more wood for their fires, loud neighbors,
flashlight reveries caught in the headlights of a truck,
eating seeds as a past time activity,
the toxicity of our city, of our city...
dizelerinin bulunduğu şarkıyı ikarus konforunda walkmanlerinde dinlemeleri tavsiye edilir. toxicity lafı kulağa küpe edinilir.
sinir katsayısı yükselmeden; kendini aptal, ezik ve kandırılmış hissetmemek için dikkat edilmesi gereken bir kaç kuraldan ibaret bir bildiridir :
*istanbul'da bir yere varmak için; mesafe değil, ulaşım aracı ve saat baz alınarak yola çıkılmalıdır.
*cüzdanını çaldırdığı için yolda kalmış ve evine gidebilmek için sizden para isteyen bütün yaşlı amcalar ve teyzeler yalan söylüyordur. isteseler limuzin kiralayıp evlerine gidebilecek kapasiteye sahiptirler.
*akbil sizin can dostunuzdur
*çanta veya cüzdanınız her zaman korunaklı ve ulaşımı güç bir yerde olmalıdır.
*ayakkabı sandığı kırıldığı ve boyaları telef edildiği için ağlayan çocuk da yalan söylüyordur.
*kolunuzdan tutup - size birşey söyleyebilir miyim? diyen kişi sizden kesinlikle para isteyecektir.
aslında bu liste uzayabilir. dikkat edildiği üzere istanbul'da herşey, sizi kandırmak üzere hazırlanmış bir oyun gibidir. maksat hep sizi yolmak, paranızı almaktır. dikkatli olmak lazım gelir her zaman.
ha bi de, istanbul'un; sultanahmet'i, modası, haliç'i, anadolu ve rumeli hisarları, denizi, tarihi, daracık güzel evli sokakları, istiklal caddesi, müthiş canlı müzikleri ve barları, nargile cafeleri, yakışıklı erkekleri, güzel kızları vardır. ( hep kötü demeyelim )
her sokağında ayrı bir tada sahip olan,tarih ve kültür potansiyeli yüksek, aklınıza gelebilecek 1001 çeşit insanın bulunduğu, zamansız gelen amansız olaylara şahit olmuş büyüleyici şehir...
+ bak bu köprü bizim. biz işletiyoruz. gelip geçen tüm vasıtalardan para alıyoruz.
- yapma yauu ?
+ he valla. biraz paraya sıkıştık yalnız, ortak arıyoruz. senden iyisini bulacak değiliz ya! kaç para var üzerinde?
- iyi de abi, kem küm..
+ yüzde elli elli, 2-3 aya kalmaz çıkarırsın sermayeyi.
- onbeş milyar var, tarladan gelen para.
+ ver bakiim sen onu bana ortak. sık bakayım elimi, akşama gel hasılatı paylaşalım
- ehuhe, eyvallah saol..
yağmur yağdığında istiklal caddesinde yalnız bir şekilde yürürken içinizde bir mutluluk kıpırtısı debeleniyorsa ve bu yürüyüşü her yaptığınzda yaşadığınız mutluluk size yeni tanıştığınız sevgili gibi geliyorsa istanbulu yaşamaya başlamışınızdır.
+ herhangi bir iett hareket noktasından bilet alırken her kabinin bilet kabini olduğunu zannetmeyiniz. hareket memurluğu kisvesi altında beyaz bir kabinde konuşlanmış toplum polisleri olduğunu unutmayınız. yanlışlıkla bilet soran aykırı tiplerin birinci şubeye götürdüklerini biliniz.ortamı tanıyıncaya kadar kılık kıyafetinize dikat ediniz.
+ akbilinizin kredisini takip ediniz, otobüse bindiğinizde akbilinizden çıkacak yetersiz kredi sesi kalıcı duyma problemlerine sebebiyet verebilir.
+ etkinlikler için bütçe oluşturunuz. şehir tiyatroları 20si gibi gelecek ay biletlerini piyasaya çıkartır. koşar adım bilet kuyruğundaki yerinizi alıp, gelecek ay oyunlarından bir iki tanesine gitmenin yoluna bakınız. sinemada yiyişip filmi sebil etmeyiniz. o paraya istediğiniz her yerde yiyişebileceğinizi aklınızdan çıkarmayınız.
+ istanbul beni mahvetmiş, ben yandım siz yanmayınız.
+ hatun kişinin kalbine giden yolun ağzından geçtiği gerçeği, ağzının içine düşmeniz gerektiği anlamına gelmez, hata yapmayınız. ağır, karizmatik, az konuşup lafı gediğine sokan abilerin daha çok prim yaptığını kulağınıza piercing yapınız. (istanbulla alakası??? yok mu? - yok canım - peki canım)
+ kapkaça kurban gitmemek için bilmediğiniz ara sokaklara dalmayınız.
+ yediğiniz balık ekmek'in sadece ekmek kısmının türk olduğunu, balık kısmının norveç uskumrusu olduğunu unutmayınız. norveçli balıkçıların ellerine nasıl baktıklarını, ellerinde selülit ve çatlaktan eser olmadığını da hatırlatırım bu vesileyle. metroseksüel olmaya çalışınız (metropol). mustafa sarıgül gibi "ne metroseksüeli, ben erzincanlıyım" deyu anadolu çocuğu ayağına yatmayınız.
+ yaşamaya başladığınız bu şehirden kimlerin gelip geçtiğini, ne olayların olup bittiğini düşünüp, geçmişe sahip çıkınız. tüm bu yolcuların içinde en bahtsızının kendiniz olduğuna inanabilirsiniz(işler kötüye gidiyor moruk, malesef böyle). size bırakılan ve hala yaşamaya değer olan bu şehri bulmak istediğiniz gibi bırakınız.
fantastik seyehat turizm ltd.şti. katkılarıyla...
(esenlerden servislerimiz mevcuttur, ehe)
öncelikle, filmlerden dizilerden görüp de öğrendiğiniz gibi istanbul'a ancak ve ancak ya haremden ya da haydarpaşa tren garından giriş yapılır..toplu taşındığınız araçtan indikten sonra ufka doğru koşacak ve istanbul'un minareleri, martıları, insanları, simit sarayları ve daha ne varsa hepsini aynı anda görüp, elinizde ne varsa yavaşşçana yere bırakacak ve bir iç geçireceksiniz..
istanbul'a alışmanın ilk adımı taksim, eminönü tarzı pazar-çarşı-sanatsal etkinlik olaylarını aynı saniye içinde gerçekleştirebilen, kendi çapında metropol olan bir ilçesinin sokaklarında kaybolmak, yanından geçtiğin iş adamı, palyaço, travesti ve güzel genç kızları 'merhaba dünyalı, barış için geldim' nidasıyla kesmektir..bu şekilde piyasa nasılmış genel bir fikir sahibi olunur
eh tabi artık akşam olmuş, kalınacak hem ucuz ve ne idüğü belirsiz tiplerin takıldığı, hem de kız kulesini 250 ekran (bkz: bilinçli abartmak) plazma tv gibi net ve her açıdan gösteren bir manzarası olan bir oda bulmaktır..giysiler çıkarılmadan yorgun bir biçimde yatağa uzanılır, derin bir nefes alınır ve istanbul'a atılan ilk adımın kocamanlığından dolayı yorulmuş bünye huzurla uykuya bırakılır..
sabah uyanmak istiyorsanız eğer yapabileceğiniz en iyi şey karşıya geçen bir vapura binmek, yandaki açık kısma oturup ayaklarınızı korkuluklara dayamak ve vapurun denizi yararken yarattığı köpüklere bakarak elinizdeki simitten bir ısırık alıp çayınızı yudumlamaktır.
*çapraz halatları olan boğaziçi köprüsü, paralel halatları olan fatih köprüsüdür.
*boğaziçi köprüsünden toplu taşıma vasıtaları haricinde otobüs, kamyon (taksi, cip, biiiip, zehehe) geçmez. geçemez. (yeni olduğun için sen de bir nevi ağır vasıtasın, o bakımdan)
*köprüden önceki son çıkış diye bir şey var. (bedava)
*ogs diye de bir şey var. (orta öğretim gurumları sınavı)
*sabahları anadolu'dan avrupa'ya, akşamları avrupa'dan anadolu'ya geçme, geçersen de köprüyü kullanma (karşıya atlamayı hiç deneme)
*minibüsçülerle fazla takılma (magirus viteslerine hayran olabilirsin, bişi demem), taksicilere saldırma, iett şoförleriyle konuşma, basamakta durma, cep telefonunu açma, açsanda konuşma, konuşsan da bağırma (daha ne diyim amına koyim).
*ağzınla iç.
*taksim'e cami yapma, yaptırma, engel olamazsan da camiyi koruma ve yaşatma derneğine para kaptırma, tuveletlerine sıçma, the marmara'ya git (küçük 2,5 - büyük 5 miyon), tepkini koy.
*ağzında içmeyeceğini bildiğim için söylüyorum, yanlış anlama, bulanırsa parmak sok (ağzına)
*biraz hatırım varsa, noooolur, yalvarıyorum bak, istanbul'a bok atma. yok anam şöyle zalım şehir, yok aman kalabalıkta yalnız kaldım, ben köyümü özledim, fadimenin düğününde halay çekelim şeklinde pek pastoral tripleri çekemeyiz. "siktir git" demek en kibar yaklaşımımız olacaktır. (biz kim miyiz?)
*önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola, sonra bi daha sağa, ardından yüzseksen derece sağa, sonrasında yüzseksen derece sola, akabinde saat iki yönüne, hemen ardından saat sekiz yönüne bakmadan karşıdan karşıya geçme.
*eminönündeki lahmacunların bu kadar ucuz olmasının bence de sebebi aynıdır.
*çiçek pasajında cüzdanı büzüşesice
*şampiyon kokoreçim ne istersen iste benden
*istanbul insanın kendine yakışanı giymesidir. kaka istanbul yok, sen varsın, fatihin istanbulu fethettiği yaştasın. (istersen sabaha kadar fetih vs işgal tartışması yapabiliriz ama vatandaşın kendi şehrine bu yaptığını gördükten sonra karar ver derim.)
*ortaköy, bebek civarında gizemli bi arsa var. şehirdeki her on kişiden 4'ünün dedesine o arsayı yok pahasına satmak istemişler zamanında. işte o arsaya çöp dökenin anasını....(şaka lan, şaka).
*unkapanı'nda tanıdık plakçı var (özelden iletişime geçelim).
*ada sahillerinde (tostumu yedim) bekliyorum, gelirsin diye yolunu gözlüyorum sanma. istanbul sen olmayınca çok güzel. bence gelme, teklif yok, ısrar yok..(öpüjem).
bir haftasonu(adanın en çekilmez, en kalabalık zamanı) arkadaşlarınızla vapura atlayıp adalara gidin.
bisiklet kiralayın ve bütün adayı dolaşın.
şanındandır.
kaybolmak üzere yola çıkıp kayboldukça sevililen. bir gece uykunda çeşitli rüyalar görüp ardından rüyayı bitirip tekrar yeni bir rüyaya başlamak gibi bişey. bol bol rüya görün bence ki çok kaybolasınız.
en uzak il sınırları arasının 150 km civarı olduğunu hatırlayın, ve bu aralığın milyonlarca? haneden oluştuğunu kafanıza vura vura sokun, önemli meydanlar sayılan kadıköy ve bakırköy meydanları arasının 12 km kadar olduğunu(arada sadece deniz var), bir öğrencinin hergün okuluna gidebilmek için >50 km civarı yol gidebildiğini, gününün 4 saatini bu yollara harcayabildiğini unutmayın.
bir yere çok geç kalmışsanız( ki buralar taksim, bakırköy, kadıköy gibi mekanlarsa ) ve gideceğiniz yere bulunduğunuz yerden sarı dolmuşlar kalkıyorsa kullanmaktan çekinmeyin, biraz pahalı da olsalar uçar gibi gidebildiklerinden, yetişebileceğinizi hiç sanmadığını anlarda sizi yetiştirebilirler, slalomun kralıdır bu araçları kullanan abilerimiz.
uzun süredir yağmur yağmamışsa ve bir gün yağmur döktürürse akşam vakitlerinde orta seviyede bir mesafeyi >2 saat gibi bir sürede gidebileceğinizi unutmayın, arada sizi şaşırtabilip her zamankinden de erken gitmenizi sağlayabilir, trafiğin psikolojisi örneklerde görüldüğü gibi bozuktur.
midye dolma satan abileri sevip sayın, mümkünse muhabbet koyun, bir süre sonra beleş dolmaları yemeye başlayabilirsiniz. midyeci denen yere gidin.bira, kokoreç yapın.
eğer gideceğiniz yere bolca otobüs gidiyorsa, eski ikarus ve manlara değil de, yeni mercedes otobüsleri bekleyin, kışları sıcak sıcak oooh.
mümkün mertebe temiz bir esnaf lokantası bulup burayı kullanmaya başlayın, başka yerde karşılaşacağınız fiyatın 3 te birine yemek yiyebilirsiniz böylece.
yazın sabancı müzesine gidip bahçesinden manzarasına bakıp, orada mangal+rakı keyfi yapmayı düşleyin( acaba sakıp ağa bu keyfi yaşadı mı hayattayken?)
film festivallerinde bir filmden çıkıp koştura koştura başka sinemadaki seansa yetişin, bu festival zamanlarında kendinize özel programlar hazırlayın, her zaman sanat filmleri gelmiyor, arada bunu hakeden filmler çıkmıyor değil( fransızlardan kaçının).
kar yağdığında eğer mümkünse evden çıkmayın, yağmurlu havalardaki durumun bunda da geçerli olduğunu unutmayın.karın yağdığı ilk gün yola çıkmayın, sonraki günlerde herkes ilk gün yolları görüp korktuğu için dışarı çıkmayacaktır, artık rahat rahat dolanabilirsiniz etrafta.ama unutmayın otobüs seferleri feci aksar, otobüs yokuş çıkamaz, bozulur falan.donmayın yolda.
kendinize kısa yollar bulun, bunlar zaman kazanma açısından önemlidir.
mısır çarşısından 50 gram çifte kavrulmuş lokum alıp yiye yiye yürüyerek çemberlitaşa, sultanahmete falan çıkın,etrafınıza bakmayı unutmayın.
eve gidiş dönüşte tüm olasılıkları deneyin, kısa diye çabuk gideceğinizi sandığınız güzelgah, uzun olandan daha fazla zaman tutabilir.mecidiyeköy aktarmanın anavatanıdır, burasını istanbulun merkezi belleyin, her yere otobüs gider neredeyse.
bulunduğun yerin civarında, silah sesi filan duyarsan,
"kim ölmüş, kim kalmış, ne oluyor yahu?"
diye meraklanarak sağına soluna bakıp, ikinci kurşunun bir yerlerine girmesini bekleme, hemen uzaklaş ordan.