öyküleriyle tanıdığımız
sema kaygusuz'un ilk romanıdır.adı ilgimi çok çektiği için okumuştum. roman,
üzüm ve
altın adı verilen iki bölümden oluşur. karakterler adeta iki kez can buluyor romanda. bu nedenle de
iki kalpli roman olarak anılmaktadır. bu iki bölüm birbirine hiç benzemiyormuş gibi görünse de bence her iki bölümde aynı şeyler anlatıyor aslında. sadece zaman ve karakterler farklı.birinci bölümde birinci ağızdan bir anlatım var. roman bir adada başlıyor. yazar başlangıçta çıkmazlar dünyasındadır adeta. zamanla yozlaşmaya başlayan bir ada, ana karakterin dedikodusunu yapan ada halkı- babasını öldüreceğine dair-, tuhaf bir aile:şarhoş bir baba, evi terkedip giden bir anne ve ne yaptığını anlayamadığım bir sevgili... ikinci bölümde ise bir masal dünyasına girip şok oluyoruz.
şiir ve
masal karışımı üçüncü ağızdan bir anlatım. her şey çok farklı gibi görünüyor ama bence mesaj hep aynı:
bir bedenin ve ruhun kendini keşfetme arzusu. insanlar değişiyor, kendilerini keşfediyor, farklı dünyalara yolculuklara çıkıyorlar sanki. ilişkiler, sevgiden kaçış,ölüm, yalnızlık, kopukluk, iletişimsizlik...
kitapta çok beğendiğim bölümler:
" bu susmayı tanıyordum. bir bakıma sessizlik katliamıdır bu. düşmanlığı, nefreti, dövüşü tatmadan gün geçtikçe kayalıklaşan bir yalnızlığın ortasına üfürülüverirsiniz."
" lezzette kişisel bir biçeme erişmek için illa ki bir yanlışlık yapmalı."
" hastalık, ruh dediğimiz o dumansı yaratığı gövdeye karşı kullanamadığımız biricik sığınaktır. yaşamın ölüm koktuğunu onun sayesinde anlarız."
" insanlar birbirine çarpa çarpa değişirler."
" gerçeği bilen birini kandırmaktansa gerçeği besleyen bir yalan yeğdir."