belki ilginizi çeker
  1. · kadavra
  2. · tıp fakültesinde sözlü sınava gireceklere öğütler
  3. · morpheus
  4. · tus
  5. · 1 2 3 tıp
  6. · otopsi
  7. · farmakoloji
  8. · öss reloaded
  9. · adli tıp
  10. · anatomi
gündem
  1. · aşk ı memnu
  2. · otuz yaşına gelen kadının kendini avutma yolları
  3. · 25 kasım 2009 manchester united beşiktaş maçı
  4. · 28 kasım 2009 fenerbahçe kasımpaşa maçı
  5. · yeşim salkım
  6. · 27 yaşında olduğu halde bir hayat kuramayan insan
  7. · öğretmenler günü
  8. · merkez kantin önündeki deli amca
  9. · boğaziçi üniversitesi tıp fakültesi

yeni başlayanlar için tıp fakültesi  

  1. tıp fakültesine girmiş olan tazelerin uymasının büyük fayda getireceği önerilerdir. aşağıda listelenmiştir;

    - aslında "hiç girme" demek isterdim ama o ayrı bir başlığın mevzuu. o yüzden bu maddeyi (ki bu maddedir aslolan) direk geçiyorum.

    - e madem girdin bu cehenneme, öncelikle hoşgeldin. şimdii, öncelikle ilkokul 1'den lise 3'e değin öğrendiğin her şeyi unut, her şeyi. 2+2=4'ten tut da, basit türev almaya kadar... çünkü sen kırmızı hapı yuttun* ve morpheus seni gerçeğin derinliklerine doğru götürecek*

    - "ders çalışmak", "sınav", "bütünleme", "pratik" vs gibi kavramlar sana neleri çağrıştırıyorsa onları da sil kafandan. unutma ki; tıp fakültesinde ders çalışmak, ders çalışmak değildir, tıp fakültesinde sınavlar, sınav değildir, tıp fakültesinde bütünlemeler, bütünleme değildir. bambaşka şeylerdir. çünkü abilerin tarafından "basit lan bu ders" diye nitelendirilen derslerin senin götünde tüten bir tutam duman olduğunu farketmen uzun sürmeyecek.

    - ilk 3 sınıfa preklinik denir (bu arada latince sözcükleri öğrenecem diye kasma, ss öğreniyorsun zamanla) ve preklinik zor görünmesine rağmen aslında tıp hayatının en basit devresini oluşturacaktır. bu ilk 3 sınıfta dersleri anfide görürsün, o anfi bir sürü insanla dolu olduğu için uykun varsa uyursun, canın sıkkınsa kağıt oynarsın bilmemne yaparsın. ama gün gelir de 4. sınıfa geçersin, işte asıl o zaman başlar zor dönemler. eğlenceli olduğu kadar zordur klinik evresi (4,5,6. sınıflar). o alışık olduğun anfi dersleri uzaktır artık sana. "staj grubu" denen illetle birliktesindir artık. hepi topu en fazla 10-12 kişisinizdir ve bırak uyumayı, bakışlarından farkedecektir hocan başın ağrısa bile.

    - "abi" olayını iyi öğren ve kavramaya çalış. onlar senin geçtiğin yollardan daha önce geçmiş, ve muhtemelen dönen insanlardır. kafan sıkıştığı anda "abi abi" diye yapış yakalarına. gözlemlediğim kadarıyla tıp öğrencileri arasında güzel bir dayanışma ve acıma duygusu mevcut. hazır küçük sınıflarda iken bu duyguyu sömürebildiğin kadar sömür. ama unutma ki ileride bir gün sen abi olunca, abilerden istediklerini ve hatta daha fazlasını kardeşlerine vermek zorundasın. (nasıl gelişti sanıyorsun o duygular).

    - "abi"nin dediğini yapma, yaptığını yap. (bonus madde - stone skin - lightning enchanced - immune to magic)

    - fırsat buldukça acil'e git. bu işin sınıfı mınıfı olmaz. unutma ki, "ne kadar pratik, o kadar bilgi"dir. anfide öğrendiklerin ancak ve ancak sınıfı geçmene yardımcı olur. ki tıp fakültesini 6 senede bitirmiş eşekleri zaten göreceksin, onlardan biri olma. pratiği her şeyden üstün tut. git sütür at, yara temizle, batın muayenesi yap... yapacak bir şeyler bulursun nasıl olsa. unutma sana insan hayatı teslim edilecek.

    - her fakültede bulunan "abi 2 gün çalıştım 80 aldım hede hödö"cüler mutlaka orada da olacak. sakın bunlara kafayı takma. senin ders çalışma sebebin sınavı geçme olmasın, öğrenmek olsun. herhangi bir mühendis (deli sallayacam şimdi, uçak mühendislerinin affına sığınırım) uçağın uçuş sabitinin virgülden sonraki 3. rakamını öğrenmese de olur, yeri geldi mi açar okur onu. ama sen öyle değilsin. karşına 4 yaşında septik şoka girmiş bir çocuk getirildiğinde "lan buna hangi ilacı veriyoduk dur bi kitaba bakiim" diyemezsin.

    - aslında buraya kadar bunları okudun ya (ben de yazdım o apayrı bir mevzu) senden doktor moktor olmaz kardeşim. bunu okuyana kadar şimdiye akciğer ca'yı bitirmiştin bile. (şaka len şaka, tıp öğrencisi diyince aklına öküz gibi daima ders çalışan insanlar gelmesin. biz de insanız. [***])

    - !-özet-! diye kestirip atabileceğim bir yere geldim sanırım. o da "insan hayatı"dır. sana insan hayatı emanet edilecek. bunun farkında ve bilincinde ol. eğer kendini buna hazır hissetmiyorsan veya bu işi sevmiyorsan/sevemediysen, 6. sınıfta dahi olsan ayrılmanda büyük fayda var; hem kendi adına - hem insanlık adına.


    [***] "tıbbiyeden her şey çıkar. arada bir doktor da çıkar."

    not: aklıma geldikçe ekleyeceğimdir.
    (gxix, 05.05.2006 21:55)
  2. asistanından hastbakıcısına, önünüze gelen herkes sizi ezmeye çalışacaktır; şaşırmayın, kendinizi ezdirmeyin, zaten azar işiteceksiniz, bari profesörlerden işitin

    beş dakikasını size açıklama yapmak için harcayamayan asistanların yanısıra size bir tek şey öğretebilmek için çırpınan, aslında o sürede kaç yüzmilyon kazanabilecek olan profesörler var, kimseye soru sormaktan çekinmeyin (aklınıza bir şey takılırsa diye telefon numarası, e-posta adresi verenleri dahi var)

    ortalıkta sürekli önlükle dolaşmayın, sadece pratiklerde giyiliyor o önlük, zaten altı sene boyunca bol bol hevesinizi alacaksınız. her gelen bir yer soracaktır önlükle görünce (doktor bilmem kim hanım nerde?? hayır, poliklinik sorun,servis sorun, koca hastanedeki herkesi tanıma ihtimali nedir ki bir insanın), bilemeyince de arkanızdan laf yiyeceksinizdir muhtemelen. beyaz giymeye alışık olmayanlar için, bi süre sonra beyaz olmuyor o önlük zaten, orasında burasında yemek lekeleri,kalem izleri..sadece pratiklerde giyin o önlüğü en iyisi

    dersler sıkıcıdır, baştan hazır olun buna; fen bölümünden giriliyor tıp fakültesine, ama oturup ezber yapacaksınız, başka şansınız yok. lisedeki alışkanlıklardan devam, sınava bir gün önceden çalışarak ancak birinci sınıfı götürürsünüz, gerisi çok zor; geçersiniz dersten ama her şey birbirinin üzerine kurulacağı için tıkanmanız uzak değildir.

    sınavlara çalışırken önceki yıllarda çıkmış soruları elde etmeye çalışın, kırtasiyede, üst dönemde, sınıfınızda, mutlaka vardır birilerinde (tabi çancı zihniyet mevcut olduğu için paylaşmamayı seçebilirler soruları, şansınızı zorlayın, birinden alamazsanız başka birinden bulursunuz soruları).

    üst dönemlerle konuşun, hangi hoca nasıl soru sorar öğrenin. tıp fakültesinde "sözlü" diye bir kavram olduğu için kopya falan bir yere kadar; profesörle yüzyüze saçmalamak cesaret istiyor biraz. hoca kapılarında sözlü sırası beklemeye, sözlüden çıkan arkadaşlarınızın onlara ne sorulduğunu söylemeden gitmelerine, "hocam biz o konuları işlemedik" lafının hiç bir işe yaramadığına alışın. "hasta gelince biz onu işlememiştik/ ben o derse girmemiştim ama, mı diyeceksin" cümlesini duyacaksınız sık sık; işlenilen konuların bir anlamı yok sanki, her şeyi bilmek zorundaymışsınız gibi.

    pratik dersler için hastaneye gittiğinizde, hastanede olduğunuzu unutup fazla gülüp eğlenmeyin ortalarda, etrafınızdaki insanlar hasta, uutmamaya çalışın (çok zor ama..)

    polikliniğe gelen hastaların, sanki üniversite hastanesine geldiklerinin hiç farkında değillermiş gibi, "ben bunların* yanında soyunmam" deyip, muayne olmadan gitmesini; sonra sizin klinik saatiniz bitip teorik saatinizde tekrar polikliniğe gidip muayne olmasını garipsemeyin fazla, sık sık çıkabiliyor; kendilerini muayne eden doktorun da eskiden öğrenci olup bu şekilde öğrendiğini düşünemiyorlar çoğu zaman

    hastaların başı önünde, mazlum tipler olmasını beklemeyin; o eskidenmiş, türk filmlerindeymiş. muayne masasından kalkıp kavgaya tutuşacak sanıyor insan zaman zaman

    şimdilik bu kadar*
    (nepenthe, 15.09.2006 19:37)
  3. (bkz: kadavra)
    (bkz: adli tıp)
    (bkz: otopsi)

    (bkz: öss reloaded)
    (fantastik karakter, 15.09.2006 19:46)
  4. dönüşün henüz çok uzak olmadığı yoldur...
    (dawsan, 15.09.2006 20:44)
  5. tıpa girene tıpa girsin
    (anonim)
    (dingiller, 12.02.2007 02:38)
  6. ilk 3 sınıf zordur çünkü tamamen teorik dersler görürsünüz.herşey havada kalır.madde ezberlersiniz çoğu zaman.tıp fakültesinin asıl keyfi ise kliniğe geçince başlar.hasta görürsünüz.dokunmanın çekingenliğini yaşarsınız.damara giremeyince tekrar denemenin ne kadar zor olduğunu görürsünüz.son sınıfta 3 günde bir nöbet tutmaya başlarsınız ve o zaman bu konularda kaşar olmuşsunuzdur.yenidoğana geçtiğinizde - ben neden tıpa geldim de diyebilirsiniz ama yılmayın.
    kamil hocamın dediği bir söz vardı ;-bu meslek hem dünyalık,hem ahiretliktir.yeterince para da kazanırsınız,yeterince sevapta.
    aklınızdan hiç çıkarmayın.
    (yineyenidenkobalamin, 24.02.2007 19:48)
  7. -"eğer çok idealist değilseniz, çocukluğunuzdan beri doktor olmak için yanıp tutuşmuyorsanız, hele hele doktorluğun iyi para kazandırdığını, saygıdeğer bir meslek olduğunu düşündüğünüz için tıp fakültesine girdiyseniz geri dönün, hiç bir şey için geç değil!"
    başlamaya karar verdiyseniz ve ısrarcıysanız eğitiminizin ilk yıllarında hocalarınızdan bu sözü oldukça sık duyacaksınız, ciddiye alın, içinizde en ufak bir şüphe varsa hemen bırakın.
    çünkü kesinlikle kendiniz istemeden, annenizin hep doktor olmanızı istemesi, babanızın doktorlar çok para kazanır demesi hayatınızda geçireceğiniz en zor 6 seneye değmez.
    (evet belki doktorların bir kısmı gerçekten çok para kazanıyor ama unutmamak gerekir ki sadece en iyiler! kimse olacağı bir ameliyatı sıradan bir cerraha yaptırmak istemez, iyice araştırarak o ameliyatı en iyi yapana gider, ve genellikle bu en iyiler tıp fakültesine idealist bir şekilde girmiş, tıbbı sevdikleri için doktor olmuş kimselerdir, ve tıp fakültesindeki öğrenciliğiniz süresince çalıştığınız kadar nerde çalışırsanız çalışın kesinlikle o parayı kazanırsınız zaten, para için doktorluk yapılmaz, cidden!)

    buradan itibaren daha çok istanbul tıp fakültesinde 5 yıldır edindiğim şahsi tecrübelerime(!) göre konuşacağım o yüzden her tıp fakültesinde birebir aynı olmayabilir ama oldukça benzediklerine eminim nedense.

    -öss'nin zor bir sınav olduğu yanılgısı içerisindeyseniz, çok daha zorlarına hazırlanın, çünkü her dönem en az bir ders sizi en az öss kadar zorlayacaktır. özellikle ilk 3 sene bu sınavların ( biyokimya, anatomi, patoloji, farmakoloji* ) finallerine yaklaşırken yer yer ağlayacak, yer yer gülecek, bol bol da "neden ben?" diye düşüneceksiniz. hala düşünüyorsanız geri dönün, ilk 3 sene bunun için çok geç değil.
    *farmakoloji sadece ilk üç sene değil bütün tıp fakültesi boyunca bir azaptır, belirteyim.

    - bu 3 sene boyunca sabah 9 akşam 4 arası derslerinize girdikten sonra özellikle vize ve final dönemlerinde akşam 7 gece 11 arası bir de evinizde mesai yapmanız gerekir. tıp öğrencisinin mottosu olan "bu sene derslerime günü gününe çalışıcam"ı gerçekleştirememişseniz, -ki genellikle gerçekleştirilemez boşverin- bu süreler daha da uzayabilir, bu süreler uzadıkça ömrünüzün süresi giderek kısalır.

    - insanlarla kaynaşmak için kantine gitmeyin boşuna, öğle tatilleri haricinde genellikle boştur. canınız mı sıkıldı, biraz insan yüzü görmek sosyalleşmek mi istiyorsunuz o zaman gitmeniz gereken doğru adres kütüphanedir. o yüzden kütüphaneyi en baştan sevin, sayın, kucaklayın. pek çok sınavınızdan önce son dakika notlarını bulmak için de ana kaynağınız olacaktır.

    - 4. sınıfa geldiğinizde yarıyıl tatilini unutun. geçmişe dair güzel bir anı olarak yer yer anabilirsiniz kendisini. yarı yıl tatili niyetine dandik bulduğunuz bir stajı seçin, derslerini dinlemeyin, sınavına az çalışın falan. maksimum bu şekilde dinlenebilirsiniz.

    - bazı stajlarda, ilerde o konuda uzmanlık yapmayacaksanız hiç bir işinize yaramayacak muhtelif şeyler öğreneceksiniz. "uzmanlıkta öğrenirim ne gerek var öğrenmeyeyim" demeyin,stajdan kalırsınız, öğrenin, olmadı sonra unutursunuz. o konuda pek sorun yaşanmaz zaten. garanti veriyorum.

    - büyük sınıflardan duyacağınız "yeeaa o staja 5 gün çalışsan yeter" denilen süreleri ikiye katlayarak öyle çalışın. stajı verdikten sonra "aslında var ya boşuna çalışmışız, zaten yarısında bön bön kağıtlara bakarak salak gibi masada oturduk" diye hayıflanarak çalışılması gereken süreyi yarıya indirerek söylerler çünkü. ama unutmayın ki siz de en az onlar kadar bön bön bakacaksınız o notlara o yüzden iki katı süreyi hesaplayın, içiniz rahat olsun.

    - okumayı sevin, sevmeseniz de okuyacaksınız zaten, bari sevin, hobimi yapıyorum diye kendinizi kandırırsınız.

    aslında daha yazacak pek çok şeyim var gibi geliyor, çok dolmuşum heralde şu süre zarfında; ama şimdilik burda bırakayım, ziyadesiyle uzun bir giri oldu zira. üşenmeyip okuyanlara son bir sözüm olacak yalnız:
    henüz yolun başındaysanız ve aklınızda şüpheler varsa, başlamayın.
    (blacksunshine, 08.01.2008 22:07 ~ 22:23)
  8. kadavraların götüyle çüküyle oynamayın "gizli eşcinsel"e çıkar adınız.
    (qualyn, 09.08.2008 11:12)
  9. * kadavralarla çok içli dışlı olmadan önce bir bakın, mantarlı falan olmasın.

    * ilk sene gerçekten kolaydır, birçok ağır ders ikinci sınıfta başlar.*

    * çevrenizden gelen "evladım şuram ağrıyor da nedir bu acaba?" sorularına "valla ben daha öğrenciyim nereden bileyim." cevabı yerine "hmm, teyze/amca sen en iyisi bir uzmana görün." deyin; karizmanız fazla çizilmemiş olur.
    (sulcus tendinis musculi flexoris hallucis longi, 09.08.2008 11:29 ~ 14:38)
  10. beyni besleyenin oksijen ve glikoz olduğu öğretilir... sevgi, bilgi, kendine, başkalarına ve hayata ilginin beyne etkilerinden ve besleyiciliğinden söz edilmez, değinilmez dikkat etmek gerekir...
    (stylebrisbane, 09.08.2008 12:20)
  11. ankara üniversitesi tıp fakültesi için;
    - 1. sınıf kolay falan değildir işi sıkı tutun.
    - mümkün olduğunca tuna karahan'dan uzak durun, anatomi laboratuvarlarında alaittin elhan'ı dinleyin.
    - pdö oturumlarını ve mesleksel becerileri sakın alaya almayın.
    - morfoloji binasındaki kütüphane gayet hoştur tavsiye ederim.
    (drps, 09.08.2008 13:12)
  12. tıp okumamış, okumayan, okumayacak vs. ancak iyi bir gözlemcinin de yardım edebileceği çünkü hayatın çok içinden olan durumdur...
    kendi tavsiyem özellikle türkiye için;
    -okula başlamadan önce belki pek gelişmemiş bir hayal dünyanız vardır ama hüzünlenmeyin sakın çünkü bu bölümden mezun olunca ve hatta ve hatta uzman olunca, iyi bir cerrah olunca vs. ameliyatlarda şov yapmaya başladığınızda tüm türkiye ününüzü, hastanenizin ününü bilecektir...
    (bkz: katarakt ameliyatı yerine rahim almak) ve karın boşlukların makas, neşter vs. gibi şeylerin unutulması gibi nicesi...
    (er2rule, 09.08.2008 14:31)
  13. (bkz: 1 2 3 tıp)
    (irgatez, 05.10.2008 02:40)
  14. 1. başladıysanız artık korkmayı bırakın!
    2. inek olmayın. ders çalışmakla ilgili anlatılanların efsane olduğunun bilincinde olun. ortalama bir insan ortalama bir çalışmayla fakülteyi bitirebilir, meraklanmayın.
    3. inek olmayın. sosyalliğinizi kaybetmeyin.
    4. inek olmayın. ol-ma-yın!
    (selenosistein, 05.10.2008 08:22)
  15. internlüğü gözünüzde büyütmeyin. amelelikten başka bir şey değil. yemin ederim ki.
    (gxix, 15.02.2009 20:24)
  16. 1. sınıfta kimseye artistik yapmaya kalkmayın. bir halt bilmediğiniz anlaşlırsa madara olursunuz.
    (jadore, 15.02.2009 23:57)
  17. birde tus' tan sonra yaşananlar. asistanlığın hafızanın kaybedilmesine bile neden olduğu söylenir.
    (kenur, 16.02.2009 16:11)
  18. çok zormuş gibi klişe lafları bir yere atın ve keyfinize bakın. siz de farkedeceksiniz ki mühendislik okumak tıp öğrencisi olmaktan çok daha zor. komite sistemi de varsa hele o zaman hiç kasmaya gerek yok tıp fakültesinde. ayrıca kimseye tepeden bakmayın ne birinci sınıfta ne son sınıfta çünkü her yıl sizin gibi 7000 kişi tıp fakültesi kazanıyor sadece ülkemizde. yani sizden çok var kimse size kalmadı. götlerinizin tavan yapma ihtimaline karşı söyledim bunu da. bir de insanların ilk günde size doktor muamelesi yapma ihtimali çok yüksek. biz daha o konuya gelmedik demekten usanacaksınız ama 6 yıl sabredin.
    (çok okuyan az yazan adam, 10.06.2009 10:11)
  19. yeni başlayanlar için tıp fakültesi, öss'ye girip de tıp fakültesi yazmayı düşünen bütün gençlerimizin okuması gereken fevkalade bir eserdir bana göre.

    @800269 nolu giriyi yazdığımda 3. sınıf öğrencisiydim, aradan koca 3 yıl geçmiş.. şu anda ne yazacağım konusunda pek bir fikrim yok ama o girinin hayli eksik olduğunu, gerçekten belirtildiği gibi "beginner" seviyesinde olduğunu biliyorum. o yüzden söz konusu girinin üzerine 3 yılımı daha harcadığım bu fakülte adına doğaçlama olarak birkaç şey daha belirtmek istiyorum. madem doğaçlama, alın size sınıf sınıf böl parçala sindir mantığıyla işlenmiş olarak "yeni başlayanlar için tıp fakültesi":

    (başnot: söz konusu sınıflandırma kendi okuduğum fakülteye göre esas alındı. yani herhangi bir sınıftaki herhangi bir dersten söz ederken "iyi de o ders 2. sınıfta değil ki?" demeyiniz, sizin -müstakbel- fakültenizde hangi sınıfta ise oraya göre biçimlendiriniz)

    1. sınıf:

    - tıp fakültesine hoş geldiniz. eminim kendinizi öte zeki ve hastalıklı derecede çalışkan hissediyor, hatta "bu zafer benim hayatımı özetliyor haha!" şeklinde düşünüyorsunuz. kısmen haklısınız. bu bir zaferdir doğru ancak hayatınızın özeti olacak kadar büyük bir zafer değil. bunu not edin. yok eğer "daha ne başaracam lan?" diyorsanız tus hakkında bilgi sahibi olmanızı öneririm: (bkz: tus).

    - 1. sınıf tıp fakültesindeki diğer sınıflara nazaran oldukça rahat geçen, sınavları stres yaratmayan, sigaraya meyilli kişileri henüz tiryakileştirmeyen çiçek gibi bir sınıftır. bu sınıfın en zor dersi olan biyokimya, salt ezbere dayalı gibi görünse de aslında çalışması oldukça zevkli, tus haricinde tıp hayatınızın herhangi bir döneminde hatırlamanıza da gerek olmayan, yani "bu kısmı öğrenemedim kötü doktor olucam :(" demenizi gerektirmeyen bir ders. bu ne demek? biyokimya çalışırken sınavınızı geçecek kadar öğrenmeniz yeterli demek. "tus'ta lazımmış ama?" demeyin çünkü sınıfta kalmadan geçseniz bile sizin için en yakın tus 6 sene sonra. ve aradaki sınıflarda -örneğin dahiliyeyle uğraşırken- açıp biyokimya tekrarı yapmayacağınız için, biyokimyayı sınavınızı geçirecek kadar öğrenmeniz yeterlidir.

    - bazı fakültelerde 1. sınıfta anatomi varmış. anatomi zordur evet. ama sizin fakültenizde anatomi varsa bile korkmanıza gerek yok çünkü 1. sınıf anatomisi olsa olsa kemiktir. yani öğreneceğiniz tek şey kemikler. pratik sınavının ne kadar rahat olacağını düşünsenize..

    - 1. sınıfta bütünlemeye kalmamaya özen gösterin çünkü böylesi rahat bir sınıfta bütünlemeye kalmak demek, belki de tıp hayatınız boyunca geçirebileceğiniz en rahat yaz tatilini piç etmek demektir. o yüzden yıl içinde derslerinize düzenli çalışıp, sınavlarınızı zamanında geçmeniz, yıl sonunda tarifi imkansız hazlar yaşamanıza sebep olacaktır.

    2. sınıf:

    - tıp fakültesine alışma evresini (1. sınıf) başarıyla bitirdiniz. şimdi tıp fakültesine ısınma evresi başlıyor. bu sınıfta karşınıza anatomi adlı ders dikilecek ve sizden bütün insan vücudunu saçından tırnağına kadar ezberlemeniz istenecek. ama korkmayın. çünkü ben o yollardan geçtim ve ezberim o kadar kötüdür ki anlatamam. peki bu kötü ezberle nasıl başardım? şöyle ki, "ezber" şişirilmiş balon bir laftır (ahaha). gerçekten öyle. sizden imam olmanız beklenmiyor. herkesin belli bir iq'su vardır ve ona göre çalışmalıdır. örneğin bir konuyu sen 3 kere okuyunca anlarsın/ezberlersin, ben 5 kere okuyunca anlarım/ezberlerim, ötekisi 15 kere okuyunca.. bu ne demek? kendinize ait bir stil geliştirin, bir çalışma stiliniz olsun. bunu 1. sınıftaki derslerinizi nasıl geçtiğinizi göz önünde bulundurarak başarabilirsiniz kanımca. misal kodlama, fotografik hafıza, küçük notlar, karalama usülü çalışma, düzenli not tutma versaire gibi çok çeşitli çalışma şekilleri vardır. hangisinin size en uygun olduğunu ancak siz bilebilirsiniz.

    - 2. sınıf sizi ürkütmesin. o kadar adam tek bir sınavdan bile kalmadan geçebiliyorsa bu sınıfı, sizin neyiniz eksik? ben söyleyeyim, sizin bir şeyiniz eksik değil hatta fazlanız var. şu bar pavyon merakınızdaki fazlalıktan bahsediyorum. evet bu işlere biraz dur demenin vakti geldi. anatomi günlük olmasa da en azından haftalık tekrar gerektiren ciddi bir derstir. ve her gece alemlere akan bardan bara sürten "binlerce dansöz"ün yareni olmuş bir tıbbiyeli elbette düzenli olarak ders çalışamaz.

    - 2. sınıftan itibaren sınavlardan kalmanın en büyük sebebi kendine olan aşırı güvendir. bunu kendimden biliyorum. "nası olsa geçeriz yau" dersiniz ancak emin olun "nası olsa" olmuyor işte. bakın ben 4 ay kaybettim. çok da zekiyimdir.. demek ki bu iş zekayla bitmiyor. ben ne zekiler gördüm 2. sınıfın sonunda elveda dediler tıp fakültesine. bu iş zekayla değil, çalışmayla olur. oturun adam gibi çalışın.

    3. sınıf:

    - anatomi ve saz arkadaşlarını (fizyoloji, histoloji) geçtiyseniz rahatlayın. gerçekten rahatlayın çünkü insanlık tarihinin belki de en zor derslerinden birini geçtiniz. eğer anatomiyi geçebildiyseniz gerisi kolay. vallahi.

    - bu sınıfta sizi farmakoloji, mikrobiyoloji ve patoloji bekliyor. üst sınıflardan duyduğunuz "farma çok zor yeaa" laflarını unutmayın. evet farma zordur ama siz anatomiyi geçtiniz. bu önemli. ben şimdi size başka bir şey söyleyeceğim: mikrobiyoloji. evet, 3. sınıfın anahtar dersi mikrobiyolojidir. bir tıbbiyeli 3. sınıfta mikrobiyolojiyi ne kadar garantiye alırsa, 3. sınıfın final döneminde ve 4-5-6. sınıflarda -inanın- o kadar rahatlayacak demektir. neden? çünkü mikrobiyoloji, farmakolojinin üstüne eklendiği anda devasa bir yüke dönüşür ve eğer siz mikrobiyoloji konusunda yetkinseniz farmakoloji çalışmak sadece bir "ek" olacaktır. ayrıca mikrobiyolojide öğreneceğiniz "hangi mikroba hangi ilaç" konulu dersleri kaçırmamanız, güzel güzel notlar tutmanız, 4-5 ve 6. sınıflarda reçete konusunda sizi oldukça rahatlatacak. hani en azından bakteriyel-viral-fungal enfeksiyonlar arasındaki farkı derinlemesine öğrenin derim.

    - farmakoloji açısından sizi biraz zorlu bir serüven bekliyor diyebilirim 3. sınıfta. ama dediğim gibi anatomiyi öyle veya böyle halleden biri, farmayı çok rahat geçecektir bana güvenin.

    4. sınıf:

    - eğer fakültenizde klinik stajları 3. sınıfta başlıyorsa 4. sınıfa daha rahat başlayacağınız kesin. ama bu stajlar 4. sınıfta başlıyorsa yine üzülmeyin çünkü tıp fakültesinde 4. sınıf olmak demek, resmen level atlamak demektir. çünkü artık "stajyer doktor"sunuz (ve evet, doğrusu "stajyer"dir, stajer değil).

    - 4. sınıfta giydiğiniz önlük, anatomi laboratuarında giydiğiniz pejmürde önlüğe benzemez. gidin adam gibi bir önlük alın. giyim kuşamınızla karşınızdaki insana (hasta olur, hoca olur) güven vermelisiniz. "karşımdaki doktor" dedirtmelisiniz.

    - bunun istisnası yok, dahiliye 4. sınıftadır abicim. ha yeri gelmişken anatomiyi, farmakolojiyi ve mikrobiyolojiyi nasıl da harika geçmiştiniz değil mi? unutun bunları. o zaferlerin şu anda size bir katkısı yok (tıbbi bilgi açısından elbette var, o ayrı). yani "ben farmayı geçmiş adamım, dahiliye neymiş haha" demeyin, öyle bir patlar ki neye uğradığınızı şaşırırsınız. dahiliye klinik bir bilimdir ve "musculus sartorius bacağa fleksiyon yaptırıyor muydu ya?" gibi basit sorular ve basit cevaplardan ibaret değildir. komplike ve "analitik" düşünebilme yetisi gerektirir dahiliye ("analitik" kelimesini özellikle yazdım, kapak yerini buldu sanırım). yani özetle, anatomide öğrendiğiniz "hangi yapının nerede olduğu", fizyolojide öğrendiğiniz "o yapının normal görevinin ne olduğu", patolojide öğrendiğiniz "o yapı bozulunca ne olduğu", mikrobiyolojide öğrendiğiniz "o yapıyı bu hale getiren ne?" ve en son olarak farmakolojide öğrendiğiniz "ne verirsek düzelir" alt başlıklarını toplayıp adam gibi bir sonuca varmanız gerekiyor dahiliye için. ama bundan da korkmayın çünkü hafızanız sizi şu an için yanıltıyor. hiçbir şeyi hatırlamıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz eminim, ama sınavdayken veya hasta karşısına geçince bülbül gibi şakıyacaksınız bundan da eminim.

    - 4. sınıfta sözlü sınavlar bütün haşmetiyle başlar (bazı fakültelerde komite veya anatomi sözlüsü gibi kavramlar var, bunlar başka. zira klinik bilimlerin özel sözlüleri gibisi yoktur sizi temin ederim). tıp fakültesinde sözlü kavramı kendi başına oldukça karmaşık ve yorucu bir süreci temsil eder. o yüzden konumuzu dağıtmamak adına şuraya bakmanızı tavsiye ediyorum (bkz: tıp fakültesinde sözlü sınava gireceklere öğütler). söz konusu başlıktaki bana ait yazı için (bkz: @2230780).

    5. sınıf:

    - 4. sınıfı geçtiyseniz 5. sınıf, 4. sınıfın minyatür versiyonu gibi bir şey olduğu için oldukça rahat edeceksiniz. 5. sınıftaki tek sıkıntı zırt pırt sınava girmektir. buna alıştığınız anda kendinizi tıp fakültesinin en kolay sınıfında hissedeceksiniz emin olun. çünkü siz artık -benim tabirimle, afedersiniz- bir "sözlü orospusu"sunuz. sözlüde hocaya ne söylemek/söylememek gerekir, sözlü ve vizitlerdeki giyim kuşam, hal hareket ve konuşma tarzı nasıl olmalıdır vesaire, bunlar artık size abece kadar basit gelen bilgiler. ve bu bilgileri kullanmanın zamanı geldi.

    - 5. sınıf diğer sınıfların aksine reel hayatta karşılaşacağınız durumlar açısından oldukça eğitici bir sınıftır. küçük stajlar dediğimiz sürüsüne bereket klinik bilimi bu sınıfta alacaksınız ve o küçük stajlar, bir pratisyen hekim olarak size gelecek hastaların büyük bir kesimini oluşturacak. yani bir kbb'yi, bir dermatolojiyi, bir acili adam gibi öğrenmeden geçmeyin derim. onun haricinde amerikanların dediği gibi "piece of cake".

    6. sınıf:

    - 5(+) sene boyunca hayalini kurduğunuz 6. sınıfa hoşgeldiniz. evet, daha ilk günden farkedebileceğiniz gibi hiç de matah bir şey değilmiş sanırım, ha? 6. sınıfı size bir cümle ile özetlemek istersem o cümle şöyle bir şey olurdu sanırım: "maaşsız çalışan personel". evet, 4. ve 5. sınıftaki havanızı bir kenara bırakıp artık intern doktorluğun o cefakar yollarında dolaşmanızın vakti geldi. adınız intern "doktor" ama size doktor gözüyle bakan tek güruh hasta güruhudur, ki eğer poliklinikteyseniz.

    - internlüğünüz boyunca -aslen- yapmanız gereken şey pratik anlamda kendinizi geliştirmeniz, mezun olunca karşılaşmanızın olası olduğu durumlarla nasıl başa çıkmanız gerektiğini öğrenmeniz falan filan. ama kazın ayağı öyle değil ne yazık ki.. çünkü hesapta size bir şeyler öğretmesi gereken kişileri (hocalarınızı) görmeyeceksiniz bile. yoklamanızı bile en düşük rütbeli yardımcı doçent alacak. profesör ve doçentleri ise belki poliklinik saatlerinde istem kağıdı çıkarmanız gerektiği zaman görebileceksiniz. onun haricinde haşa..

    - internlük dönemi, tıbbiyelinin çeşitli asistanlarla kavga ettiği dönemdir. bunu böyle belleyin. çünkü karşınızda duran o asistan, sanki kendisi hiç intern olmamış gibi her pis işe sizi yollamak isteyecektir, bundan emin olun. ilk başlarda "ne var, yaparım ki" gibisinden über pollyannacı bir tavır benimseyebilirsiniz. bu görülmemiş bir şey değil. umarım sinir katsayınız ona göre yüksektir de 1 seneyi sıyırmadan atlatırsınız. yoksa asistanlar internü sadece "amele" olarak görür.

    - arada istisnai olarak "interne bir şeyler öğreteyim" diyen asistanlar çıkabilir. eğer böyle bir asistanla karşılaşırsanız resmen sülük gibi yapışın ona. pratik anlamda öğrenebileceğiniz her kelime kardır, bunu bilin.

    - 6. sınıfta tus çalışın. tus, safi ezber gerektiren bir sınav olsa da, okuduğunuz her kelime yine kardır. bunu da unutmayın.

    doğaçlama falan derken baya yazdım sanırım. ama parmaklarım acıdı. neyse, bundan bir 3 yıl sonra da inşallah tus'u kazanırsam onunla alakalı bir şeyler yazarım.

    kolay gelsin.
    (gxix, 17.08.2009 02:43 ~ 02:51)
  20. 2010 da akdeniz tıpa gelmeyin çünkü gelecek yıl zorunlu hazırlık kalkacağı için bu yıl hazırlık okuyanlarla birlikte dönem1 yaklaşık 330 kişi olacak
    anfiler 200 kişilik olduğu için ya 2'li öğretime geçilecek ya da dönem derslerini başka bir fakültede görecekler
    (eck07, 15.10.2009 23:06)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil