belki ilginizi çeker
  1. · yer yarılsa da içine girsem denilen anlar
  2. · utançtan ölesi gelmek
  3. · yerden yere vurmak
  4. · iş yerinde uyumak
  5. · utanmak
  6. · kendini de unutsaydın bari
  7. · özel bir görev için burdayım
  8. · yanlış kişiye mesaj atmak
  9. · köpek götü olmak
  10. · küçük iskender
  11. · madde 98: hiç olmayacak birine dünyanın en inanılmaz konuşmasını yap (reklam)
gündem
  1. · günün tek cümlelik özeti
  2. · sevgilinin 5 gün aramayıp naber diye mesaj çekmesi
  3. · tunceli alevileri dinsizdir
  4. · günün tek şarkılık özeti
  5. · okan bayülgen
  6. · cebe sevgili ismini kayıt şekilleri
  7. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  8. · aktarma
  9. · yoldan çeviren parfüm

yerin dibine girmek  

  1. (sanwhere, 20.04.2004 21:46)
  2. akbil makinasının boş kota sinyalini duymak kadar etkilisi yoktur.
    durduk yere böyle.
    sanki tecavüzle suçlanırsınız
    (mavio, 13.07.2005 22:44)
  3. kalabalıkta zamansız gelen ereksiyon belirtileri,kaşıntılar,ardından iki bacağın birbirine yaklaştırılıp sol ayak dik;sağ ayak diz sağa bilek sola duruş şekli.
    (mastür, 15.03.2006 16:11)
  4. tam hapşururken salya sümük, önündekinin sırtına, yere ve maksimum sayıda insanı igrendirebilecek her noktaya gider... hiç istif bozulmaz. ufak bir gülücük atarsın "hayallahım ne kadar hasta oldum" der silersin neresiyse.
    tahmin et ki kum olsa etrafta, birde devekuşu gibi kafan, 1 hafta 10 gün cıkarmassın kafanı sokupta...
    (gestalt, 15.03.2006 16:34 ~ 22.03.2006 12:49)
  5. (bkz: madenci)
    (fantastik karakter, 15.03.2006 16:40)
  6. msn'de iş arkadaşıyla kankayı karıştırıp erotic vinyet göndermek.
    (docentonur, 27.03.2007 02:06)
  7. (sarmalak, 27.03.2007 04:55)
  8. "bittiğim an bu andır" dedirken zaman aralığı. bu tür durumlarda magmayı görmek ister insan. (bkz: magma)
    (yürütmeyi durdurma, 11.09.2007 15:52 ~ 15:54)
  9. bugün yaşadığım örnekle açıklayabileceğim andır.
    soğuk hava, yarı dolu bir otobüste arkada ayakta kaldım. kulağımda daft punkve "da funk" çalıyor. kendimi ritme kaptırdım. her sabah yaptığım ilk şey gibi. ağzıma sakız attım. nane aroması hoşuma gidiyor sabahları. ayaktayım, müziğim güzel, nanem güzel. fakat benim ayakta dikildiğim yerin bir önünde iki kız yan yana oturuyor. sarışın olan bana dönüp tip tip bakıyor. allah allah? ona bişey yapmadım ki? sadece daft punkve ben varız. ben de ona tip tip bakıyorum. "beremi kıskandın değil mi kahpe! hahahaha!" bakışları bunlar. sonra yanındaki kankası dönüyor. bir şeyler söylüyor bana. anlamıyorum, kulaklığı sıyırıyorum.

    "sakızınızı birağğz daha gürültüsüz çiğner misiniaaazzz??!!!" diyor.

    ağlamak istiyorum. evet, ağlamak istiyorum. berem de ben de sönüyoruz o an. allahım, yerin dibine girmek istiyorum. ağlaya ağlaya otobüsten inip sakızımı tükürmek, allahım bunu nasıl yapabildim diye dövünmek istiyorum. yapamıyorum. kal geliyor. "yağğ çok özür dileriğm ama siz de çok sertsiniz yağğğni" demek istiyorum onlar gibi. diyemiyoum. lanet sakız! lanet nane aroması! nasıl da kendimi ritme kaptırıp gürültü yapabildim? adeta bir ayıydım. hayır hayır g.ttüm. g.t olmuştum. evet bir g.t olmuştum.

    hayatımın aydınlanmasını yaşadım daha sonra. g.t olmuş başımın üzerinde güzel bir berem ve artık daha bilinçle çiğnediğim bir sakızım vardı. dünyaya gürültü yapmayacaktım artık. dünyayı sevecek, hayvanları koruyacak, sakızımla onların tüylerini yolmayacaktım. küresel ısınmayı düşündüm... kimbilir sakızlarımızla, bu adeta şırfıntı gibi çiğnediğimiz sakızlarımızla günde kaç ton su tüketiyorduk. ölmek istedim. bu dünyaya çocuk doğurmak istemedim. sakızımda boğulmak istedim, bana ancak bu yakışırdı. otobüs kızı yalnız muayyen günü nedeniyle sinire kesmiş genç bir dimağ değildi. o gençliğin sesiydi. vivident'in, first'ün toplum içindeki en büyük düşmanıydı. nane aromasına karşı üretken bir beyindi. daha kibar bir şekilde uyaramaz mıydı? hayır, olmazdı. benim gibi ayılar ancak bundan anlardı.
    köpekleri düşündüm, kedileri... küreseli düşündüm.. onu düşündüm bunu düşündüm...

    otobüsten inmedim, sakızı da atmadım. zira telefonum çalıyordu ve daha telefonumla bağıra bağıra konuşarak önemli konulara yelken açacaktım.
    (fingerbang, 08.11.2007 11:45)
  10. tam olarak dört sene önce yaşadığım durum. istanbul fatih'te, fatih parkında, bir arkadaşla oturmuş gönül işlerinden, öss stresinden, fenerbahçe'nin şampiyon olup olamayacağından ve buna benzer birçok konudan konuşurken bir kadın yanaştı yanımıza. ona baktım. üstünde başında eski kıyafetlerle, kucağında bir çocuğu ile karşımda duruyordu. kafamı çevirdim. birden anlamadığım bir şekilde bana bir şeyler söyledi. anlamadım çünkü dinlememiştim onu. "allah versin abla" dedim. kadın bir şeyler söylemeye devam etti. gene anlamadan "sağ ol abla" dedim. tam o sırada söylenerek "açma be" dediğini duydum. döndüm baktım. evet. o bir dilenci değil, kucağındaki çocuğuna yedirmek için elindeki şekeri açmamı isteyen bir kadındı sadece. "abla özür dilerim ver açayım" dedim. "istemez" dedi ve çekti gitti. yüzümün aldığı şekli, rengi, içinde bulunduğum ruh halini ne anlatabilirim ne de anlayabilirsiniz. "ulan yarağım! kimsin lan sen, insanları dış görünüşlerine yargılıyorsun! göt olur kalırsın işte, aynen göt gibi kalırsın öyle." dedim kendime hep. her hatırladığımda bu olayı dedim bunları. çünkü yerin dibine tam anlamıyla, o zaman girmiştim ilk kez.
    (ceyyar kermit, 22.03.2008 01:16)
  11. toplum içindeyken olağandışı bir şey yaptığınızda içine düştüğünüzü sandığınız şey. oysa ki çoğunlukla yerin dibine girmek diye bir şey yoktur. bir iş toplantısındayken yanlışlıkla osurmak, kendi adınızı unutmak, bir söze karşılık verememek, içinizden geçen çocukça sözleri sarhoş ağızla söylemek ve uyandığınızda bundan pişman olmak, vb...

    bunun gibi daha binlerce konuda yerin dibine geçmek diye bir şey yoktur aslında. insanoğlu kendi kafasından kurallar uydurur ve bunlara tapar, sınırın dışına çıktığında yerin dibine girdiğini sanır. oysa ki yerin dibine girmeniz, gerçek anlamda özgür kalabilmeniz adına atılmış çok önemli adımlardır onlar. küçük, basit, fakat özgürleştirici adımlar.
    (geber marla singer, 22.03.2008 01:25 ~ 01:27)
  12. (donkıllıone, 22.03.2008 01:27)
  13. şehir içinde ,trafik polisi’nin sağ’a çek işaretiyle sağ’a yanaşıp durmam, kemer takmadığım için ruhsat ve ehliyetim’i istemesiyle birlikte, verdiğim ruhsatın arasında duran o zaman’ın rüşvet değeri taşıyacak değerindeki kağıt 1 lira’yı bana doğru uzatıp'' beyefendi bunu alın'' demesiyle utancımdan düştüğüm durumdur.oysa ben o parayı yeni olduğu için saklamak maksadıyla ruhsatın arasına koyup unutmuştum.

    bilmeyenler için not:ruhsatın arasına para koyup polis'e vermek ,rüşvet vermenin bir yoldur.
    (didyma, 15.02.2009 20:15)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil