merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

yirmi yaş dişini çektirmek

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  4. #kültür sanat
  1. kendimden bildiğim kadarıyla kişinin çekim öncesinde yersiz korkulara kapılmasına neden olan hadisedir. çekim öncesinde arkadaşlarınızdan duymuş olduğunuz abartılı anılar dişçi koltuğunu elektrikli sandalye gibi düşünmenize neden olabilir, ancak durum hiç de anlatıldığı gibi olmamaktadır. bu olayın seyri gün be gün şu şekilde olabilmekte;

    herhangi bir gün: yirmilik diş yine yapacağını yapmış ve iltihaplanmış, hayattan alınabilecek tüm zevkleri işkence haline getirmiştir.

    sonraki bir kaç gün içinde: çevrenizdeki insanlar yirmilik dişlerin yarattığı sorunlar ve yirmilik dişlerin çekimi hakkında masallar, rivayetler hatta efsaneler anlatmaya başlar.

    bir kaç gün sonra: arkadaşlara çaktırmadan eczaneye gidilir, diş iltihabını sona erdirecek bir ilaç sorup soruşturulur, edinilir, kullanılır ancak işe yaramaz.

    bir hafta sonra: arkadaşların ısrarları ve dişin ağrısı dayanılmaz bir hal alır... istemeye istemeye hastaneye gitmeye karar verir kasatura*, kerpeten*, çuvaldız, elektrik sandalyesi* ve cellat* kavramlarını düşünmeye başlarsınız. sevk alınır, hastaneye varılır, kayıt yaptırılır, doktorun kapısına gidilir ve beklenilir. derken cellat şeklinde düşünülen doktorla odanın içinde baş başa kalırsınız, anlatılanın aksine oldukça mülayim ve hoş sohbettir. apsenin yok edilmesi için gerekli olan ilaçları yazar ve size çekim için takriben 4-5 gün sonrasına tarih verir.

    çekim günü: doktor mülayim olsa da anlatılanlar hala aklınızdadır... yeni bir sevk ve yeni bir kayıtla doktorun huzuruna çıkılır. doktor sakin olunması gerektiğini, korkulacak bir şey olmadığını anlatmaya çalışır, ancak kulaklarda bir uğultu başlamıştır bile. koltuğa uzanılır, doktor iğneyi hazırlar ve ağzınızı genişçe açmanızı istedikten sonra malum dişin bir kaç farklı noktasına ilacı zerk eder. sonra ikinci bir iğne daha yapılır ki siz bu sırada bu işin ne kadar kolay ve acısız gerçekleştiğine şaşırmaktasınızdır. iğne yapıldıktan sonra odanın dışına çıkar ve beş-on dakika civarında beklersiniz ki ilaç sinirleri yeterince uyuşturabilsin. bu arada bilinen bütün dualar okunmakta tekrar gayet imanlı ve itikat sahibi bir kul olmaktasınızdır. sonra dişçinin bulunduğu kapı ansızın açılıverir, doktor karşınızda sizi beklemektedir. içeri girer koltuğa uzanırsınız, doktorunuz önce ufak tefek bir kaç direktif verir. sonra da yirmilik dişin bulunduğu noktaya neşterle bir hamle yapar... büyük bir acı bekleyen siz yine hiç bir acı hissetmemenin yarattığı şaşkınlığı yaşamaktasınızdır. sonrasında ise dayve ile dişin alınması aşaması vardır. ki en çok korkutan nokta da burasıdır. doktor davyeyi ağzınıza sokar, bir şeyler yapmaktadır fakat bu hissedilmemektedir, hatta davye ağızdan çıkınca dişin henüz çekilmemiş olduğunu zannedip "şimdi mi çekeceksiniz?" diye sorarsınız... doktor gülümseyen bir yüz ifadesiyle size bakmaktadır ve elinde sizin dişiniz vardır. daha sonra ise çekilen dişin olduğu boşluk bir kaç dikişle kapatılır, ki bu sırada ağzın arka taraflarına kadar gidebilen bu alet hafif bir mide bulantısı yaratabilir, elbette yaratmayabilir de. arada koltuğun yanında bulunan kutuya tükürmeniz de istenebilmektedir ayrıca. tüm bu aşamalardan sonra çekilen dişin bulunduğu kısma konan bir gazlı bezle işlem tamamlanır. yanağınızda, dudağınızın ve dilinizin yarısında morfinin etkisiyle ortaya çıkan bir hissizlik söz konusudur. eli hafif olan doktorunuza bir kaç kez arka arkaya teşekkür eder, bir günlük raporunuzu da aldıktan sonra hastaneyi terk edersiniz.

    çekim sonrası: hastaneden ayrılırken doktorunuzun uymanızı istediği kurallar aklınızdadır. daha önce vermiş olduğu ilaçlar kullanılacaktır. ancak bundan tatmin olmayan bünye tekrar eczaneye gider ve her ihtimale karşı en etkilisinden bir ağrı kesici alır. ilk yarım saatle bir saat arasında ağızdaki tampon çıkarılmaz, bundan sonra çıkarıldığında ise yeni tampon koyulmaz çünkü bu mevcut bölgedeki pıhtılaşmayı dağıtıp kanamayı arttırabilir. takriben iki saat sonra sıvı gıdalar alınmaya başlanabilir, ayrıca henüz morfinin etkisi geçmeden ağrı kesicinin alınması da yaşanacak olan ağrıyı hafifletecektir. ayrıca yanağa buz kompresi yapılması da şişliği ve olası bir morarmayı önleyecektir. buz tatbiki her saat beş on dakikalık sürelerle uygulanabilir. morfinin etkisi geçmeye başladığında apseli dişte yaşadığınız ağrının bir benzerini yaşarsınız, ancak bu ağrı saatler ilerledikçe azalacaktır.

    sonraki gün: sabah kalkıldığında diş ile ilgili bir şey hatırlanmamaktadır, baş ucunuzda duran ilaçları görünce aklınıza geliverir. ağzınızda hala sızıntı şeklinde bir kanama da mevcut olabilir bu da tahminen bulunduğunuz günün akşamında sona erecektir... hayat devam eder...

    ***

    üç buçuk yıl ötesinden gelen edit: sanırım bu konuda ben şanslı olanlardandım. bu işin zorlu geçip geçmemesi yirmilik dişin pozisyonuyla ilgili olsa gerek. eğer sorun yaratacak tarzda sağa, sola, arkaya ya da öne oldukça yatık ve gömülü biçimde çıktıysa o diş; muhtemelen çekilmesi de zorluk yaratacaktır. o yüzden yirmilik dişi çektirirken bu giriyi referans alarak hemen rahatlamamakta fayda var ne yazık ki...

    not: "dişçiler tarafından değil çene cerrahları tarafından yapılan işlem." demiş bir arkadaşımız. bu doğru değil. yirmilik dişin pozisyonuna göre müdahale edecek kişi dişçi de olabilir, çene cerrahı da. benim yirmilik dişimi çeken kişi bildiğin dişçi idi mesela. her yirmilik dişin çekimi zorlu olacak diye bir durum söz konusu değil. ancak daha önce de dediğim gibi, yirmilik dişin pozisyonuna göre çok zorlu bir çekim de gerçekleşlebileceğinden hemen rahatlamamakta fayda var.
  2. bunun birde narkoslu versiyonu vardır:

    sabah hastaneye gidilir, kayıt yapılır, bir odaya yerleştirilip doktor beklenir. sanılanın aksine doktor gelmez, bir hemşire hanım sizi alır ve aydınlık bir odaya götürür. odanın ortasındaki yatağa yatırılıp, parmaklara bir kaç alet takılır.doktor hala yok. bu sırada anestesist gelir hal hatır sorar ve ağza maske dayamak suretiyle kişi etkisiz hale getirilir. tekrar gözler açıldığında sabahki odada olunur ve kısa bir süre sonra başka bir hemşire hanım gelir, koldaki serumu söker, dişleri ve gereken ilaçları verir ve gitmeden önce doktorun beklenilmesi gerektiğini bildiri. bu arada sabah çıkarılan giyecekler tekrar giyilir ve aynaya gidip bakılır, hiç bir şey değişmemiştir. yalnızca ağızdaki tamponlar sessiz birer şahididir düşmanın mağlubiyetinin. doktor gelir, fazla sıcak olmamak şartıyla her şeyin yenilip içilebilineceğini söyler, başarılar diler ve gider. ertesi sabah ağızda pis bir kan tadı olur ve alınan raporla bir hafta evde yatılır.
  3. doktor dişinizi çekerken size elinden geldiği kadar küçük çocuk muamelesi yapar.yavaş yavaş attığı her adımı bütün korkunçluğuna rağmen sizinle paylaşır.sürekli dikkat dağıtmak için konuşur.astrolojiye meraklıysa sıkıntı yaratabilir.ama yaşanan onca şeye rağmen artık ağrı yoktur.tek sıkıntı dikişlerin alınmasını beklemek olabilir.sıcaklar soğuk,soğuklar sıcaktır ama artık diş,kulak,baş ağrımaz.
  4. eğer, oldukça asi ve aynı zamanda şerefsizin teki olan bu diş* damakla 30 derecelik açı yaparak çıkmaya çalışıyorsa (ki asla çıkamayacaktır), adının diş çektirme (bkz: diş çektirmek) değil de basbaya ameliyat olarak değiştirilmesi gereken pis olay.
  5. şu an hala ağzımda uyuşukluk olmasına sebep hadise.daha önce kime sorsam en az bir saat sürdüğünü söylediler ya yalandı yada benimki çok kolay oldu 5 dakika bile sürmedi.acımıyor ama uyuşturucu iğnenin etkisi geçmeye başlayınca ne olacak bilmiyorum.iltahaplanmasını beklemeden çektirmek gerek iltahaplı dişin çekimi çok daha acılı olsa gerek
  6. tarafımdan dün gerçekleştirilen olay.gün içerisinde 2 tane final sınavına girildikten sonra randevu saati gelir ve diş fakültesine gidilir.oldukça rahat bir şekilde beklenir.sıranız gelir ve içeri girersiniz.o da ne kapıda ameliyethane yazıyor.ve doktor kişisi tarafınızdan size verilen ameliyat gömleğini giydikten sonra yavaş yavaş bir korku almaya başlar içinizi.hele bir de benim gibi şırınga fobiniz varsa korku katsayısı artar.dişci koltuğuna oturulur.üzerinize bir de örtü geçirilir.sadece başınız görünecek şekildedir bu örtü.korkular daha da artar.önce ilk iğne, dişin uyuşmaması yüzünden ikinci iğne ve de doktor sayısının ikiye çıkması.garip aletlerin ağza girmesi... doktor kişilerin yapacağı herşeyi size anlatmaya başlayıp sizi daha da rahatlatmak istemesi fakat rahatlayamamanız... sonra ismini bilmediğim bir aletle dişin oyulması/kırılması işlemi ve en sonunda mutsuz son.bir de ağza dikiş atılıp ameliyatın sonlandırılması.hala inmeyen şişler, yemek yiyememeler, bir devin yıkılışı...

    bu korkulu anları yaşamak istemiyorsanız, lütfen ağız sağlığınıza dikkat ediniz diyorum.
  7. yarın başıma gelecek olan hadise. şu an altıma sıçıyor olmaktan mütevellit doğru düzgün klavyeye basamıyorum. evet ağız uyuşuyor evet bir şey hissetmiyoruz evet 2 güne geçiyor. ama bunlar beni rahatlatmıyor. tırsıyorum, geceleri kabus görmeye başladım; soğuk ve gri tonlarda bir yerdeyim, yerler fayans, steril bir koku, beyaz önlüklü insanlar... sonra ağzıma doğru yöneltilmiş o korkunç aletler... allahım başka konuyla ilgilenmeliyim. başka başlıklar bulup okumalıyım. neden bu neden? şimdi hemen evete basıp bu başlığı terkedicem.

    edit: büyük hata.
  8. saat 1'de uyuşturucu yemiş, 1.30'da çektirmiş, 3'te uyuşturucunun etkisini görmüş bir kişi olarak kurbanlara deneyimimi anlatayım (çok çok uzun bir zaman önce, uzak bir galakside):

    doktorumuz "nazi doktor" dediğimiz türden yaşlı bir amcaydı. asistanına "tut şunun kafasını" işaretini vermesinin akabininde "biz kendimiz de durmasını biliriz" bakışı attık, arkadaki müzmin düriye çekildi. aleti dişimize yerleştirmesinin akabininde kayan diş, adamımıza sorun çıkardı. çengelle dişi çekmeye çalıştık, düriyemizin "hah, geliyor" demesinin gazıyla dişe yüklenen amcamız, baştan karar vermiş de başarmış edasıyla dişi yerinden çıkardı, bu arada debelenen bize "sen rahat ol, seninle ilgisi yok" incisi yuvarlandı. diş de yerinde duramayıp boğazımıza kaçmıştır. neyse ki öksürürüz ve tehlike bölgesinden çıkar. bu arada %90'ı uyuşmamız çenemizdeki reseptörlerin etkisiyle beynimizdeki sinirlerin tümü resmen yanmıştır. "yat biraz uyu" diyen ebeveyne çıkışılmasının 1 saat kadar sonrası çene uyuşur. diş oyuğu devasadır, salatalık vs. yerken dahi dikkatli olunmalıdır. öyle oluk oluk kan gelmesi gibi bir durum yoktur.

    beslenme için en güzeli şekerli (veya şekersiz) yoğurt yemektir. aşırı sıcak ve soğuktan kaçının, uyuşturucunun nuhnebiden kalmış olmamasına özen gösterin. yani sorun. siz müşterisiniz, ağız sizin ağzınız, e tıp da artık ticarete dökülmüşse, "doktorun işine karışılmaz" tabusunu yıkın ve çekincelerinizi dile getirin. unutmayın, insanı en çok korkutan şey belirsizliktir. cevapları perdeleyen bulutlar ortadan kalktıktan sonra sizin de içiniz rahatlayacaktır. yeni oyuğunuz da birkaç güne küçülme sürecine başlayacak, dilinizi tarifsiz orgazmlara ulaştıracaktır (tamam, son kısmı cesaret vermek için söyledim).

    bir de şunu unutmayın: en kötü çekim, en iyi dolgudan iyidir. dolguda da amalgamı tercih ediniz, beyaz dolgunun "iyi durulanmama" riskine girmeyiniz, zira bu asit köke inip sağlam dişinizi mahvedebilir. dolgu içine hava kabarcığı kaçması bile size tarifsiz acılar çektirecektir. diş konusunu hafife almayınız, aldırmayınız.

    kanal tedavisinden korkanlar için özel edit: sinirleriniz acıyı hissetmeyeceği için en kolay tedavi bu yöntemdir. mümkünse sinirler ölene kadar bekleyip öyle dolgu yaptırınız. canlı sinirlerle, bir çürük dolusu dişin tedavisi, size kalıcı bir fobi kazandıracaktır.
  9. her kim ki gelip de "hacı ben çektirdim yirmiliği, uygar bir insan gibi oturdum dişçi koltuğuna, bu devirde hurafelere kapılma, ver kurtul." filan diyorsa bilin ki; a) sizi çok büyük mandepsiye bastırmaya uğraşmakta, size kin duymasının sebeplerini araştırın; b) doktor yirmilik yerine başka bir dişini çekmiş, çok fena yemişler bunu; c) uyuşturucunun etkisi henüz geçmemiş; d) tunçbilek - linyit.

    hayatta bazı gerçekler var ki, sevgili şirinlerim, bunlardan kaçmaya çalışmak beyhude bir çabadan, kaçınılmaz sonu umutsuzca ertelemeye çalışma uğraşından öteye gidemiyor ne yazık ki. bu gerçeklerden biri de, yirmilik dişin köklerinin v6 porsche motoru formatında konumlandırılmış olduğu gerçeği. bu azimli arkadaşların çene kemiğimizle olan ilişkilerini daha iyi tarif etmek adına şöyle bir örnek de verebilirim hatta; (görsel: tutunabilenler/38486).

    diyelim ki siz periyodik olarak yirmilik diş ağrıları bastıran, bastırdıkça başka zaman arayıp sormadığı diş hekimi arkadaşına yavşakça, yüzsüzce telefon açarak ilaç dilenen, onun önerdiği antibiyotiklerle iltihabı dağıtıp, dişçiye gitmeniz yönündeki ısrarlarını ise muntazaman göz ardı eden bir günlük hayat bay yanlış'ısınız. gün geldi artık 5 gramlık gergedan dizayn ilaçların bile sizi iyi etmekte yetersiz kaldığını farkettiniz; "eahh sikerim böyle aşkın ızdırabını!" ani celallenmesiyle kendinizi diş hekiminin deri kaplı işkence koltuğunda, o depresif beyaz ışığın altında buluverdiniz. hikayemiz işte bu noktada başlar.

    hekimimizi sokakta görsem, veya iç mekanda görsem de farketmez, kendisinin emekli asker olduğuna yemin edebilirim. en az albay. havacı gibi duruyor. pilot ama avcı pilotu değil. nakliye uçağı olabilir. bir de asistanı var. güzel asistan. aslında güzel olup olmadığı konusunda pek emin değilim, o kısımlar epeyce silinmiş. kaldı ki yüz hafızam zaten pek iyi değil. fakat asistan ise güzel de olmalı diye düşünüyorum. bir bakalım, c-130 pilotu tipli veteran hekim, beyaz önlüklü güzel asistan, beyaz halojen ışık, deri dişçi koltuğu, yerde 60x60 parlak granit seramik karolar, çeşit çeşit alet edevat. internette "english dungeon" diye aratmak suretiyle ilgili görsellere ulaşabilirsiniz.

    neyse uzatmayalım, uyuşturucu iğne diş etinizin çeşitli noktalarına batırıldıktan sonra, güzel asistan bir yanınıza, çirkin hekim bir diğer yanınıza geçiyor. kullanılan aletler: kerpeten, pense, mıha benzer bir dalga, tornavida benzeri bir nane, makas, matkap (ne oldu? evet, matkap.), ayrıca iki adet de vakum. bu vakumlar devamlı ağzınızın içinde duruyor, biri kan, diğeri tükürük çekmek için, anladığım kadarıyla. hekim efendi makasla diş etlerimizi kıtır kıtır kestikten sonra, ortaya çıkan dişi, o tornavida benzeri naneyi kaldıraç olarak kullanıp kerpeten ve penseyle kanırtabildiği kadar kanırtıyor. dişin kökü ortaya çıktıkça da matkapla parçalayıp parça parça dışarı alıyor. matkap diş kökünüze girerken çıkan "zınnn" sesinin de genel ambiyansa katkısı ihmal edilemez boyutta, atlamayalım.

    uyuşma ve kendine gelme evreleri hariç net yarım saat kadar süren işlem, diş etinize cımbız benzeri bir zımbırtı ve bildiğin dikiş iğnesi yardımıyla dikiş atılmasını takiben nihayete eriyor. bu arada "fof foolun doğtor be" demeye çalışırken farkına varmadan dili olsun, dudağı olsun ısırmak gayet mümkün, dikkatli olun. yaklaşık bir hafta sonra dikişler alınıyor, yaranın tamamen iyileşmesi ise aşağı yukarı bir ayı buluyor. bu süre zarfında çorba ve püre benzeri besinlere doyacağınıza garanti verebilirim. diğer yemeklerin de blender marifetiyle bulamaç haline getirilerek bir şekilde yutulması, gıdasız kalmamak adına tavsiye olunur.

    uyuşturucu güzel uygulandıysa işlem sırasında pek acı duymuyorsunuz. esas film iki saat kadar sonra, ilacın etkisi geçince başlıyor. hele dikişler alındıktan sonraki birkaç gün, rahatlıkla severus snape rolü için oyuncu seçmelerine katılabilecek kıvamda geziyorsunuz. o kadar zaman "aaaa!" pozisyonunda durmaktan dolayı ağızda çıkan yaralar da işin tuzu biberi. velhasıl, iltihaplanan yirmilik dişten kurtulmak için illa ki yapılması gereken bir işlem bu, ama hayatınızın bir üç haftalık zaman diliminde dünya nimetlerinden hiçbir zevk almamayı göz önünde bulunduracaksınız.

    edit: imlâ. ha ha, dur dur değil. diş hekimleri kendilerine "dişçi" denmesine çok kızıyorlar. özgür ruhlu ve bilinçli bir kadına "bayan" demiş, ya da ne bileyim, ankara'ya "memur şehri ya" demişçesine tepki görmek istemiyorsanız bundan kaçının.
  10. rastgele gidilen bir dişçi ziyaretinde panoramik röntgen isteyen doktor, alt çenede sağlı sollu kuzu gibi yere paralel yatan yirmilikleri gördüğünde "bunları hemen almamız lazım" nidasıyla sevincini paylaşmıştır.

    röntgende sol taraftaki yirmilik, diğer dişin köküne yaslanmış yatarken, diğeri biraz daha mesafeli uzanmaktadır.

    ilk olarak antibiyotik verilir, dört noktadaki diş taşları temizlenir.

    2 hafta sonra yine antibiyotiğe başlanır ve ameliyat için ağrı kesici, gargara ve buz torbası temin edilir.

    dişin etrafındaki etlere uyuşturucu zerk edilerek bir 15 dakika beklenir. sonra dünya üzerinde %13 oranda rastlanan keyifpezevengi dişi almak için, ağza sokulan aspirasyon çubuğunun yanısıra, bir ucu koltuğa bir ucu ağzınıza geçirilen çengel ve bileğim kalınlığında bir şırınganın içinde serum ile doktoru beklersiniz.

    önce diş eti bisturi ile kesilir. kanın temizlenip görüşü açmak için asistan serum zerk eder ve diğer yandan da kanla karışık serumu aspire eder.

    sonra, bir aletle dişin üzerindeki, kenarındaki etleri zınn zınnn sesi eşliğinde sıyırır, sonra kesici aleti alır ve dişi ikiye böler. ama diş çıkmaz. dişçi asılır, zaten habitual çene çıkıklığı olan hastanın canı acımakta ve yapılan uyuşturucuya rağmen çene ağrısını hissetmektedir.

    dişçi asılır. çıkmaz. dişçi bir daha keser. dişin ilk yarısı tekrar bir asılmayla çıkar. diğer yarısı için tek bir çekim işlemi yapacağını sanan hasta yanılır. dişçi dişi 3 kere daha keser. asılır. gelmez. asılır yine gelmez. bir yandan çenenizi yerinde tutmaya çalışırken, bir yandan çenenizi kırabileceği ihitmalinden bahsetmektedir.

    dişçinin bu asılması, dişin gelmemesi ve matkap döngüsü tekrarlanırken, hasta ağzını açan kelepçeden, serumun tadından, aspirasyon borusunun diline temas eden ucundan, dişçinin zorlanması ile ter dökmesinden ve en kötüsü de başarısızlığını paylaşmasından usanır.

    tıkır tıkır seslerin ardından terini koluna silen dişçi, "içerde kök kaldı mı emin değilim ya" der ve eline aldığı kazıcıyla çene kemiğini kazır. "acıyor" mu dediniz? "ama emin olamadım" der, kazımaya devam eder.

    en son dikiş atarken düğüm sesini duyarsınız. hiçbirşey içmemeniz gerekirken "ilacı ameliyattan sonra alırsın" dediği için antibiyotik ve ağrı kesiciyi içersiniz ama su yaranıza temas eder.

    nihayetinde buz torbası ile oradan ayrıldığınızda, dişinizin size yarattığı hiçbir sorunun farkında değilken, sonrasında büyük acılara gark olursunuz.

    çıkartılan dişin olduğu tarafta ayrı bir kafa vardır, sürekli ağrır, her gargara sonunda ağrı beyninize gider, dikiş atılmasına rağmen o boşluğa yemek kaçtığını düşünür huylanırsınız. yemek yerken ağzınızı açamadığınız için, aralıktan içeri ekmeği vs tıkarsınız.

    yemekhanede insanlar nasıl yemek yiyor diye arkalarını dönüp sizi seyrederler.

    ağrı ile uyumaya çalışır, gecenin yarısı aç karnına ilaç almak zorunda kalırsınız, bu defa da mideniz ağrır.

    7nci gün dikişlerin alınması gereken gündür. akıllı olun ette eriyen ip kullandırın!
    ama ağrı devam ettiği için ağzınızı açamazsınız ve dikişi erteletirsiniz. antibiyotikmiş, biokadin gargaraymış en iyi yöntem el yapımı dut pekmezini içip dişiniz etrafında "şifa niyetine" diye diye dolaştırmaktır. onda sonra ağrı azalır, şiş iner.

    9ncu gün artık iyiyim, dikişleri aldırabilirim diye düşünürken, ip etinizden sıyrılırken mideniz bulanabilir, başınız dönebilir. bu yüzden mümkünse yanık kremi anestol veya silverdin gibi bir kremi dikiş alanına takribi 5 dakika önce sürün. lokal olarak orayı uyuşturuyor.


    kıssadan hisse:

    neticede, bir yerde duydum, yirmiliği almak yerine yanındaki azıyı çekiyorlarmış. dişinizin ne konumda gömülü olduğunu, ya da etten hangi açıyla çıkmaya çalıştığını araştırın, bilerek gidin.

    bilin ki, buz da koysanız sorunlu ve zor bir ameliyattan 9 gün sonra anca şiş fark edilmez hal alır. dokununca hala hissedersiniz.
    dikiş için estetik dikişi tercih edin. bir de onun alınmasıyla uğraşmayın.

    sağdaki kuzuyu aldırmamak için taklalar atacağımdan emin olun. bu arada dişçinin mavi çipil gözleri ile benimle konuşurken gözlerini kırpmıyor oluşu beni huzursuz ediyor. ankara'da bu dişçiye gitmek istemiyorsanız, benimle irtibata geçin. anamı ağlattı şerefsiz, kadın hala yeni dişlerine alışamadı.

    dikişi aldırdıktan sonraki ilk gargara editi: saat 22:18
    senelerce gittiği her dişçiden ağız bakımı ve hijyeni konusunda övgüler alan biri olarak, ameliyat sonrası enfekte olduğumu yazmaktan utanmıştım. ancak biraz önceki gargara sonrasında tükürdüğüm diş parçası ile dişçimi ve o çipil gözlerini bir daha andım. içerde parça kalmış dişçi bey, ben yemek parçası kaçırmamışım.
    bir de, rahatladım çok. 1 ayda üç kere aldığım antibiyotikle bedenimi mahvetti benim.
  1. 1