belki ilginizi çeker
  1. · kinyas ve kayra
  2. · çoğunlukla zararsız
  3. · yalnız yalnızlığa inanmak
  4. · yeni başlayanlar için hayat
  5. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · günün tek kelimelik özeti
  2. · marjinal isim meraklısı aile
  3. · beşiktaş ile fenerbahçe taraftarı arasındaki fark
  4. · 27 yaşında olduğu halde bir hayat kuramayan insan
  5. · ugg
  6. · yök ün katsayı uygulamasını kaldırması
  7. · nurcuların hoşuna giden şeyler
  8. · türkiye ye en az 10 yıl kaybettiren insanlar
  9. · yeni başlayanlar için diablo 2

yeni başlayanlar için yalnızlık  

 sayfa  / 3
  1. (troke, 28.05.2006 21:33)
  2. korkmayın, geçmeyecek kolay kolay.
    hiç bir zaman paylaşılmayacak *.
    ve günün birinde paylaşırsanız,
    ne yalnızlık yalnızlık olacak,
    ne siz eskiden ben dediğiniz insan olacaksınız...
    (haşmet asilkan, 28.05.2006 22:15)
  3. öncelikle tuvalete koşup aynaya bakın "bu ben miyim ? aman allahım ben ben ben , hayatım hep ben üzerine kurulu idi şimdi yalnızım peki ben kim ?..." gibi abuk sabuk cümleler kurun. eğer duygusal olarak çöküntü içinde iseniz odanıza gidin, perdeleri kapayın, ışığı da kapayıp yorganı üzerinize çekip ağlayın, hem de hayvanlar gibi, saatlerce çöküş yaşayın, taa ki bütün bu yaptığınız saçmalıkların aslında sonuçsuz bir anlam yükleme kaygısı, egonuzun iğrenç bir oyunu olduğunu anlayana kadar yapın bunu.

    ikincil olarak gidin bir bardak su için, kendinize gelin. sonra aynaya sakin sakin gidip tekrar kendinize bakın. ne kadar aptal göründüğünüzü tesbit edin. et ve kemikten bir kılıfın içinde olduğunuzu anlayın. biraz daha kendinize bakan kendinize bakın ve tüm bu görsel ilüzyonu var eden benliğinizin eridiğini hissedin.

    sonra oturup bir beyaz kağıt alın ve üzerine kalemle aklınıza gelen şekilleri veyahut kelimeleri yazın. bu yazım eylemi içinde hiçbir kaygı taşımayın ve hiçbir bilişsel filtre kullanmadan yapın bunu. sıkıldığınızı hissettiğiniz an kalemi kağıdı bırakıp zayıflamış benliğinizin kustuklarına göz atın.

    hemen ardından pencereden veyahut varsa balkondan göğe bakın. gökte varsa bulutların dağınık şekillerine bakıp çizimlerinizin dağınıklığı ile olan benzerliği tesbit edin, eğer gökte bulut yok ise yıldızların darmadağınık saçılmış hali ile benliğinizin kustuğu kağıt parçası arasındaki benzerliği kurabilirsiniz. sonra düşünün, bu dağınıklığa bir anlam yüklemenin anlamsızlığını, boşluğunu düşünün. bu anlam yükleme eyleminin özünde benliğinizin yayılmacılığı olduğunu ama o benliğin doğasının eşsiz olmadığını düşünün. sonra pencereden sokağa, apartmanlara ve her ne var ise onlara bakın. nesnelerin ne kadar benliksiz olduğunu algılayın.

    bunları yaptığınız günün gecesinde yatağa uzanın. bunu ritüel gibi yapmayın, her ne iseniz o değilmiş olun yeter. yatakta hayallerinize, içsel görüntü ve seslere odaklanın ve bunlara odaklanmış halde uyuyun. kalktığınız sabah rüyanızda gördükleriniz üzerine düşünün ve mümkün mertebe tasvir etmeye, betimlemeye çalışın ve tüm bunları kağıda yazın.

    her geçmiş eyleminizde aslında benliğinizin dünyayı nasıl sikip atmaya çalıştığını anlayın. benlik dediğimiz şeyin aslında bir bebekte varolan kadar , bir hayvanda var olan kadar basit ve acımasız olduğunu anlayın. mümkünse sokağa tek başınıza çıkıp çocuk parklarına gidin ve orada çocukların ne kadar haşin olabildiklerini ama bunun ironik şekilde insanoğluna ne kadar masum geldiğini gözlerinizle görün.

    tüm bunların ardından tekrar aynaya bakın. kılıfın etten ve kemikten değil ama dünyayı belli filtrelerin ardından izleyen bir benlik kılıfı olduğunu idrak etmeye çabalayın. bunu idrak ettiğiniz an yalnız olduğunuzu ve her şeyin yalnız olduğu yalnız bir dünyayı keşfedeceksiniz. yıllarca o benliğin zulmüne uğrayan içselliğinizi artık mizah ile serbest bırakın ve mutlu olun.

    zira yalnızlık mutluluk değilse cehennemdir...
    (skuba, 07.07.2006 03:59 ~ 04:02)
  4. hayatta en az bildiğimizin aslında içselliğimiz olduğunu düşünün. kendini bilmek eyleminin gereksizliğinde benliğin haşin kılıfının içinizdeki içselliği boğduğunu düşünün. yalnızlığı asosyallik olarak basitçe kaldırıp atmak yerine sosyalliğin yalnızlığı öldüren bir kaçış yolu olduğunu göz önüne getirin. zira sosyal olmak gibi bir kaide varolsaydı şizofreni, şizoid kişilik yapısı, otizm ... gibi doğal tepkiler olmazdı. insana dair olan tüm davranış tabanlı kategorizasyonları terk edin ve kelime-imge düzleminden imge düzlemine kayabilme esnekliğine varın.
    (skuba, 07.07.2006 04:06)
  5. yalnızım yalnız... gibi zırıltılarla kendinizi mahvetmek, kendinize acımak hiçbir işe yaramaz. kendine acımanızın özünde haksızlığa uğradığınız hissi yatar ve bu da benliğinizin iğrençliğinin bir sonucudur.
    (skuba, 07.07.2006 04:10)
  6. (bkz: kendini bilmek)
    (bkz: ilim)
    (skuba, 07.07.2006 04:10 ~ 04:28)
  7. akıldan çıkarılmaması gereken bir şey de kesinlikle ve kesinlikle alışkanlık yarattığıdır.
    (12monkeys, 04.08.2006 09:31)
  8. öncelikle iç karartıcı müziklerden uzak durun. size bir faydası olmayacak..

    eskiler düşünüp durmayın, zaman geçsin sonra düşünürsünüz. canınız acımayacak demiyorum ama daha az acıyacak..

    tek başınıza sinemaya gitmeyi öğrenin, ama içiniz buruk olmasın, gerçekten eğlenmeye gidin.

    eğer uyuyamıyorsanız ilaç almayın, bi kadeh içki daha az zararlıdır..

    anılarınızın olmadığı yerlere gidin, bir mekanda tek başınıza kahve içmenin keyfini tadın..

    güçlü olmak zorunda değilsiniz, eğer iradeniz yoksa cep telefonunuzdan uzak durun.

    ve utanmayın, sizi yalnız bırakanlar utansın.
    (cokoprenses, 20.07.2007 21:01 ~ 21.07.2007 17:09)
  9. zamanla alışılacak, çoğul türküler haline getirilecek, sidikli kontes olacak o yalnızlık. henüz başındaysan, işe aynaları kırmakla başla. aynalara bakma, aynalar fenalık. denizi, sonsuz olanı düşün artık!
    (ağula, 31.07.2008 13:35)
  10. 'her şey daha kötü olacak'*, kendinizi rahat bırakın. ani basınç değişiminden gözünüzün önünde uçuşan yıldızlar patlayacak.. her şey daha iğrençleşecek, içinden melankoli çıkarmasını bilin. bir gün gelecek ve panikatak gözyaşlarınızın yerini, içi dışına taşmış buruk bir gülümse alacak.. her şey daha iç karartıcı olacak, çoban'ın sizin için bir eczası olmayacak. ara yolların sizi çağırdığını duyacaksınız, çiçek bahçelerinde huzur bulamayıp alacalı koridorlara çekecek yol..

    kahkahaların ne denli büyük ve yorucu olduğunun farkına varırsın, oyun oynamak kalp kırıcıdır artık. "kaçırıyorum, geç kalıyorum hayata" paniklemeleri bir süre sonra geriye dönüp de geçmişine baktığında içini saran "hiçbir şey yaşamamışım" boşluğu ile silinerek yerini ustalıklı vakit öldürme nöbetlerine bırakır.

    her şey daha garipleşecek; gün batımındaki kızıllık içine bütün zamanlardakinden daha çok batarken, düşlerle örülmüş bir dünyanın içinde acı bir kurabiye tatlılığında hayaller örüyorken ve tanrıların ne istediğini çözemiyorken ve garip sözlerle, altı çizilmiş cümlelerle hayatta kalmana ve düş görmene devam sağlayacak derin bir mağara kazıyorken her şey daha da içlenişlere taşacak ve sen bütün kelimelerin o aynı hisse çıktığı konusunda kendi içindeki milyonlarca sana yabancı senle küçük bir uzlaşma sağlamışken etrafındaki hiç kimse de, dansı bırakıp da yalnızcılık oynama oyununa dahil olmakta o kadar hevesli ve istekli olmayacak ki, ilk giden ilk terk eden her zaman da en yakınındaki olacak ve sen kadim tanımlamasında huzur bulmuş bir iç dünyayı mutlu insanlardan çok daha derin bir sevgi ile okşarken yine de her şey bir pink floyd şarkısı kadar kazanmış ve kaybetmiş olacak sonda.

    bundan sonrasında hissedilenler -eğer ki kişi, işi bir kaybeden edebiyatına dönüştürme niyetinde değilse ve kaliteyle düşüş sarılacaksa, geceyle ve kaosla- her yön, her duvar eflatuna çalan şeyler olacaktır artık.

    *umut sarıkaya (not: efendim bazı yanlış anlaşılmalar oluyor sanırım gelen mesajlardan anladığım kadarıyla.. yazı umut sarıkaya'ya ait değil.. sadece, "her şey daha kötü olacak" sözü umut sarıkaya'ya ait..)
    (geber marla singer, 31.07.2008 14:14 ~ 01.08.2008 13:21)
  11. yalnızlık paylaşılmaz
    paylaşılırsa yalnızlık olmaz dizelerini ezberlemek.

    (bkz: özdemir asaf)
    (iyi vurur oralardan vuruyor ve tac, 31.07.2008 14:16)
  12. köşkte bir oda

    isimlerini yazdırdılar ağaçların üzerine , latince , öğrenmek isteyen olur diye .
    pirinç plakalar , küçük .
    çok ilgili değildim ben , süs havuzuna bakıyordum çoğunlukla
    onun üzerindeki fileye , konulmuş , balıkları yemesin diye kediler .
    ben hiç korunmak istedim mi diye düşünüp , biraz.
    yoksa insanların hepsi çocukluğu mu düşünür ölene kadar .
    çok sıcak bir yaz günü öğlesinde yabani böğürtlenlerin dibinde , böğürtlenle karışık iştaha yabancı bir koku .
    buldum o zaman , bu da onların koruyucusu
    pirinç plakalar , 25 sene sonra , kokusuz da olsa
    ağaçlarsa zengin bir bahçenin ve çiftlik tavukları gibi hemen hasta olabilirler
    isimliklerine rağmen.
    oysa hiç zehirlenmedim o böğürtlenlerden ,
    en fazla biraz bağırsak ağrısı ve sıradan sonuçları .
    hep kemirdim turnaklarımı , midemde beklediğim tırnak ağacı da
    cinsi insanlarca oluşturulan , huysuz köpekcikler gibi ,
    hiç büyümedi.
    her bir küçük parçası bir hayattı o zamanın , bilmiyordum doğal olarak gördüklerimi ;
    ot , hayvan , rüzgar , sıcak , traktör , kırışık ve yanık yüzler ya da tombul beyaz bilekler altın bilezikli .
    bilmediğim için , 25 sene sonra , şaşırmadım .
    en fazla o yabani böğürtlenlerin dikenleri , kollarımda bacaklarımda çizikleri .
    bir taşın altına koydum ilk aşk mektubunu ve unuttum acısını.
    kafam dağınıktı hep ve yalnızdım biraz.
    bilmediğim için , 25 sene sonra , bana güzel bir oda verecekler bir köşkün içinde
    bir de güzel bahçe manzarası , henüz karlı görmediğim .
    bu isimlikleri yazdıracağım , canlı heykel yapacağım ağaçları
    oysa hem kış hem de yok yabani bir ot .
    bütün bunlara rağmen , tam da bu yüzden belki
    dizlerimdeki sızıyı sanacağım , çiziklerin ancak çıkan acısı .
    hep yaptığım gibi kızamam artık , niye doğdum ki ben diye .
    kesin vardır daha da zevklisi , çok fazla umutluyum kışı da çok sevdiğime göre .
    böğürtlenleri bile , özenle yetiştirilmiş garip kokudan muaf halleriyle
    görüp , eskiyi hüzünle yad etmediğime göre .
    olacak bitecek en fazla ,
    ben hiç korunmak istedim mi diye düşünüp , biraz.
    (kabaramazsınkelfatma, 31.07.2008 15:06)
  13. önceleyin bir kaç dal sigara, sonra bir paket sigara...
    bazı bazı haftada bir bi bira, sonra her akşam en aşşa üç şişe bira...
    randumanlı bir şekilde artan alkol ve sigara desteği: sigara günde iki pakete ulaşır, artık bira günlük yerini bir 35' liğe bırakır. acıya duyarsızlaşılır, kalabalık yorucu gelir, hayat umursanmaz bir hâl alır... böyle bir ruh hâli ve görüntüye erdiniz mi ver elini yalnızlık!
    ufak bir not: (bkz: yalnızlık dünyanın en kalabalık duygusudur)
    (koyumavi, 31.07.2008 15:35)
  14. ''yalnızlaşmışız iyice
    üstelik de alışmışız
    hiç beklentimiz kalmamış dosttan bile''
    (bkz: yol arkadaşım) (bkz: sezen aksu)

    dosttan bile birşey beklemek aklına gelmediği gün o yalnızlık yeni olmaktan çıkacaktır artık, alışılmış olunacaktır ki bu daha acıdır. ilk zamanlar çok ağlatır, çok yakar ama bir gün o yalnızlığın biteceğine dair umut da edilir. sonrası;

    ''bu yalnızlık içime işlemiş
    çıkartamazsın çünkü o senden eski
    çünkü o benden biri''
    (bkz: yalnızlık) (bkz: pinhani)

    öyle bir hal alır ki kimseler çıkartamaz o yalnızlığı içinizden. o yüzden en iyisi hiç başlamamaktır. tabi başlamamak sizin elinizdeyse...
    (theraflu, 31.07.2008 16:21)
  15. evvela damar şarkı dinlenmeyecek, televizyon yahut bilgisayar uyanık olunan süre boyunca açık kalacak, küresel ısınmaya katkıda bulunulacak ama farketmez, bi süreliğine görmezden gelebiliriz bu durumu. sonra koca bir kase cips ve bolca bira dolapta uzalada tutulacak,ani tepkimeler için buzlukta dondurma bulundurulacak. mütemadiyen "ohh be iyi oldu böyle yalnız yalnız.kafamı dinliyorum ne güzel" gibi cümleler kurulucak.bunlar yalnız olduğunuzu farkettiğiniz anda periyodik olarak tekrar edilecek. muhtemelen 1-2 gün içinde geçer.beklenmeyen etki görülürse farklı yöntemler deneyin. her şeyi devletten beklemek olmaz. azcık kendiniz türetin.
    (gitana, 31.07.2008 17:02 ~ 17:03)
  16. yalnızlık bir ruh halidir.. tek olmak yalnızlık demek değildir, çok olmanın yalnız olmamak anlamına gelmediği gibi.. yalnızlığa başlamak, yalnızlığı sonlandırmak tümüyle insan insiyatifine bağlı değildir, yalnız olduğunuzu hissettiğiniz bir an yalnız da olmayabilirsiniz.. tek olmanın verdiği bir sıkıntı olabilir ama o tek geçirdiğiniz dakikalarda bile ikincil hayalleriniz kuşatır sizi..

    yalnızlık farklıdır.. narsizm zamana hükmeder, zaman size.. yeni başlayan için yalnızlık adlı bir kılavuz yoktur bu nedenle.. tek kalmanın zorlukları denilebilir vb...
    (carpenoctem, 15.08.2008 20:45)
  17. insanlığa faydalı olması açısından uzun bir süredir denek olarak beni kullanıp deney yapıyordum, çok acayip fedakar bir insanım evet.

    bir insan bir başkasıyla herhangi bir iletişim kanalıyla iletişim kurmadan ne kadar süre yaşayabilir, bu süreç zarfında kişide ne gibi değişiklikler gözlenir, psikolojisi bundan nasıl etkilenir, bunları gün be gün gözlemleyerek not alıyorum. elde ettiğim sonuçlar benim açımdan tatmin edici oldu, yakında isviçreli bilim adamlarının 'beynin yalan söyleyen kısmı keşfedildi'den başka bir araştırması daha olacak gazetelerin son sayfalarında.

    deneyin hazırlık aşaması:

    -denek öncelikle birkaç hafta içinde kendini soyutlayabildiği her ortamdan soyutlar; mesajlara büyük oranda cevap vermez, 'e bize gel', 'x'e gidelim mi beraber' çağrılarına kulak asmaz, ihtiyaç duymadıkça evden çıkmaz (deney ortamı kontrollü olmadığından ani misafir baskınları veya acil mesaj cevaplamaları bu sürenin birkaç hafta uzatılmasına neden olabilir).

    -olağandışı hiçbir şey yokmuş havası yaratılır ki deney yarıda bırakılmak zorunda kalmasın.

    gözlemler

    birinci evre:

    -başkalarıyla konuşamayan denek kendini yazmaya verdi. bilgisayarını ne zaman açsa karşısında beyaz bir ekranda yanıp sönen bir imleç buldu. kafasını dinliyor.

    -mutlu gözüküyor.

    ikinci evre:

    -başkalarını görmeyen denek başkalarının problemleriyle yüzleşme sıkıntısından da kurtulmuş olmanın rehaveti içinde, adeta hayatın anlamını keşfetmiş gibi tüm gün neşeli şarkılar dinleyip bilgisayar oyunları oynuyor.

    -neşeli gözüküyor.

    üçüncü evre:

    -denek artık eskisi kadar çok gülmüyor. depresif şarkılar dinlenme oranlarında ciddi artış gözlendi. tüm gün daha depresif şarkılar arıyor, en sonunda evin ucra bir köşesinde düş sokağı sakinleri'nin eski bir albümünü bulup duruldu.

    -şaşkın gözüküyor.

    dördüncü evre:

    -denek saldırganlaşmaya başladı. kendisine 'nasılsın?' diye soran birine sanki küfür etmiş gibi ters ters bakıyor. yapması için bir şey istendiğinde cümle kuramıyor, adeta hırlıyor*. telefonu çaldığında söyleyecek cümle bulamıyor, artık konuşmayı unutmaya başladı.

    -kızgın gözüküyor.

    beşinci evre:

    -denek sakinleşti yine. şeker gibi bir haleti ruhiyeye büründü, biri yapması için bir şey istediğinde sorgulamadan yapıp tekrar odasına çekiliyor, 'nasılsın?' sorularına 'iyiyim' diyerek gülümsüyor. 'kimseye karışmayayım kimse de bana karışmasın' bundan sonraki hayat felsefesi oldu. gülümseyerek saf saf bakıyor etrafa, kendi kendine konuşuyor..

    sonuç: yalnızlığa çok alışmadan bir çaresini bulup bitirmeniz sizin için daha iyi.
    (çoğunlukla zararsız, 20.08.2008 16:33 ~ 16:33)
  18. (asosyal demokrat, 20.08.2008 16:40)
  19. hiç bilmediğim, görmediğim bir odaya girer gibi girdim yalnızlığa..

    karanlıktı, göz gözü görmüyordu. bir ben varmışım gibi geldi odada. gözlerimi kapasamda, açsamda değişen bir şey yok. aynı karanlık mevcut iki şekilde de. kurtulmaya çalışmayı bile düşünemiyor insan o an. aklına bir kaçış yolu getiremiyor. halbuki çıkmayı denese odadan, kapıya doğru koşsa çıkacak. elini atsa, istekli olsa başaracak.. ama yalnız kalmanın verdiği şaşkınlık düşünme yetisini de kaybettiriyor insana. o an hiçbir şey geçmiyo akıldan. duruyor zaman...

    ne zaman kalabalığa alışsam çekiyor içine yalnızlık. izin vermiyor birazcık olsun gülümsememe. kastı nedir bana anlamadım. sevmiyor beni, anladım.. daha önce böyle bir şey değildi yalnızlık bellediğim şey. böyle bir duyguyu tattırmadı hiç. çocukluğun zannettirdiği yalnızlık sadece yanında birinin olmamasıydı. buydu yalnızlık bildiğim şey. oysa bu sadece sözlük anlamıydı yalnızlığımın. ben yalnızlığın kendisini yaşadım..

    etrafın ne kadar insanlarla dolu olsada görmüyor gözün kalbin yalnızsa. kimse fayda etmiyor yalnızlığına. yeni başladıysa şayet canlıyken ateşe atılma acısını tattırıyor sana. cayır cayır yanıyor vücudun. söndürmeye çalışsanda fayda etmiyor su, benzin etkisi yapıyor yalnızlığa.

    keşke çocukluğumdaki yalnızlık olsaydı hep.. kalp tatmasaydı hiç. sadece evde tek kalmak olarak bilseydik..

    keşke yalnız bırakmasaydın, yakmasaydın böylesine...

    şimdi o karanlık odadayım yine. birazcık olsun ışık var ufukta. ve daha iyi görüyorum artık çoğu şeyi. tek değilim odada.. benim gibi yanan binlerce yürek varmış. yalnızlığı bilmeden paylaştığım bir sürü insan. bi haber çektiği acılara binlerce ortak..
    (dedim ve noktayı koydum, 30.09.2008 16:03 ~ 17:14)
  20. korkmana gerek yok.

    yalnızlıktan korkup saçma ve yanlış kişilerle tanışmak, hiç tanımadığın insanlarla zaman geçirmeye çalışmak gereksizdir. onun yerine olayları akışına bırak, kafanı dinle..

    zaten dünya nüfusu 6 milyar.. her yerde insan var.. mutlaka seninde laflayacağın birileri çıkacaktır.. sen sadece "sen" ol..
    (robi ve cuma, 30.09.2008 19:41 ~ 27.07.2009 22:28)
  21. uyan, sıç, duş al, kahvaltı yap, gazete oku, televizyon izle, bilgisayarda takıl, tekrar televizyon izle, bir kitap oku, dvdye film tak izle, bir bira iç, yine bilgisayar aç, sonra yat zıbar. (araya sıçma ve yemek saatlerini yazmaya gerek görmedim, hadi bakalım, kolay gelsin yalnızlar!)
    (deanneise, 30.09.2008 19:52)
  22. ne kadar yazılsa da, çizilse de, yeni tanışan birinin kesinlikle anlamayacağı, yüreğinin kapısını çalacak olan hüznün boyutlarını tahmin bile edemeyeceği, kimine göre ıssız bir ada, kimine göre bomboş bir şehirdir yalnızlık. çokta matah bir şeymiş gibi uğruna şarkılar, şiirler, kitaplar yazılır, onurlandırılır devamlı. aslında o hikayenin yazarı, dur şu içine düştüğüm boktan durumu kaleme alayım da alkışlar, tebrikler beraberinde gelsin diye söze başlamamıştır çoğu zaman. söz etmek istediği, ruhunun acımasına sebep olan o tarifsiz duygunun dışa vurumudur belkide. sadece kendi içinde yaşadığı ve “artık yeter!” dercesine paylaşıp, bitirdiğidir yalnızlık. bilinemez. kim iddia edebilir sezen aksu'nun sözlerini yazdığı yalnızlık senfonisi 'nin samimiyetten uzak olduğunu? ticari bir amaç veya dikkat çekmek için yazıldığını.

    acısıyla tatlısıyla devam eden ve hayatın boyunca unutamayacağın anılarını sana hediye eden ilişkinden, küçükken katı kurallarından şikayet ettiğin anne ve babandan, canın kadar sevdiğin kardeşinden, beslediğin bir hayvandan, uğruna yapmayacağın fedakarlık olmayan arkadaşından geçici bir süre ayrı kaldığını hayal et bakalım. yada şimdilik boş ver, zamanın anlamsızlaşmasını bekle. bu birkaç örneğin ebediyete varan boyutundan söz etmek bile istemiyorum. eğer öyle bir durum söz konusuysa, yazılan her şeyde sadece senin doldurabileceğin bir boşluk vardır zaten. yalnızlık hakkında okuduğun duyduğun her şey biraz yavan gelir. herkesten daha çok şey biliyorsundur. aynı diğer yalnızların senden daha çok şey bildiği gibi..

    eğer bu yazıyı okuyorsan, yalnızlık adına bir şeyler arıyorsun demektir. hiç boşuna arama, bulduklarının hiç biri, içinde bulunduğun boşluğu tam anlamıyla dolduramayacaktır. çünkü o boşluk sensin. ne sen başkaları kadar yalnızsın, nede başkaları senin kadar yalnız..
    (yavuz çetin özlemi, 01.10.2008 13:29 ~ 28.10.2008 20:32)
  23. (bkz: hoşgeldin aramıza)
    yok bu o değildi.
    (tonguç, 01.10.2008 13:36)
  24. 1. internetten dizi indirmeye başlama.
    2. niye yalnızım diye hayatı sorgulama. ya da sorgula bana ne
    3. mesele seks değil. pornoya abanma.
    4. sigaraya başlama. içiyorsan da artırma. hem hasta hem yalnız olmak istemezsin.
    5. bir süre evde otur. o evde yalnız olmayı hazmet. sonra her eve geldiğinde "bir zamanlar..." deme.
    6. bir süre sonra evden dışarı çık.
    7. en önemlisi: manita yaptıktan sonra sana yapılmasından hoşlanmadığını diğerlerine yap. "hacı en güzeli seninki aslında. dışarıdan göründüğü gibi değil. olsa bi dert olmasa bi dert" diye kafa sik. "ayrıl o zaman amına koyayım tutan mı var" diyen olursa bel altı çalış. "nası abi? ne demek istiyosun? seviyorum ben kız arkadaşımı" de.
    (tori, 01.10.2008 13:46)
  25. (rotasız pilot, 30.12.2008 04:18)
 sayfa  / 3

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil