yeni başlayanlar için yalnızlık   

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. sözlükteki yeni başlayanlar için x serisinin eksik parçasıdır bu konu. özellikle yeni başlayanlar için hayat adlı başlığın en önemli alt başlıklarından biridir. (sözlük ahalisinin yalnızlık hakkındaki düşünceleri için yalnızlık)
    hakkında ileri geri konuşacağınız, kendinizden emin şekilde ahkam keseceğiniz keyifli konulardan biridir yalnızlık. üstelik hayatınızın bir döneminde kendinizi ait hissedeceğiniz bir yalnızlık tanımı ile karşılaşırsınız mutlaka. fakat tıpkı hayatın öznel bir tanımlaması olması gerektiği gibi, yalnızlığın tanımını da siz kendiniz yapmalısınız.
    mademki yalnızlığın kişisel bir tanımlamaları olmalıdır, neden bu giriyi okuma zahmetine katlanayım diyebilirsiniz. demelisiniz de zaten. lakin her kavramın bir temeli olmalıdır ve bu giride yalnızlık aksiyomlarını göz önüne sermek için yazılmaktadır.
    şiddetle karşı çıkmanız gereken ve inanmayı göze almamanız gereken, kemikleşmiş ve düşünülmeden söyleniveren bir düşünce ile başlayalım yalnızlık aksiyomlarına. dünyaya gelirken yalnız olduğunuz ve yaşamı terk ederken de yalnız olacağınız düşüncesidir en büyük yanılgı. evet, yaşamı terk ederken yalnız olabilirsiniz fakat doğarken yalnızlığı kabullenmemelisiniz asla. kabulleniyorsanız eğer, şu yaşa kadar kutladığınız tüm doğum günlerini, anne ve babalar günü heyecanlarını bir kenara bırakmalısınız çünkü. o günlerdeki samimiyetsizliğinizin farkına varmalısınız yukarıdaki kabulle birlikte.
    öyleyse, yalnızlık aksiyomu 1: ölürken yalnız olunabilir fakat yaşama adım atarken asla yalnız değildir insan. (anne babasız yetişen kişileri de düşünüyorum tabi ki. onlarda bile ister meraktan, isterse nefretten kaynaklanan bir bağ vardır)
    yalnızlık aksiyomu 2: yaşam süresince hissedilen yalnızlık duygusu yapılan seçimlerin, uygulanan davranışların sonucudur. dolayısıyla yaşamı terk ederken yalnız olma ihtimali, geçmişten kaynaklanır. (bu bir suçlama olarak değil, özeleştiri başlangıcı olarak algılanmalıdır)
    yalnızlık söz konusu olduğunda, kalın çizgilerle çizilmesi gereken çerçeveler çıkar karşımıza: yalnız olmak ve yalnız kalmak. karşı çıktığım düşüncenin kapsamı, yalnız olmak kavramından türemiştir. fakat çoğu insan biraz yalnız kaldığında, yalnız olduğundan dem vurmaya başlar sitemkar bir tavırla. dolayısıyla çok karıştırılan kavramlardan biridir yalnızlık konusu. yalnızlık insanı güçlendirir diyen ve yalnızlıktan hoşlandığını söyleyen insanlar, yeni yetmeleri bir gizem havası ile kendilerine çekebilme etkileyiciliğine sahip olsalar da, aynı toy gençleri temelden yoksun bıraktıkları için yerden yere vurulması gereken kişilerdir de aynı zamanda.
    öyleyse yalnızlık aksiyomu 3: yalnız olabilmeye katlanma gücü, yaşama ve insanlara duyulan sevgi ile doğru orantılıdır.
    üç numaralı aksiyomdan, yaşam veya insan olgularından birini çıkardığınızda temelsiz kalırsınız. herhangi bir alanda aldığınız darbe alt üst edebilir sizi. sığınağınız bazen yaşam, bazense bir insan olacaktır çünkü. (bir insana sığınmak… aklınıza geleni tahmin edebiliyorum. ben de yeni başlayanlar için aşk adlı girimi döşemek için sabırsızlanıyorum. fakat yalnızlık hakkında anlatılacak çok şey var daha.)
    yalnız kalmaktan hoşlanan insanların, sağlam dostları vardır. aslına bakarsanız, dostlarınızdır size yalnızlığı öğreten. yalnızlık hakkındaki ilk ciddi düşünceleri, onlardan ayrı kaldığınızda üretirsiniz çünkü.
    yalnızlık aksiyomu 4: sağlam arkadaşlıklar kurmayı beceremeyenler, yalnızlığı anlamaktan uzaktırlar. onlar ki ne yalnız olmayı bilirler, ne de yalnız kalmayı başarabilirler. hissettikleri yalnızlık değil, boşluk hissidir.
    yalnızlık aksiyomu 5: yalnızlık, içinizdeki boşluk hissi ile tanımlanamaz. çünkü (her ne kadar ehliyetsiz kişilerin elinden tehlike bir silaha dönüşebilse de) yalnızlık, başkalarınca tahmin yürütülebilen bir alandır. boşluk ise, empatiyi olanaksız kılan fantastik bir mekandır. içerisinde yalnızlığı bile barındırmaz.
    yalnızlığı elimize gözümüze bulaştırmamak için, nasıl sağlam dostlar edinilir konusunu açmak gerekli sanırım. bu alan, bazı kavramların anlamlarını sorgulamayı, bazılarının tanımını değiştirip, bazılarını ise tamamen dışlamayı gerektiriyor ne yazık ki. örneğin gündelik hayatta “arkadaşlık” gibi bir kullanım söz konusu olabilir fakat dostluk kavramını çıkarmanızı istiyorum aklınızdan. alt kategorilere bölemediğimiz hiçbir olgu, -lık, -lik ekleri ile isimleştirilmemelidir çünkü. (kimse dostlarını derecelendirmeye kalkmaz sanırım ve aynı nedenle yeni başlayanlar için dostluk adında bir giri yazmıyorum fakat merak edenler (bkz: yeni başlayanlar için arkadaşlık)) bir kişi ile öncelikli olarak arkadaş olunmadan, dost olunmayacağına göre; dostun arkadaşlık içerisinde edinilen bir sıfat olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. öyleyse dost edinmenin yolu, arkadaş olarak nitelendirdiğiniz kişilere dahi dostunuza açık olduğunuz şekilde açık olmaktır. evet, bu davranış sizi daha fazla kırılgan hale getirebilir. fakat buraya yeni başlayanlar için hayat adlı başlıktan geldiğinizi unutmayın. size hayat hakkında engin bilgiler sunar bu davranış. üstelik insanların sizi kırmak için kullandıkları yöntemlerin ve saldırdıkları alanların onların zayıf yönleri olduğunu fark ettiğiniz anda farklı bir yaşam sizi bekliyor demektir. yalnızlık, insanı güçlendirir denilmesinin sebebi burada yatmaktadır bence. ayrıca kimin ne olduğuna karar vermeye çalıştığınız dönemler, yalnız kaldığınız anlar olduğu için yalnızlık dersinin uygulamalı bölümüne de adımınızı atmış olursunuz kendiliğinden.
    uygulamalı yalnızlık denemelerinde tamamen kendinizle baş başa kalmak istediğinizi ve alakasız bir dış sesin düşüncelerinizi bölmesini istemediğinizi tahmin ettiğim için, kendi alanıma geri dönüyorum. benimle birlikte devam etmek isteyenler, şöyle gelebilirler: @823210
    (jellicle, 28.05.2006 21:22 ~ 23:41)
  2. (ara: yeni başlayanlar için)
    (absent, 28.05.2006 21:32)
  3. (bkz: yalnızlık ömür boyu)
    (troke, 28.05.2006 21:33)
  4. korkmayın, geçmeyecek kolay kolay.
    hiç bir zaman paylaşılmayacak *.
    ve günün birinde paylaşırsanız,
    ne yalnızlık yalnızlık olacak,
    ne siz eskiden ben dediğiniz insan olacaksınız...
    (haşmet asilkan, 28.05.2006 22:15)
  5. öncelikle tuvalete koşup aynaya bakın "bu ben miyim ? aman allahım ben ben ben , hayatım hep ben üzerine kurulu idi şimdi yalnızım peki ben kim ?..." gibi abuk sabuk cümleler kurun. eğer duygusal olarak çöküntü içinde iseniz odanıza gidin, perdeleri kapayın, ışığı da kapayıp yorganı üzerinize çekip ağlayın, hem de hayvanlar gibi, saatlerce çöküş yaşayın, taa ki bütün bu yaptığınız saçmalıkların aslında sonuçsuz bir anlam yükleme kaygısı, egonuzun iğrenç bir oyunu olduğunu anlayana kadar yapın bunu.

    ikincil olarak gidin bir bardak su için, kendinize gelin. sonra aynaya sakin sakin gidip tekrar kendinize bakın. ne kadar aptal göründüğünüzü tesbit edin. et ve kemikten bir kılıfın içinde olduğunuzu anlayın. biraz daha kendinize bakan kendinize bakın ve tüm bu görsel ilüzyonu var eden benliğinizin eridiğini hissedin.

    sonra oturup bir beyaz kağıt alın ve üzerine kalemle aklınıza gelen şekilleri veyahut kelimeleri yazın. bu yazım eylemi içinde hiçbir kaygı taşımayın ve hiçbir bilişsel filtre kullanmadan yapın bunu. sıkıldığınızı hissettiğiniz an kalemi kağıdı bırakıp zayıflamış benliğinizin kustuklarına göz atın.

    hemen ardından pencereden veyahut varsa balkondan göğe bakın. gökte varsa bulutların dağınık şekillerine bakıp çizimlerinizin dağınıklığı ile olan benzerliği tesbit edin, eğer gökte bulut yok ise yıldızların darmadağınık saçılmış hali ile benliğinizin kustuğu kağıt parçası arasındaki benzerliği kurabilirsiniz. sonra düşünün, bu dağınıklığa bir anlam yüklemenin anlamsızlığını, boşluğunu düşünün. bu anlam yükleme eyleminin özünde benliğinizin yayılmacılığı olduğunu ama o benliğin doğasının eşsiz olmadığını düşünün. sonra pencereden sokağa, apartmanlara ve her ne var ise onlara bakın. nesnelerin ne kadar benliksiz olduğunu algılayın.

    bunları yaptığınız günün gecesinde yatağa uzanın. bunu ritüel gibi yapmayın, her ne iseniz o değilmiş olun yeter. yatakta hayallerinize, içsel görüntü ve seslere odaklanın ve bunlara odaklanmış halde uyuyun. kalktığınız sabah rüyanızda gördükleriniz üzerine düşünün ve mümkün mertebe tasvir etmeye, betimlemeye çalışın ve tüm bunları kağıda yazın.

    her geçmiş eyleminizde aslında benliğinizin dünyayı nasıl sikip atmaya çalıştığını anlayın. benlik dediğimiz şeyin aslında bir bebekte varolan kadar , bir hayvanda var olan kadar basit ve acımasız olduğunu anlayın. mümkünse sokağa tek başınıza çıkıp çocuk parklarına gidin ve orada çocukların ne kadar haşin olabildiklerini ama bunun ironik şekilde insanoğluna ne kadar masum geldiğini gözlerinizle görün.

    tüm bunların ardından tekrar aynaya bakın. kılıfın etten ve kemikten değil ama dünyayı belli filtrelerin ardından izleyen bir benlik kılıfı olduğunu idrak etmeye çabalayın. bunu idrak ettiğiniz an yalnız olduğunuzu ve her şeyin yalnız olduğu yalnız bir dünyayı keşfedeceksiniz. yıllarca o benliğin zulmüne uğrayan içselliğinizi artık mizah ile serbest bırakın ve mutlu olun.

    zira yalnızlık mutluluk değilse cehennemdir...
    (skuba, 07.07.2006 03:59 ~ 04:02)
  6. hayatta en az bildiğimizin aslında içselliğimiz olduğunu düşünün. kendini bilmek eyleminin gereksizliğinde benliğin haşin kılıfının içinizdeki içselliği boğduğunu düşünün. yalnızlığı asosyallik olarak basitçe kaldırıp atmak yerine sosyalliğin yalnızlığı öldüren bir kaçış yolu olduğunu göz önüne getirin. zira sosyal olmak gibi bir kaide varolsaydı şizofreni, şizoid kişilik yapısı, otizm ... gibi doğal tepkiler olmazdı. insana dair olan tüm davranış tabanlı kategorizasyonları terk edin ve kelime-imge düzleminden imge düzlemine kayabilme esnekliğine varın.
    (skuba, 07.07.2006 04:06)
  7. yalnızım yalnız... gibi zırıltılarla kendinizi mahvetmek, kendinize acımak hiçbir işe yaramaz. kendine acımanızın özünde haksızlığa uğradığınız hissi yatar ve bu da benliğinizin iğrençliğinin bir sonucudur.
    (skuba, 07.07.2006 04:10)
  8. (bkz: kendini bilmek)
    (bkz: ilim)
    (skuba, 07.07.2006 04:10 ~ 04:28)
  9. akıldan çıkarılmaması gereken bir şey de kesinlikle ve kesinlikle alışkanlık yarattığıdır.
    (12monkeys, 04.08.2006 09:31)
  10. öncelikle iç karartıcı müziklerden uzak durun. size bir faydası olmayacak..

    eskiler düşünüp durmayın, zaman geçsin sonra düşünürsünüz. canınız acımayacak demiyorum ama daha az acıyacak..

    tek başınıza sinemaya gitmeyi öğrenin, ama içiniz buruk olmasın, gerçekten eğlenmeye gidin.

    eğer uyuyamıyorsanız ilaç almayın, bi kadeh içki daha az zararlıdır..

    anılarınızın olmadığı yerlere gidin, bir mekanda tek başınıza kahve içmenin keyfini tadın..

    güçlü olmak zorunda değilsiniz, eğer iradeniz yoksa cep telefonunuzdan uzak durun.

    ve utanmayın, sizi yalnız bırakanlar utansın.
    (cokoprenses, 20.07.2007 21:01 ~ 21.07.2007 17:09)
  11. zamanla alışılacak, çoğul türküler haline getirilecek, sidikli kontes olacak o yalnızlık. henüz başındaysan, işe aynaları kırmakla başla. aynalara bakma, aynalar fenalık. denizi, sonsuz olanı düşün artık!
    (ağula, 31.07.2008 13:35)
  12. 'her şey daha kötü olacak'*, kendinizi rahat bırakın. ani basınç değişiminden gözünüzün önünde uçuşan yıldızlar patlayacak.. her şey daha iğrençleşecek, içinden melankoli çıkarmasını bilin. bir gün gelecek ve panikatak gözyaşlarınızın yerini, içi dışına taşmış buruk bir gülümse alacak.. her şey daha iç karartıcı olacak, çoban'ın sizin için bir eczası olmayacak. ara yolların sizi çağırdığını duyacaksınız, çiçek bahçelerinde huzur bulamayıp alacalı koridorlara çekecek yol..

    kahkahaların ne denli büyük ve yorucu olduğunun farkına varırsın, oyun oynamak kalp kırıcıdır artık. "kaçırıyorum, geç kalıyorum hayata" paniklemeleri bir süre sonra geriye dönüp de geçmişine baktığında içini saran "hiçbir şey yaşamamışım" boşluğu ile silinerek yerini ustalıklı vakit öldürme nöbetlerine bırakır.

    her şey daha garipleşecek; gün batımındaki kızıllık içine bütün zamanlardakinden daha çok batarken, düşlerle örülmüş bir dünyanın içinde acı bir kurabiye tatlılığında hayaller örüyorken ve tanrıların ne istediğini çözemiyorken ve garip sözlerle, altı çizilmiş cümlelerle hayatta kalmana ve düş görmene devam sağlayacak derin bir mağara kazıyorken her şey daha da içlenişlere taşacak ve sen bütün kelimelerin o aynı hisse çıktığı konusunda kendi içindeki milyonlarca sana yabancı senle küçük bir uzlaşma sağlamışken etrafındaki hiç kimse de, dansı bırakıp da yalnızcılık oynama oyununa dahil olmakta o kadar hevesli ve istekli olmayacak ki, ilk giden ilk terk eden her zaman da en yakınındaki olacak ve sen kadim tanımlamasında huzur bulmuş bir iç dünyayı mutlu insanlardan çok daha derin bir sevgi ile okşarken yine de her şey bir pink floyd şarkısı kadar kazanmış ve kaybetmiş olacak sonda.

    bundan sonrasında hissedilenler -eğer ki kişi, işi bir kaybeden edebiyatına dönüştürme niyetinde değilse ve kaliteyle düşüş sarılacaksa, geceyle ve kaosla- her yön, her duvar eflatuna çalan şeyler olacaktır artık.

    *umut sarıkaya (not: efendim bazı yanlış anlaşılmalar oluyor sanırım gelen mesajlardan anladığım kadarıyla.. yazı umut sarıkaya'ya ait değil.. sadece, "her şey daha kötü olacak" sözü umut sarıkaya'ya ait..)
    (geber marla singer, 31.07.2008 14:14 ~ 01.08.2008 13:21)
  13. yalnızlık paylaşılmaz
    paylaşılırsa yalnızlık olmaz dizelerini ezberlemek.

    (bkz: özdemir asaf)
    (iyi vurur oralardan vuruyor ve tac, 31.07.2008 14:16)
  14. evde yalnızken karanlıktan falan korkmayın. boşluk orası. siz göremediğiniz için korkuyorsunuzdur muhtemelen. çok korkuyorsanız söyleyin beyninize gündüz gibi göstersin orayı size.
    (asd, 31.07.2008 14:19)
  15. köşkte bir oda

    isimlerini yazdırdılar ağaçların üzerine , latince , öğrenmek isteyen olur diye .
    pirinç plakalar , küçük .
    çok ilgili değildim ben , süs havuzuna bakıyordum çoğunlukla
    onun üzerindeki fileye , konulmuş , balıkları yemesin diye kediler .
    ben hiç korunmak istedim mi diye düşünüp , biraz.
    yoksa insanların hepsi çocukluğu mu düşünür ölene kadar .
    çok sıcak bir yaz günü öğlesinde yabani böğürtlenlerin dibinde , böğürtlenle karışık iştaha yabancı bir koku .
    buldum o zaman , bu da onların koruyucusu
    pirinç plakalar , 25 sene sonra , kokusuz da olsa
    ağaçlarsa zengin bir bahçenin ve çiftlik tavukları gibi hemen hasta olabilirler
    isimliklerine rağmen.
    oysa hiç zehirlenmedim o böğürtlenlerden ,
    en fazla biraz bağırsak ağrısı ve sıradan sonuçları .
    hep kemirdim turnaklarımı , midemde beklediğim tırnak ağacı da
    cinsi insanlarca oluşturulan , huysuz köpekcikler gibi ,
    hiç büyümedi.
    her bir küçük parçası bir hayattı o zamanın , bilmiyordum doğal olarak gördüklerimi ;
    ot , hayvan , rüzgar , sıcak , traktör , kırışık ve yanık yüzler ya da tombul beyaz bilekler altın bilezikli .
    bilmediğim için , 25 sene sonra , şaşırmadım .
    en fazla o yabani böğürtlenlerin dikenleri , kollarımda bacaklarımda çizikleri .
    bir taşın altına koydum ilk aşk mektubunu ve unuttum acısını.
    kafam dağınıktı hep ve yalnızdım biraz.
    bilmediğim için , 25 sene sonra , bana güzel bir oda verecekler bir köşkün içinde
    bir de güzel bahçe manzarası , henüz karlı görmediğim .
    bu isimlikleri yazdıracağım , canlı heykel yapacağım ağaçları
    oysa hem kış hem de yok yabani bir ot .
    bütün bunlara rağmen , tam da bu yüzden belki
    dizlerimdeki sızıyı sanacağım , çiziklerin ancak çıkan acısı .
    hep yaptığım gibi kızamam artık , niye doğdum ki ben diye .
    kesin vardır daha da zevklisi , çok fazla umutluyum kışı da çok sevdiğime göre .
    böğürtlenleri bile , özenle yetiştirilmiş garip kokudan muaf halleriyle
    görüp , eskiyi hüzünle yad etmediğime göre .
    olacak bitecek en fazla ,
    ben hiç korunmak istedim mi diye düşünüp , biraz.
    (kabaramazsınkelfatma, 31.07.2008 15:06)
  16. önceleyin bir kaç dal sigara, sonra bir paket sigara...
    bazı bazı haftada bir bi bira, sonra her akşam en aşşa üç şişe bira...
    randumanlı bir şekilde artan alkol ve sigara desteği: sigara günde iki pakete ulaşır, artık bira günlük yerini bir 35' liğe bırakır. acıya duyarsızlaşılır, kalabalık yorucu gelir, hayat umursanmaz bir hâl alır... böyle bir ruh hâli ve görüntüye erdiniz mi ver elini yalnızlık!
    ufak bir not: (bkz: yalnızlık dünyanın en kalabalık duygusudur)
    (koyumavi, 31.07.2008 15:35)
  17. ''yalnızlaşmışız iyice
    üstelik de alışmışız
    hiç beklentimiz kalmamış dosttan bile''
    (bkz: yol arkadaşım) (bkz: sezen aksu)

    dosttan bile birşey beklemek aklına gelmediği gün o yalnızlık yeni olmaktan çıkacaktır artık, alışılmış olunacaktır ki bu daha acıdır. ilk zamanlar çok ağlatır, çok yakar ama bir gün o yalnızlığın biteceğine dair umut da edilir. sonrası;

    ''bu yalnızlık içime işlemiş
    çıkartamazsın çünkü o senden eski
    çünkü o benden biri''
    (bkz: yalnızlık) (bkz: pinhani)

    öyle bir hal alır ki kimseler çıkartamaz o yalnızlığı içinizden. o yüzden en iyisi hiç başlamamaktır. tabi başlamamak sizin elinizdeyse...
    (theraflu, 31.07.2008 16:21)
  18. evvela damar şarkı dinlenmeyecek, televizyon yahut bilgisayar uyanık olunan süre boyunca açık kalacak, küresel ısınmaya katkıda bulunulacak ama farketmez, bi süreliğine görmezden gelebiliriz bu durumu. sonra koca bir kase cips ve bolca bira dolapta uzalada tutulacak,ani tepkimeler için buzlukta dondurma bulundurulacak. mütemadiyen "ohh be iyi oldu böyle yalnız yalnız.kafamı dinliyorum ne güzel" gibi cümleler kurulucak.bunlar yalnız olduğunuzu farkettiğiniz anda periyodik olarak tekrar edilecek. muhtemelen 1-2 gün içinde geçer.beklenmeyen etki görülürse farklı yöntemler deneyin. her şeyi devletten beklemek olmaz. azcık kendiniz türetin.
    (gitana, 31.07.2008 17:02 ~ 17:03)
  19. öncelikle, hoş geldiniz.

    lütfen, paniğe kapılmayın, heyecan, telaş yapmayın. arkanıza yaslanın ve bu yeni dünyanın ayrıcalıklı taraflarını keşfetmeye hazır olun.

    başlarda sıkıcı gelecektir, hatta iç karartıcı gözükecektir yalnızlığınız size. gözlerinizi kapattığınızda, geçmişinizin izlerini taptaze bulacaksınız ilk zamanlarda. dokunmaya çalışsanız dokunacakmışsınız gibi hissedebilirsiniz, normaldir. ancak bilmenizi isterim ki, hayal kırıklığına uğramak haricinde hiç bir şeye götürmeyecektir gözlerini açmamanız ve de kırıkları avuçlamanız. güçlü olmayı öğrenmelisiniz. öğreneceksiniz.

    gidişlerin ayak sesleri yankılanacak belki kulaklarınızda ömür boyu, unutamayacaksınız, ama alışmayı öğreneceksiniz yalnızlıklarınızda. umutlar beslemeyi, umut ekmeyi, umut yeşertmeyi sökeceksiniz yeni baştan. yalnız başınıza adım atmayı, desteksiz yürümeyi, zorluklara tek başınıza katlanmayı başka ne öğretebilir ki size yalnızlıktan başka? yalnızlıklarınızı dışlamayın bu yüzden. değerlendirmesini bilirseniz, çok şey kazandırabilir size. insanoğlu istesin yeter ki, en başa bela dip kuyulardan parmakları kanaya kanaya çıkabilir. yeter ki istesin.

    başlarda her sabah, yattığınız akşamına göre daha yorgun kalkacaksınız. belki uyuyamayacaksınız, uyuduğunuzu zannedeceksiniz, zihniniz uyanık kalacak lakin. omuzlarınıza taşıyamayacağınız yükler yüklenmiş gibi hissedeceksiniz. yatağınızda uzanmışken taşımakta zorlanacaksınız bu yükleri. en kötüsü bu olacak zaten, kendinize kaldığınızda kimsenin yapamayacağı işkenceleri yapacaksınız bünyenize. öyle böyle kaşımayacaksınız yaranızı, böyle taptaze yara, kabuk tutmamış henüz. acımasızca kaşıyacaksınız başta ve kapanması öyle uzun sürecek ki bu yüzden. kaşırken kanayacak, kanarken haz aldığınızı zannedeceksiniz siz. bir bağımlı olacaksınız, bağımlılığınız olacak sizin bu yara. kaşımaktan haz aldıkça, mahvedecek sizi.

    yollar çıkmaz gelecek daima, iki yol olacak zaten bildiğiniz, ikisi de çıkmaz olacak. bir uçtan bir uca yürüyeceksiniz sürekli, gel gitlerde heba edeceksiniz bünyenizi. hiç bir yerde olmadığını farkedeceksiniz ama her yerde onu göreceksiniz. böyle karmaşalar yaşarken, böyle çıkmazlarda boğulurken, hayat akıp gidecek tüm acımasızlığıyla, siz bi haber olacaksınız. morarmış göz altları, zayıflamış bir bünye, uyku haplarınız size eşlik edecek bu zaman boyunca. kurtulacaksınız ama telaşa kapılmayın. iradenizin zayıf olması, bunların sebebi olacaktır. zayıf bir irade, bu tür acıların sebebidir genelde. değer olgusunu bundan sonraki hayatınızda daha iyi dağıtmaya karar vereceksiniz. öğreneceksiniz acılarınızdan ders çıkarmayı.

    korkmayın, yalnızlık anlattığım kadar iç karartıcı bir durum değil. herkes benim gibi olmak zorunda da değil nihayetinde. iyi tarafları var elbette.

    huzursuzlandığınızı görüyorum yalnızlık koltuğunuzda. korkmayın dediğim gibi, korksanız da size pek bir faydası yok. ben en başta acı taraflarını söylüyorum size, söylüyorum ki yaşarken acısını biraz daha az hissedin, hazırlıklı olun.

    tek başınıza yalnızsınız, şanslısınız yine. kalabalık yalnızlıklarınız olsaydı peki ne yapacaktınız?

    yalnızlıklarınızda size, sabır, ailenize ve arkadaşlarınıza da metanet diliyorum.
    (biloperat, 15.08.2008 20:32 ~ 16.08.2008 00:10)
  20. yalnızlık bir ruh halidir.. tek olmak yalnızlık demek değildir, çok olmanın yalnız olmamak anlamına gelmediği gibi.. yalnızlığa başlamak, yalnızlığı sonlandırmak tümüyle insan insiyatifine bağlı değildir, yalnız olduğunuzu hissettiğiniz bir an yalnız da olmayabilirsiniz.. tek olmanın verdiği bir sıkıntı olabilir ama o tek geçirdiğiniz dakikalarda bile ikincil hayalleriniz kuşatır sizi..

    yalnızlık farklıdır.. narsizm zamana hükmeder, zaman size.. yeni başlayan için yalnızlık adlı bir kılavuz yoktur bu nedenle.. tek kalmanın zorlukları denilebilir vb...
    (carpenoctem, 15.08.2008 20:45)
  21. insanlığa faydalı olması açısından uzun bir süredir denek olarak beni kullanıp deney yapıyordum, çok acayip fedakar bir insanım evet.

    bir insan bir başkasıyla herhangi bir iletişim kanalıyla iletişim kurmadan ne kadar süre yaşayabilir, bu süreç zarfında kişide ne gibi değişiklikler gözlenir, psikolojisi bundan nasıl etkilenir, bunları gün be gün gözlemleyerek not alıyorum. elde ettiğim sonuçlar benim açımdan tatmin edici oldu, yakında isviçreli bilim adamlarının 'beynin yalan söyleyen kısmı keşfedildi'den başka bir araştırması daha olacak gazetelerin son sayfalarında.

    deneyin hazırlık aşaması:

    -denek öncelikle birkaç hafta içinde kendini soyutlayabildiği her ortamdan soyutlar; mesajlara büyük oranda cevap vermez, 'e bize gel', 'x'e gidelim mi beraber' çağrılarına kulak asmaz, ihtiyaç duymadıkça evden çıkmaz (deney ortamı kontrollü olmadığından ani misafir baskınları veya acil mesaj cevaplamaları bu sürenin birkaç hafta uzatılmasına neden olabilir).

    -olağandışı hiçbir şey yokmuş havası yaratılır ki deney yarıda bırakılmak zorunda kalmasın.

    gözlemler

    birinci evre:

    -başkalarıyla konuşamayan denek kendini yazmaya verdi. bilgisayarını ne zaman açsa karşısında beyaz bir ekranda yanıp sönen bir imleç buldu. kafasını dinliyor.

    -mutlu gözüküyor.

    ikinci evre:

    -başkalarını görmeyen denek başkalarının problemleriyle yüzleşme sıkıntısından da kurtulmuş olmanın rehaveti içinde, adeta hayatın anlamını keşfetmiş gibi tüm gün neşeli şarkılar dinleyip bilgisayar oyunları oynuyor.

    -neşeli gözüküyor.

    üçüncü evre:

    -denek artık eskisi kadar çok gülmüyor. depresif şarkılar dinlenme oranlarında ciddi artış gözlendi. tüm gün daha depresif şarkılar arıyor, en sonunda evin ucra bir köşesinde düş sokağı sakinleri'nin eski bir albümünü bulup duruldu.

    -şaşkın gözüküyor.

    dördüncü evre:

    -denek saldırganlaşmaya başladı. kendisine 'nasılsın?' diye soran birine sanki küfür etmiş gibi ters ters bakıyor. yapması için bir şey istendiğinde cümle kuramıyor, adeta hırlıyor*. telefonu çaldığında söyleyecek cümle bulamıyor, artık konuşmayı unutmaya başladı.

    -kızgın gözüküyor.

    beşinci evre:

    -denek sakinleşti yine. şeker gibi bir haleti ruhiyeye büründü, biri yapması için bir şey istediğinde sorgulamadan yapıp tekrar odasına çekiliyor, 'nasılsın?' sorularına 'iyiyim' diyerek gülümsüyor. 'kimseye karışmayayım kimse de bana karışmasın' bundan sonraki hayat felsefesi oldu. gülümseyerek saf saf bakıyor etrafa, kendi kendine konuşuyor..

    sonuç: yalnızlığa çok alışmadan bir çaresini bulup bitirmeniz sizin için daha iyi.
    (çoğunlukla zararsız, 20.08.2008 16:33 ~ 16:33)
  22. bırak o telefonu elinden!...hele bi soluklan,hele bi sakinleş, yalnızlık kötü bir şey değil...böyle zayıf anlar hep olacaktır, ama sakın arama...onun da zayıf olacağı anlar olacak seni arayacak; sakın ha yumuşama, sakın ha inanma, seni sadece her zaman açık olan bir kapı gibi düşünür.her zaman ikinci kadın/erkek olursun...sert davran, canı sıkılınca kendini yalnız hissedince değil, sevgilisiyle kahkahalar atarken seni özlediğini anlayıp seni arasın, çaresizken zaman geçirmek için değil çare'nin sen olduğunu anladığı zaman arasın...ama o zamana kadar yalnızlık var, sanma kötü birşey, zevklidir, gripinden "elalemi baştan çıkar, yalnızlığın tadını çıkar" şarkısını dinle, bu fazla azgın oldu dersen "yalnızlık benim eski sevgilim" şarkısını dinle...hem onu da bekleme, beklemek cehennemdir.gerçek sahibine ait olacağın günü düşün,ama sakın birşeyler/birilerini bekleme..şimdilik bu kadar geberircesine sevgilerle...
    (ninatta, 20.08.2008 16:39)
  23. (bkz: how to fight loneliness)
    (asosyal demokrat, 20.08.2008 16:40)
  24. hiç bilmediğim, görmediğim bir odaya girer gibi girdim yalnızlığa..

    karanlıktı, göz gözü görmüyordu. bir ben varmışım gibi geldi odada. gözlerimi kapasamda, açsamda değişen bir şey yok. aynı karanlık mevcut iki şekilde de. kurtulmaya çalışmayı bile düşünemiyor insan o an. aklına bir kaçış yolu getiremiyor. halbuki çıkmayı denese odadan, kapıya doğru koşsa çıkacak. elini atsa, istekli olsa başaracak.. ama yalnız kalmanın verdiği şaşkınlık düşünme yetisini de kaybettiriyor insana. o an hiçbir şey geçmiyo akıldan. duruyor zaman...

    ne zaman kalabalığa alışsam çekiyor içine yalnızlık. izin vermiyor birazcık olsun gülümsememe. kastı nedir bana anlamadım. sevmiyor beni, anladım.. daha önce böyle bir şey değildi yalnızlık bellediğim şey. böyle bir duyguyu tattırmadı hiç. çocukluğun zannettirdiği yalnızlık sadece yanında birinin olmamasıydı. buydu yalnızlık bildiğim şey. oysa bu sadece sözlük anlamıydı yalnızlığımın. ben yalnızlığın kendisini yaşadım..

    etrafın ne kadar insanlarla dolu olsada görmüyor gözün kalbin yalnızsa. kimse fayda etmiyor yalnızlığına. yeni başladıysa şayet canlıyken ateşe atılma acısını tattırıyor sana. cayır cayır yanıyor vücudun. söndürmeye çalışsanda fayda etmiyor su, benzin etkisi yapıyor yalnızlığa.

    keşke çocukluğumdaki yalnızlık olsaydı hep.. kalp tatmasaydı hiç. sadece evde tek kalmak olarak bilseydik..

    keşke yalnız bırakmasaydın, yakmasaydın böylesine...

    şimdi o karanlık odadayım yine. birazcık olsun ışık var ufukta. ve daha iyi görüyorum artık çoğu şeyi. tek değilim odada.. benim gibi yanan binlerce yürek varmış. yalnızlığı bilmeden paylaştığım bir sürü insan. bi haber çektiği acılara binlerce ortak..
    (dedim ve noktayı koydum, 30.09.2008 16:03 ~ 17:14)
  25. korkmana gerek yok.

    yalnızlık korkup saçma ve yanlış kişilerle tanışmak, hiç tanımadığın insanlarla zaman geçirmeye çalışmak gereksizdir. onun yerine olayları akışına bırak, kafanı dinle..

    zaten dünya nüfusu 6 milyar.. her yerde insan var.. mutlaka seninde laflayacağın birileri çıkacaktır.. sen sadece "sen" ol..
    (robi ve cuma, 30.09.2008 19:41)
 sayfa  / 2