üniversiteye başlamadan önce verdiğim ukteydi. şimdi ben yeni nesile birkaç şey söyleyebilirim sanırım (tey allaam sanki okulu bitirdi doktorasını yaptı... daha bir senesi geçmiş konuşuyo!).
-gençler önce şunda anlaşalım: üniversitede çok
aktif ve birbirine
alternatif oluşturan kulüplere katılma niyetindeyseniz
mimar sinan bu yönüyle size göre değil.
sinema kulübüne girersiniz, yaptığınız tek etkinlik resim atölyesinin ilerisindeki salonda film gösterimlerini izlemek olur.
satranç kulübüne mi kaydoldunuz, yıl boyunca kaydolduğunuzla kalırsınız. zaten okulda doğru dürüst satranç oynayan bir tane adam yok. arada kantinde bir arada oynayan birkaç adam oluyor, onlar da aralarına almıyor. çok denedim, yanlarına en şirin halimle gidip satrançla ilgilendiğimi belirten bilumum sevimli cümle kurdum, hiç oralı olmadılar. sanırım gerçekten
satranç bilen erkekte gizli eşcinsellik vardır. yoksa niye aralarına almasınlar? neyse.
-okul
kedi kaynıyor. kedileri sevmiyorsanız, allerjiniz filan varsa hiç gelmeyin. yapamazsınız. koridorlarda gezinip heykellerin dibine yavruluyorlar, çatıdaki atölyelere kadar çıkabiliyorlar. sonra sınıfın duvarındaki bir delikten girip kayboluyorlar. şaşırmayın.
-okulun ilk günü gidip merkez yerleşkeyi görmenizde fayda var. açılış törenini izleyin, size okul profiliyle ilgili bilgi verecektir. konservatuvar öğrencilerinin verdiği konserleri, gösterileri kaçırmayın.
-güzel sanatlarda ya da mimarlıktaysanız,
temel sanat eğitimi diye bir atölye dersi var. başka bir şey demiyorum.
-kulüpler aktif değil dedim ama sanırım dans kulüpleri yapıyor arada bir şeyler. onlara girebilirsiniz.
-okulda siyasi faaliyetlerle çok sık karşılaşmazsınız. aslında bunun sebebi bence öğrencilerin ve öğretim üyelerinin büyük çoğunluğunun sol görüşlü olması ve birbirleriyle geçinip gitmesidir. tabii bu dediğim daha çok
güzel sanatlar ve
mimarlık fakültelerinde geçerli.
fen edebiyat fakültesi biraz karışık olabilir.
-
fındıklı yerleşkesi süperdir.
rıhtımda oturup boğaza karşı biranızı yudumlarken diğer tarafta heykellerini tamamlamaya çalışan insanlar görürsünüz. güzel şeyler bunlar.
-temel sanat atölyesi gibi, diğer
atölye dersleri de zordur. spoiler veriyorum: kan alırlar.
-öğrenci işleri ve fakülte sekreterlikleriyle işiniz düşmedikçe uğraşmayın. sıkıntılı dakikalar, saatlar hatta belki de günler sizi bekliyor zaten. yeri gelecek öğrenci belgesi alırken bile çile çekeceksiniz. paso falan çıkaracaksanız kesinlikle başvuruyu okuldan yapmayın, alın öğrenci belgenizi (bu bile başarı!), gidin karaköy iett'ye. daha kolay hallolur. oraya da sabah erken saatte gidin ama.
-süper akademisyenleri vardır.
sosyoloji bölümünde
meral özbek var mesela, mutlaka bir seminerini falan dinleyin. sonra
erbatur çavuşoğlu var.
-
otomasyon sistemi çok tuhaftır. diyelim ki ders seçim tarihi 3 şubat görünüyor, o yüzden 2 şubat'ta seçmediniz. birkaç saat sonra yine otomasyona girdiniz, fakat o da nesi? tarih değişip 2 şubat oluvermiş. herkes de dersini seçmiş, alacak bir şey kalmamış. gökten üç elma düşmüş.
-
ersin karabulut okula çok seyrek uğruyor, görücem diye kasmayın. ben bir kere gittim tanıştım, adam bana okula hangi günler geldiğini söyleme hatasında bulundu. bir daha görmedim. o kadar da
grafik tasarımın oralardan ders alayım diye kasıyorum ama...
-merkez
kütüphanesi çok güzeldir. okulda görüp görebileceğiniz en güleryüzlü çalışan da girişteki masada bekleyen abladır. hemen sevecek, kütüphaneden hiç çıkmak istemeyecek, kitaplardan başınızı kaldırdığınızda pencereden denizi seyredeceksiniz. şu okulu benim gözümde en cazip kılan şey bu.
şimdilik böyle. aklıma geldikçe yazarım daha.