2007'ye nasıl girdiniz?
medeniyetlerin çatışıp, en klasik söylemiyle 'güçlünün haklılığının onandığı', vadesi savaşlarla yetirilmiş hayatların ve onların ecelsiz ölümlerinin kanıksandığı coğrafyalarda, kendi küçük kıyamet miladımızın bir senesine, 2007'ye..
sevinçle mi umutla mı, mutlulukla mı; adıyla müsemmea olmayan o romanın kahramanları gibi sahte bir hazurla mı; ruhumuzun kendi miladından beri hangi tenhasında kuluçkuya yatırıp, soluk verdiğimizi, bütüttüğümüzü bilmemekle kalmayıp, ne zaman yanımıza sokulsa hiç bir şaşkınlık göstermeden sineye çektiğimiz, masum bir çocuk gibi yüzümüze gülen o hüzünle mi ya da onu, çatkapı canımızı yakmaya başlamasıyla kopup geldiği derinliğe tekrar göndermeye çalıştığımız zamanlarda yaptığımız gibi..eğlenerek mi?
kaç eğlence çeşidi var? insan nelerle kendine bir eğlence icat edebilir? başta hayat diyenlere ne mutlu!
ya yılbaşı eğlenceleri? en kabul görmüşü nedir, eğer kutlamaksa maksat yeni gelen yılı?
sazlı, sözlü çığlık çığlığa geri sayımlarla ve insanın içindeki ''yeni yıl aydınlığının ve umut meşalalelerinin'' gökleri de ışıklandırıp, renk cümbüşüne dönüştürme ihtirsanın ürünü havayifişeklerle, meydanların ortak sevinçlerle dolduğu eğlence...
o en boşvermiş halimiz. danslar, şarkılar, hülyalarla kendi evrenimizin merkezine kendimizi koyarak, baktığımız yerde yarattığımız ve yalnız kendimizin gördüğü ışık helezonlarına gülümseyip, esriyerek eğleniriz hep. hele ki koca bir yılı ''daha'' devirdiysek.
ister geride kalan senenin maratonunu, düş kırıklıklarına, başarısızlıklarına, ayrılıklarına, terk edilişlerine, varlığımızın tüm fay hatlarının yerini değiştiren ölümlerine rağmen ''tek parça halinde'' olduğumuzu sanarak tamamlamış olmamız nedeniyle olsun; isterse de ''gündelik'' yaşantımızda kendimizden geçmek için tutunduğumuz bize en yakın ve en dayanıksız dal olan eğlenceye bahane olmasından, sevinç kadehlerimizi şerefine kaldırırız. ''o coğrafyalar'' pek de umrumuzda olmaz. ne de olsa sonucunda, insanız.
peki ben ne yaptım bu yılbaşı? sanırım okuyorsunuz...
peki ya geçen yılbaşı..
dost meclisini kurmuştuk öğrenci evinde. hepimizin içinde kızılay'daki eğlenceden ailelere bir selam verme uktesi vardı ama yine de iyi ki de evde kalmıştık. serde gençlik vardı, hoşluk vardı, aşk vardı. ''sanki şimdi yok; yaşlandın mı olum bir senede?''
00.00'a geldiğinde saat, çığlıklar atmıştık nedensiz, bahanesiz; herkes birbirine yarı hayalmahsulü gibi görünürken, öğrenci evi için lüks sayılabilecek bir sistemle apartman sakinlerini de kendi eğlencemize buyur etmiştik. boşuna 'öğrenciye ev vermiyoh' demiyorlardı. ama biz onları da seviyorduk. git gide daha da güzelleşiyorduk. çünkü yeni yıla giriyorduk. yeni yıl böyle kutlanırdı. eğlenmeliydik; bir ''istek'' olduğu denli ''gereklilikti'' de.
o anın coşkusuyla kıyas için 2005'in yılbaşında ne yaptığımızdan bahsetmiştik de aklımıza 2007'ninki gelmemişti.
''tanrı plan yapanlara gülerdi''...
oysa ki o 'an' tekrarlanacak mıydı; masadakilerden kim kimi terk edecek, hayalkırıklığına uğratacak, kim kimin hayatına demir atmaya başlamışken şairlerin bahsettiği o ''karşı kıyıya'' yüzecekti? en güzeli boşvermek değil mi? öyle yapmıştık; en kötü günümüz öyle olsundu..
''nasıl girersek yeni yıla öyle gider'' deyip sevinç kadehlerimiz havada.. 10,9,8,7,6 diyerek kendi dünyamızın yeni yılı için geri sayıma başladık ve 2006'ya merhaba dedik.
zaten her yıla böyle girmiyor muyduk? yeni yılın ilk saniyeleri için bir geri sayım çığlığıyla coşup, eskiyi geride bırakarak tam o son 1 dk'da zamanın efsunlu bir koridorundan geçeceğimiz inancıyla ''yeniye'' varıyorduk. dertlerimizden, düş kırıklıklarımızdan, bizi üzen yolunda gitmeyen ne varsa o koridorda arınacağımıza inanıyorduk. yeni yıl her zaman allı pulluydu..
ve işte bu yüzden biz de geri sayımla girdik o koridordan yeni yıla. ve hep bir geri sayım. dedikleri aynıyla vaki.
nasıl girersek öyle gidiyormuşuz; yalnız o yılda değil tüm hayatta ve fakat neyin geri sayımı olduğunu aslında bile bile, hayatı hiç bitmeyecek gibi yaşarken ölümü öteleyerek.
ne çok isterdim bu yılbaşını da eskileri gibi kutlamayı. 89'dan beri hatırladığım; ''dansöz bir iki saate çıkar'' diye diye ekran karşısında 3'e 4'e kadar uyuklayan ebeveynlerinki gibi sukunetli, gazetelerin verdiği tombalaların gözde olduğu zamanlarınki gibi eğlenceli, annenin soyduğu meyveler ve ve patlamış mısır eşliğindeki gibi sade, babamızın tıraş takımlarının yanına kendimizinkini de koymaya başladığmız zamanlarda barlarda kutladıklarımız gibi serseri, üniversite hazırlığındaki depresyonla bir kaç film alıp odaya kapandığımız vakitlerdeki gibi küskün yılbaşıları...
2007'yi de onları nasıl kutladıysam öyle kutlamak isterdim. ve 2006'nın tak tekmil yılbaşı kadrosuyla. şarkıyla, dansla, hülyalarla, esrikliğimizle, ''belki'' deyip o efsunlu zaman koridorundan geçerek ve masalsı yeni yılın kaplıarını açarak ama geri sayımsız...
neyin geri sayımı bu?
10,9,8...sevmiyorum artık bunu!
çığlık çığlığa geri sayımla o koridordan geçtiğimiz
birisi yok artık. onun kendi miladının geri sayımı kısa sürdü ve şairlerin karşı kıyısına yüzüp gitti.
oysa ki biz anlam vermeye çalştığımız hayattan hiç bir şey anlamayıp; sevinciyle, umuduyla, coşkusuyla ve o derinden gelen ince hüzünle yeni bir yıla koşmuştuk geri sayımlarla, anı ıskalamıştık. o gün dilek tülbentleri bağladığımız ''yarın ağacı'' ise hala çok uzaklarda.
eldeyse yalnız o efsunlu koridorda çekilmiş bir fotoğraf ve bir dize;
''alın yazısı aynalarda tersten daha güzel okunuyor''...