22 mayıs 2012 salı
günün başlıkları: 1516 tane
günün başlıkları: 1516 tane
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·facebook (3)
- ·gecenin şarkısı (9)
- ·din (4)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·carlos arroyo (2)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·oğlum bak git (97)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·drama yolları (2)
- ·
- ·
- ·
- ·aşk (3)
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·
- ·house md (22)
- ·
- ·tifa lo (2)
- ·
- ·kıskançlık (2)
- ·
- ·hayali arkadaş (2)
yerin dibine girmek
- (bkz. mağmayı ziyaret etmek.)
- akbil makinasının boş kota sinyalini duymak kadar etkilisi yoktur.
durduk yere böyle.
sanki tecavüzle suçlanırsınız - kalabalıkta zamansız gelen ereksiyon belirtileri,kaşıntılar,ardından iki bacağın birbirine yaklaştırılıp sol ayak dik;sağ ayak diz sağa bilek sola duruş şekli.
- tam hapşururken salya sümük, önündekinin sırtına, yere ve maksimum sayıda insanı igrendirebilecek her noktaya gider... hiç istif bozulmaz. ufak bir gülücük atarsın "hayallahım ne kadar hasta oldum" der silersin neresiyse.
tahmin et ki kum olsa etrafta, birde devekuşu gibi kafan, 1 hafta 10 gün cıkarmassın kafanı sokupta... - (bkz: madenci)
- msn'de iş arkadaşıyla kankayı karıştırıp erotic vinyet göndermek.
- örnekleri için
(bkz: yer yarılsa da içine girsem denilen anlar) - "bittiğim an bu andır" dedirken zaman aralığı. bu tür durumlarda magmayı görmek ister insan. (bkz: magma)
- bugün yaşadığım örnekle açıklayabileceğim andır.
soğuk hava, yarı dolu bir otobüste arkada ayakta kaldım. kulağımda daft punkve "da funk" çalıyor. kendimi ritme kaptırdım. her sabah yaptığım ilk şey gibi. ağzıma sakız attım. nane aroması hoşuma gidiyor sabahları. ayaktayım, müziğim güzel, nanem güzel. fakat benim ayakta dikildiğim yerin bir önünde iki kız yan yana oturuyor. sarışın olan bana dönüp tip tip bakıyor. allah allah? ona bişey yapmadım ki? sadece daft punkve ben varız. ben de ona tip tip bakıyorum. "beremi kıskandın değil mi kahpe! hahahaha!" bakışları bunlar. sonra yanındaki kankası dönüyor. bir şeyler söylüyor bana. anlamıyorum, kulaklığı sıyırıyorum.
"sakızınızı birağğz daha gürültüsüz çiğner misiniaaazzz??!!!" diyor.
ağlamak istiyorum. evet, ağlamak istiyorum. berem de ben de sönüyoruz o an. allahım, yerin dibine girmek istiyorum. ağlaya ağlaya otobüsten inip sakızımı tükürmek, allahım bunu nasıl yapabildim diye dövünmek istiyorum. yapamıyorum. kal geliyor. "yağğ çok özür dileriğm ama siz de çok sertsiniz yağğğni" demek istiyorum onlar gibi. diyemiyoum. lanet sakız! lanet nane aroması! nasıl da kendimi ritme kaptırıp gürültü yapabildim? adeta bir ayıydım. hayır hayır g.ttüm. g.t olmuştum. evet bir g.t olmuştum.
hayatımın aydınlanmasını yaşadım daha sonra. g.t olmuş başımın üzerinde güzel bir berem ve artık daha bilinçle çiğnediğim bir sakızım vardı. dünyaya gürültü yapmayacaktım artık. dünyayı sevecek, hayvanları koruyacak, sakızımla onların tüylerini yolmayacaktım. küresel ısınmayı düşündüm... kimbilir sakızlarımızla, bu adeta şırfıntı gibi çiğnediğimiz sakızlarımızla günde kaç ton su tüketiyorduk. ölmek istedim. bu dünyaya çocuk doğurmak istemedim. sakızımda boğulmak istedim, bana ancak bu yakışırdı. otobüs kızı yalnız muayyen günü nedeniyle sinire kesmiş genç bir dimağ değildi. o gençliğin sesiydi. vivident'in, first'ün toplum içindeki en büyük düşmanıydı. nane aromasına karşı üretken bir beyindi. daha kibar bir şekilde uyaramaz mıydı? hayır, olmazdı. benim gibi ayılar ancak bundan anlardı.
köpekleri düşündüm, kedileri... küreseli düşündüm.. onu düşündüm bunu düşündüm...
otobüsten inmedim, sakızı da atmadım. zira telefonum çalıyordu ve daha telefonumla bağıra bağıra konuşarak önemli konulara yelken açacaktım. - (bkz: iltifat etmek isterken hakaret etmek)
- tam olarak dört sene önce yaşadığım durum. istanbul fatih'te, fatih parkında, bir arkadaşla oturmuş gönül işlerinden, öss stresinden, fenerbahçe'nin şampiyon olup olamayacağından ve buna benzer birçok konudan konuşurken bir kadın yanaştı yanımıza. ona baktım. üstünde başında eski kıyafetlerle, kucağında bir çocuğu ile karşımda duruyordu. kafamı çevirdim. birden anlamadığım bir şekilde bana bir şeyler söyledi. anlamadım çünkü dinlememiştim onu. "allah versin abla" dedim. kadın bir şeyler söylemeye devam etti. gene anlamadan "sağ ol abla" dedim. tam o sırada söylenerek "açma be" dediğini duydum. döndüm baktım. evet. o bir dilenci değil, kucağındaki çocuğuna yedirmek için elindeki şekeri açmamı isteyen bir kadındı sadece. "abla özür dilerim ver açayım" dedim. "istemez" dedi ve çekti gitti. yüzümün aldığı şekli, rengi, içinde bulunduğum ruh halini ne anlatabilirim ne de anlayabilirsiniz. "ulan yarağım! kimsin lan sen, insanları dış görünüşlerine yargılıyorsun! göt olur kalırsın işte, aynen göt gibi kalırsın öyle." dedim kendime hep. her hatırladığımda bu olayı dedim bunları. çünkü yerin dibine tam anlamıyla, o zaman girmiştim ilk kez.
- (bkz: itin götüne girmek)
(bkz: rezil gavat olmak) - şehir içinde ,trafik polisi’nin sağ’a çek işaretiyle sağ’a yanaşıp durmam, kemer takmadığım için ruhsat ve ehliyetim’i istemesiyle birlikte, verdiğim ruhsatın arasında duran o zaman’ın rüşvet değeri taşıyacak değerindeki kağıt 1 lira’yı bana doğru uzatıp'' beyefendi bunu alın'' demesiyle utancımdan düştüğüm durumdur.oysa ben o parayı yeni olduğu için saklamak maksadıyla ruhsatın arasına koyup unutmuştum.
bilmeyenler için not:ruhsatın arasına para koyup polis'e vermek ,rüşvet vermenin bir yoldur. - (bkz: kendinden utanmak)
- şöyle birşeydir;
http://www.facebook.com/... - 2005 senesinde 92t (basın sitesi-taksim) otobüsünde bizzat yaşadığım bir olay sonucu içine düştüğüm durumdur.
okuldan çıkmışım taksime gideceğim. bindim otobüse. hemen cam kenarlarını kestim. son bir tane kalmış cam kenarındaki koltuğa hemen ilişiverdim.
(bilenler bilir, 92t'nin otobüsleri daha bir eski olur. bu eski otobüsün en arkasında ters koltuklar olur. oturduğum koltuk işte o ters koltuklardan biriydi.)
nasıl da uykum var. otobüsün taksim'e ne kadar uzun sürede gittiği umrumda değil. ne kadar uzun sürerse o kadar çok uyurum diye hesaplar yapıyorum.
kafamı cama yaslar yaslamaz uyumuşum. tarlabaşı civarında uyanır gibi oldum ancak gözlerimi açmadım, şöyle bir yerleştim, elimi çenemin altına koydum.
kahretsin...
gözlerim kapalı ama ıslaklığı hemen farkettim. evet arkadaşım, salyalarım akmış ben uyurken.
o gözler bi daha açılmadı. ulan ne yapıcam şimdi dedim. göz ucuyla otobüsü kestim. bir sürü insan var önümde ayakta duran.
taksim'de de inmem gerekiyor. çok yaklaştık ineceğim durağa. ama bende otobüsün kapısına gidecek yüz yok.
en son durağa gideyim bari derken, meydanın oradaki durakta otobüs durdu ve kapılarını açtı. o ana kadar güya uyuyor olan ben, kapının tıs demesiyle birlikte bir hışım fırladım otobüsten. ve arkama bakmadan hızla yürüdüm..
yerin dibine girmiştim...
istiklal'e girdiğimde biraz rahatlamıştım. 'aman ne var canım çok doğal' demeye bile başlamıştım.
hem beni bir daha nerede görecekler değil mi? - içine düştüğüm durum. cidden düştüm ama. kanalizasyona düştüm bildiğiniz. küçüktüm saftım. gerçi tek bacağımın yukarda kalması sayesinde sıyrıklar ve morarmış bir çeneyle atlattım hadiseyi.
bu da böyle bir anımdı. - şu inci sözlük ün bi şeysi var ya;
(bkz: bi bitmediniz amına koyayım)
heh işte onu ofis ortamında yanlışlıkla son ses açarsanız yerin dibine girersiniz. üstelik bu ofis full kadınlardan oluşup tek erkek sizseniz yerin dibine girmenin üstüne tüy de dikersiniz.


