öğrenim hayatımın durup durduk yerde çok yanlış bir yöne kaymasına neden olmuş durumdur ki, zamanında aklımı başıma toplamadığım için tüm hayatımı mahvettiğimi düşünüyorum halen, bir bakalım - yaklaşık 5 yıldır bu böyle.
ortaokul birinci sınıftan itibaren hangi konuya saldıracağımı şaşırmış bir insanım ben. bir gün elimde tam metin
anna karenina'yla, ertesi gün
bilim ve teknik dergisiyle dolaşırdım. ertesi sene rus yazarlarının eserlerini hatmetme gibi bir işe sardırdım ki, bu işi, lisede
tolstoy'un
diriliş'inden bir koca paragrafı kelimesi kelimesine felsefe elemelerinde kompozisyonuma yazacak kadar da iyi becermişim. "keman istiyorum ben!" diye tutturdum fakat o keman 4 sene sonra geldi; o arada davula da sardırdım, parmaklarımın klavyeyle saçma sapan bir ilişkiye gireceğini bilmeme rağmen elektro gitar da aldırdım. fakat asıl mesele şu ki, bu saydıklarımın içinde hiçbiri fakat sadece o bilim ve teknik dergileri sonumu hazırladı. düşünce deneylerinin, sicim kuramının çekiciliğine kapıldım,
stephen hawking'i tanrı ilan ettim, "maddenin en küçük yapıtaşı atomdur" derlerken bize, ben kafamdan
kuarkları,
leptonları saydım.
güzel gibi, değil mi? her şeye kafam basıyor falan... hiç de öyle değilmiş ama çok sonra anladım ben bunu. lisede kuantum fiziği değil klasik fizik okuyorduk çünkü ve ben moment almayı bile beceremediğim halde fen-matematik bölümüne geçtim.
newton'ın yedi ceddine,
galilei'nin ebesine saydırarak bitti lise hayatım.
leibniz neredeydi peki,
heisenberg,
schrödinger? hepsi bir paralel evrende yitip gitmişti ve ben öss'de ne bok yiyeceğimi düşünüyordum.
sonucu söyleyeyim size, fazla uzatmadan: bu ağır tokattan sonra, parmaklarım gayet uygun olduğu halde kemanı bir kenara attım, gitarın klavyesini kırdım. kuantum fiziğine bu seneye kadar bir daha yanaşmadım, bilim ve teknik evime bir daha asla girmedi. asla bir tolstoy, bir tolkien, bir céline olamayacağımı kendi yüzüme vurdum, hepsini bir kenara bırakıp
bridget jones bile okudum hatta.
hayatta kendimi yetenekli bulduğum tek konu yabancı dildi, ama ben neredeyim şimdi dersiniz? iktisat okuyorum!
yani cidden sağlam bir tokat yedim, ama artık ağlamıyorum. müstahak bana. bir daha da böyle bir hata yapmadım, ama ne faydası oldu dersiniz? hiç! giden gitti bir kere.
öğrenebilsek keşke zekamızı kullanmayı, yapabileceğimiz şeylerle uğraşmayı. çünkü gerçek hayatta aslında kimsenin elinde bir yetenek buketi yok; "iyi olabileceğimizi düşündüğümüz" şeyler değil, "iyi olduğumuz" şeyler var.
çok sonra edit: durumun özetini
depeche mode,
wrong ile geçmiş, evet:
"i took the wrong road
that led to the wrong tendencies
i was in the wrong place at the wrong time
for the wrong reason and the wrong rhyme"
*