gel gör ki, yaş itibarı ile ele avuca sığmaz şahsımı bir kaç deneme sonunda evde bulamayan muhtar, içinden "banane ulan" diyerek vazgeçmiş bu sevdadan da. olayın son halkası ile askeriyenin durumu kolluk kuvvetlerine bildirmesi şeklinde oluyormuş. evimin yanında bulunan karakola son uyarı ve yakalama emri gelince, komiseri olan akrabam beni arayıp durumu bildirdi iyi ki. yoksa bir bar çıkışında sorgulama esnasında yakalanıp birliğime teslim edilmek üzere saçlarım kazınıp arkası açık kasalı kamyonda seyahatime başlayabilirdim.
tecil yaptırmak ayrı bir zulümmüş meğer. öğrenci belgesi yeter heralde mantığı ile kaptığım gibi kadıköy-üsküdar askerlik şubesinde aldım soluğu. kapıdan girer girmez gördüğüm gergin insanlar nedeni ile omurgamda oluşan dikleşme ve hazır ola geçme arzusu sardı bünyemi. yangın yerine dönmüş götüm ulan ha aldılar askere ha alacaklar korkusu ile, 3 katlık merdivenleri üçer beşer çıkıp iniyor, gördüğü herkese neyi nerede yaptıracağımı soruyorum. meğer özel bi belge varmış onaylatılması gereken.
fakültemin dekanlığı okuduğum kampüse göre allah'ın siktirettiği yer olmasa gün içerisinde halletme taraftarıyım. her an bi polis çevirip nezarete alabilir telaşı içerisindeyim. kahraman asker olmak yerine kahraman öğrenci olmayı tercih edip halletmeye çalıştım gün içinde. tam dönüp yetiştim derken şubenin kapandığını öğrenip eve döndüm. akşam evden çıkmadım korkudan, sabah trafik polisi görsem yönümü değiştirerek geri gittim şubeye.
yaşlı başlı ve omzu kalabalık bir amca sırada beklerken sırtıma vurup "aslanım benim boya posa bak, komando teğmen olur bundan" dedikçe gözlerim yuvalarından fırlıyor. istanbul kadıköy'deki nüfus kalabalığından sanırım, sabah 8'de gidip öğlene kadar halledemedim işimi. öğlen yemeğinde "kuyruk arkadaş"larım ile civarda bir yerde yemek yerken hayata karşı duruşumu, geldiğim geçmişi falan sorguladım durdum. öğleden sonra şubede çalışan sivil memurun bu kez de, nüfus kütüğünün bulunduğu şehirdeki askerlik şubesi faksa cevap vermiyor dediğinde vücudumdaki kan akışı hızlanıyor, kalbim daha bir hızla çarpıp adrenalinim tavan yapıyor.
neyse ki, bir kez daha gitmeme gerek kalmadan hallettiler ertesi gün. hala korku içerisindeyim ama. 4 senedir uğrayıp bir hallerini hatırlarını sormadım diye benim tecili düşürüp, omzu kalabalık amca komutasında eve gelerek "aslanım ısparta komando ocağına çıktı askerliğin, seni birliğine teslim edicez, gidiyoruz" diyerek götürebilir beni apar topar. uzun süre kabusum olan askerlik konusunda, fikri olarak "isteyen yapsın, isteyen yapmasın" hatta
laissez faire laissez passer taraftarı olsam da, daha alengirli yollardan, gerek yüksek lisans, gerek doktora ile profesyonel askerlik sistemine geçilene kadar ertelemeyi düşünüyorum. hem belki bişi olur yeniden paralı askerlik falan çıkar. olur mu ki lan? umut fakirin ekmeği işte.