bugün yaşadığım örnekle açıklayabileceğim andır.
soğuk hava, yarı dolu bir otobüste arkada ayakta kaldım. kulağımda
daft punkve "
da funk" çalıyor. kendimi ritme kaptırdım. her sabah yaptığım ilk şey gibi. ağzıma sakız attım. nane aroması hoşuma gidiyor sabahları. ayaktayım, müziğim güzel, nanem güzel. fakat benim ayakta dikildiğim yerin bir önünde iki kız yan yana oturuyor. sarışın olan bana dönüp tip tip bakıyor. allah allah? ona bişey yapmadım ki? sadece
daft punkve ben varız. ben de ona tip tip bakıyorum. "beremi kıskandın değil mi kahpe! hahahaha!" bakışları bunlar. sonra yanındaki kankası dönüyor. bir şeyler söylüyor bana. anlamıyorum, kulaklığı sıyırıyorum.
"sakızınızı birağğz daha gürültüsüz çiğner misiniaaazzz??!!!" diyor.
ağlamak istiyorum. evet, ağlamak istiyorum. berem de ben de sönüyoruz o an. allahım, yerin dibine girmek istiyorum. ağlaya ağlaya otobüsten inip sakızımı tükürmek, allahım bunu nasıl yapabildim diye dövünmek istiyorum. yapamıyorum. kal geliyor. "yağğ çok özür dileriğm ama siz de çok sertsiniz yağğğni" demek istiyorum onlar gibi. diyemiyoum. lanet sakız! lanet nane aroması! nasıl da kendimi ritme kaptırıp gürültü yapabildim? adeta bir ayıydım. hayır hayır g.ttüm. g.t olmuştum. evet bir g.t olmuştum.
hayatımın aydınlanmasını yaşadım daha sonra. g.t olmuş başımın üzerinde güzel bir berem ve artık daha bilinçle çiğnediğim bir sakızım vardı. dünyaya gürültü yapmayacaktım artık. dünyayı sevecek, hayvanları koruyacak, sakızımla onların tüylerini yolmayacaktım. küresel ısınmayı düşündüm... kimbilir sakızlarımızla, bu adeta şırfıntı gibi çiğnediğimiz sakızlarımızla günde kaç ton su tüketiyorduk. ölmek istedim. bu dünyaya çocuk doğurmak istemedim. sakızımda boğulmak istedim, bana ancak bu yakışırdı. otobüs kızı yalnız muayyen günü nedeniyle sinire kesmiş genç bir dimağ değildi. o gençliğin sesiydi.
vivident'in,
first'ün toplum içindeki en büyük düşmanıydı. nane aromasına karşı üretken bir beyindi. daha kibar bir şekilde uyaramaz mıydı? hayır, olmazdı. benim gibi ayılar ancak bundan anlardı.
köpekleri düşündüm, kedileri... küreseli düşündüm.. onu düşündüm bunu düşündüm...
otobüsten inmedim, sakızı da atmadım. zira telefonum çalıyordu ve daha telefonumla bağıra bağıra konuşarak önemli konulara yelken açacaktım.