merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

yeni başlayanlar için tıp fakültesi

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. tıp fakültesine girmiş olan tazelerin uymasının büyük fayda getireceği önerilerdir. aşağıda listelenmiştir;

    - aslında "hiç girme" demek isterdim ama o ayrı bir başlığın mevzuu. o yüzden bu maddeyi (ki bu maddedir aslolan) direk geçiyorum.

    - e madem girdin bu cehenneme, öncelikle hoşgeldin. şimdii, öncelikle ilkokul 1'den lise 3'e değin öğrendiğin her şeyi unut, her şeyi. 2+2=4'ten tut da, basit türev almaya kadar... çünkü sen kırmızı hapı yuttun* ve morpheus seni gerçeğin derinliklerine doğru götürecek*.

    - "ders çalışmak", "sınav", "bütünleme", "pratik" vs gibi kavramlar sana neleri çağrıştırıyorsa onları da sil kafandan. unutma ki; tıp fakültesinde ders çalışmak, ders çalışmak değildir. tıp fakültesinde sınavlar, sınav değildir. tıp fakültesinde bütünlemeler, bütünleme değildir. bambaşka şeylerdir. çünkü abilerin tarafından "basit lan bu ders" diye nitelendirilen derslerin senin kulağında tüten bir tutam duman olduğunu farketmen uzun sürmeyecek.

    - ilk 3 sınıfa preklinik denir ve preklinik zor görünmesine rağmen aslında tıp hayatının görece basit devresini oluşturacaktır. bu ilk 3 sınıfta dersleri anfide görürsün, o anfi bir sürü insanla dolu olduğu için uykun varsa uyursun, canın sıkkınsa kağıt oynarsın bilmem ne yaparsın. ama gün gelir de 4. sınıfa geçersin, işte asıl o zaman başlar zor dönemler. eğlenceli olduğu kadar zordur klinik evresi (4, 5, 6. sınıflar). o alışık olduğun anfi dersleri uzaktır artık sana. "staj grubu" denen illetle birliktesindir artık. hepi topu en fazla 10-12 kişisinizdir ve bırak uyumayı, bakışlarından farkedecektir hocan başın ağrısa bile.

    - "abi" olayını iyi öğren ve kavramaya çalış. onlar senin geçtiğin yollardan daha önce geçmiş, ve muhtemelen dönen insanlardır. kafan sıkıştığı anda "abi abi" diye yapış yakalarına. gözlemlediğim kadarıyla tıp öğrencileri arasında güzel bir dayanışma ve acıma duygusu mevcut. hazır küçük sınıflarda iken bu duyguyu sömürebildiğin kadar sömür. ama unutma ki ileride bir gün sen abi olunca, abilerden istediklerini ve hatta daha fazlasını kardeşlerine vermek zorundasın. (nasıl gelişti sanıyorsun o duygular).

    - "abi"nin dediğini yapma, yaptığını yap. (bonus madde - stone skin - lightning enchanced - immune to magic)

    - fırsat buldukça acil'e git. bu işin sınıfı mınıfı olmaz. unutma ki, "ne kadar pratik, o kadar bilgi"dir. anfide öğrendiklerin ancak sınıfı geçmene yardımcı olur. ki tıp fakültesini 6 senede bitirmiş eşekleri zaten göreceksin, onlardan biri olma. pratiği her şeyden üstün tut. git sütür at, yara temizle, batın muayenesi yap.. yapacak bir şeyler bulursun nasıl olsa. unutma sana insan hayatı teslim edilecek.

    - her fakültede bulunan "abi 2 gün çalıştım 80 aldım"cılar mutlaka orada da olacak. sakın bunlara kafayı takma. senin ders çalışma sebebin sınavı geçmek olmasın, öğrenmek olsun. herhangi bir mühendis (deli sallayacam şimdi, uçak mühendislerinin affına sığınırım) uçağın uçuş sabitinin virgülden sonraki 3. rakamını öğrenmese de olur, yeri geldi mi açar okur. ama sen öyle değilsin. karşına 4 yaşında hipovolemik şoka girmiş bir çocuk getirildiğinde "lan buna sf mi veriyorduk ringer laktat mı, dur bakiyim bi" diyemezsin.

    - özet diye kestirip atabileceğim bir yere geldim sanırım. o da "insan hayatı"dır. sana insan hayatı emanet edilecek. bunun farkında ve bilincinde ol. eğer kendini buna hazır hissetmiyorsan veya bu işi sevmiyorsan / sevemediysen, 6. sınıfta dahi olsan ayrılmanda büyük fayda var; hem kendi adına - hem insanlık adına.

    "tıbbiyeden her şey çıkar. arada bir doktor da çıkar."
  2. asistanından hastbakıcısına, önünüze gelen herkes sizi ezmeye çalışacaktır; şaşırmayın, kendinizi ezdirmeyin, zaten azar işiteceksiniz, bari profesörlerden işitin

    beş dakikasını size açıklama yapmak için harcayamayan asistanların yanısıra size bir tek şey öğretebilmek için çırpınan, aslında o sürede kaç yüzmilyon kazanabilecek olan profesörler var, kimseye soru sormaktan çekinmeyin (aklınıza bir şey takılırsa diye telefon numarası, e-posta adresi verenleri dahi var)

    ortalıkta sürekli önlükle dolaşmayın, sadece pratiklerde giyiliyor o önlük, zaten altı sene boyunca bol bol hevesinizi alacaksınız. her gelen bir yer soracaktır önlükle görünce (doktor bilmem kim hanım nerde?? hayır, poliklinik sorun,servis sorun, koca hastanedeki herkesi tanıma ihtimali nedir ki bir insanın), bilemeyince de arkanızdan laf yiyeceksinizdir muhtemelen. beyaz giymeye alışık olmayanlar için, bi süre sonra beyaz olmuyor o önlük zaten, orasında burasında yemek lekeleri,kalem izleri..sadece pratiklerde giyin o önlüğü en iyisi

    dersler sıkıcıdır, baştan hazır olun buna; fen bölümünden giriliyor tıp fakültesine, ama oturup ezber yapacaksınız, başka şansınız yok. lisedeki alışkanlıklardan devam, sınava bir gün önceden çalışarak ancak birinci sınıfı götürürsünüz, gerisi çok zor; geçersiniz dersten ama her şey birbirinin üzerine kurulacağı için tıkanmanız uzak değildir.

    sınavlara çalışırken önceki yıllarda çıkmış soruları elde etmeye çalışın, kırtasiyede, üst dönemde, sınıfınızda, mutlaka vardır birilerinde (tabi çancı zihniyet mevcut olduğu için paylaşmamayı seçebilirler soruları, şansınızı zorlayın, birinden alamazsanız başka birinden bulursunuz soruları).

    üst dönemlerle konuşun, hangi hoca nasıl soru sorar öğrenin. tıp fakültesinde "sözlü" diye bir kavram olduğu için kopya falan bir yere kadar; profesörle yüzyüze saçmalamak cesaret istiyor biraz. hoca kapılarında sözlü sırası beklemeye, sözlüden çıkan arkadaşlarınızın onlara ne sorulduğunu söylemeden gitmelerine, "hocam biz o konuları işlemedik" lafının hiç bir işe yaramadığına alışın. "hasta gelince biz onu işlememiştik/ ben o derse girmemiştim ama, mı diyeceksin" cümlesini duyacaksınız sık sık; işlenilen konuların bir anlamı yok sanki, her şeyi bilmek zorundaymışsınız gibi.

    pratik dersler için hastaneye gittiğinizde, hastanede olduğunuzu unutup fazla gülüp eğlenmeyin ortalarda, etrafınızdaki insanlar hasta, uutmamaya çalışın (çok zor ama..)

    polikliniğe gelen hastaların, sanki üniversite hastanesine geldiklerinin hiç farkında değillermiş gibi, "ben bunların* yanında soyunmam" deyip, muayne olmadan gitmesini; sonra sizin klinik saatiniz bitip teorik saatinizde tekrar polikliniğe gidip muayne olmasını garipsemeyin fazla, sık sık çıkabiliyor; kendilerini muayne eden doktorun da eskiden öğrenci olup bu şekilde öğrendiğini düşünemiyorlar çoğu zaman

    hastaların başı önünde, mazlum tipler olmasını beklemeyin; o eskidenmiş, türk filmlerindeymiş. muayne masasından kalkıp kavgaya tutuşacak sanıyor insan zaman zaman

    şimdilik bu kadar*
  3. ilk 3 sınıf zordur çünkü tamamen teorik dersler görürsünüz.herşey havada kalır.madde ezberlersiniz çoğu zaman.tıp fakültesinin asıl keyfi ise kliniğe geçince başlar.hasta görürsünüz.dokunmanın çekingenliğini yaşarsınız.damara giremeyince tekrar denemenin ne kadar zor olduğunu görürsünüz.son sınıfta 3 günde bir nöbet tutmaya başlarsınız ve o zaman bu konularda kaşar olmuşsunuzdur.yenidoğana geçtiğinizde - ben neden tıpa geldim de diyebilirsiniz ama yılmayın.
    kamil hocamın dediği bir söz vardı ;-bu meslek hem dünyalık,hem ahiretliktir.yeterince para da kazanırsınız,yeterince sevapta.
    aklınızdan hiç çıkarmayın.
  4. -"eğer çok idealist değilseniz, çocukluğunuzdan beri doktor olmak için yanıp tutuşmuyorsanız, hele hele doktorluğun iyi para kazandırdığını, saygıdeğer bir meslek olduğunu düşündüğünüz için tıp fakültesine girdiyseniz geri dönün, hiç bir şey için geç değil!"
    başlamaya karar verdiyseniz ve ısrarcıysanız eğitiminizin ilk yıllarında hocalarınızdan bu sözü oldukça sık duyacaksınız, ciddiye alın, içinizde en ufak bir şüphe varsa hemen bırakın.
    çünkü kesinlikle kendiniz istemeden, annenizin hep doktor olmanızı istemesi, babanızın doktorlar çok para kazanır demesi hayatınızda geçireceğiniz en zor 6 seneye değmez.
    (evet belki doktorların bir kısmı gerçekten çok para kazanıyor ama unutmamak gerekir ki sadece en iyiler! kimse olacağı bir ameliyatı sıradan bir cerraha yaptırmak istemez, iyice araştırarak o ameliyatı en iyi yapana gider, ve genellikle bu en iyiler tıp fakültesine idealist bir şekilde girmiş, tıbbı sevdikleri için doktor olmuş kimselerdir, ve tıp fakültesindeki öğrenciliğiniz süresince çalıştığınız kadar nerde çalışırsanız çalışın kesinlikle o parayı kazanırsınız zaten, para için doktorluk yapılmaz, cidden!)

    buradan itibaren daha çok istanbul tıp fakültesinde 5 yıldır edindiğim şahsi tecrübelerime(!) göre konuşacağım o yüzden her tıp fakültesinde birebir aynı olmayabilir ama oldukça benzediklerine eminim nedense.

    -öss'nin zor bir sınav olduğu yanılgısı içerisindeyseniz, çok daha zorlarına hazırlanın, çünkü her dönem en az bir ders sizi en az öss kadar zorlayacaktır. özellikle ilk 3 sene bu sınavların ( biyokimya, anatomi, patoloji, farmakoloji* ) finallerine yaklaşırken yer yer ağlayacak, yer yer gülecek, bol bol da "neden ben?" diye düşüneceksiniz. hala düşünüyorsanız geri dönün, ilk 3 sene bunun için çok geç değil.
    *farmakoloji sadece ilk üç sene değil bütün tıp fakültesi boyunca bir azaptır, belirteyim.

    - bu 3 sene boyunca sabah 9 akşam 4 arası derslerinize girdikten sonra özellikle vize ve final dönemlerinde akşam 7 gece 11 arası bir de evinizde mesai yapmanız gerekir. tıp öğrencisinin mottosu olan "bu sene derslerime günü gününe çalışıcam"ı gerçekleştirememişseniz, -ki genellikle gerçekleştirilemez boşverin- bu süreler daha da uzayabilir, bu süreler uzadıkça ömrünüzün süresi giderek kısalır.

    - insanlarla kaynaşmak için kantine gitmeyin boşuna, öğle tatilleri haricinde genellikle boştur. canınız mı sıkıldı, biraz insan yüzü görmek sosyalleşmek mi istiyorsunuz o zaman gitmeniz gereken doğru adres kütüphanedir. o yüzden kütüphaneyi en baştan sevin, sayın, kucaklayın. pek çok sınavınızdan önce son dakika notlarını bulmak için de ana kaynağınız olacaktır.

    - 4. sınıfa geldiğinizde yarıyıl tatilini unutun. geçmişe dair güzel bir anı olarak yer yer anabilirsiniz kendisini. yarı yıl tatili niyetine dandik bulduğunuz bir stajı seçin, derslerini dinlemeyin, sınavına az çalışın falan. maksimum bu şekilde dinlenebilirsiniz.

    - bazı stajlarda, ilerde o konuda uzmanlık yapmayacaksanız hiç bir işinize yaramayacak muhtelif şeyler öğreneceksiniz. "uzmanlıkta öğrenirim ne gerek var öğrenmeyeyim" demeyin,stajdan kalırsınız, öğrenin, olmadı sonra unutursunuz. o konuda pek sorun yaşanmaz zaten. garanti veriyorum.

    - büyük sınıflardan duyacağınız "yeeaa o staja 5 gün çalışsan yeter" denilen süreleri ikiye katlayarak öyle çalışın. stajı verdikten sonra "aslında var ya boşuna çalışmışız, zaten yarısında bön bön kağıtlara bakarak salak gibi masada oturduk" diye hayıflanarak çalışılması gereken süreyi yarıya indirerek söylerler çünkü. ama unutmayın ki siz de en az onlar kadar bön bön bakacaksınız o notlara o yüzden iki katı süreyi hesaplayın, içiniz rahat olsun.

    - okumayı sevin, sevmeseniz de okuyacaksınız zaten, bari sevin, hobimi yapıyorum diye kendinizi kandırırsınız.

    aslında daha yazacak pek çok şeyim var gibi geliyor, çok dolmuşum heralde şu süre zarfında; ama şimdilik burda bırakayım, ziyadesiyle uzun bir giri oldu zira. üşenmeyip okuyanlara son bir sözüm olacak yalnız:
    henüz yolun başındaysanız ve aklınızda şüpheler varsa, başlamayın.
  5. beyni besleyenin oksijen ve glikoz olduğu öğretilir... sevgi, bilgi, kendine, başkalarına ve hayata ilginin beyne etkilerinden ve besleyiciliğinden söz edilmez, değinilmez dikkat etmek gerekir...
  6. tıp okumamış, okumayan, okumayacak vs. ancak iyi bir gözlemcinin de yardım edebileceği çünkü hayatın çok içinden olan durumdur...
    kendi tavsiyem özellikle türkiye için;
    -okula başlamadan önce belki pek gelişmemiş bir hayal dünyanız vardır ama hüzünlenmeyin sakın çünkü bu bölümden mezun olunca ve hatta ve hatta uzman olunca, iyi bir cerrah olunca vs. ameliyatlarda şov yapmaya başladığınızda tüm türkiye ününüzü, hastanenizin ününü bilecektir...
    (bkz: katarakt ameliyatı yerine rahim almak) ve karın boşlukların makas, neşter vs. gibi şeylerin unutulması gibi nicesi...
  1. 1