|
|
- hepimiz bir şekilde duymuşuzdur bu interrail olayını..bazılarımızın hayallerini süslemiştir, bazılarımızın akıllardan hiç bir zaman çıkmayacak anılarını yaratmıştır, bazılarımızın ise damağında kalmıştır o tadı, bir daha bir daha gerçekleştirmek için uğrunda tüm tatilleri feda ettirmiştir..
bu yazıyı an itibariyle interraile çıkmayı planlayan bir erasmus öğrencisi olarak yazmaya başladım..(edit: yazının ortasından bir yerinden sonra interrail yapmış birisi olarak yazmaya devam ettim, zaten anlayacaksın..)
ve yine not olarak düşelim, yazının oluşmasında benden çok, daha önce interrail yapmış, tecrübelerini benimle paylaşmaktan çekinmemiş insanların da emeği geçmiştir, onlara da buradan teşekkürlerimi iletiyorum..
neyse sözü çok uzatmadan olaya girelim, klasik sorularımızdan kompleks sorularımıza ilerleyelim, yavaş yavaş kafamızdaki her bir şeye cevap bulalım..
* * *
> öncelikle, neden interrail?
- çünkü ucuz! evet, interrail’in en büyük avantajı maddi anlamda bünyeyi sarsmaması..otoriteler diyor ki; 2007 nisan ayından önceki bölge sistemi olsun, ondan sonraki yeni sistem fiyatları olsun, fiyatlar avrupa’yı gezmek isteyen heyecan arayan bireylere göre uygun..haa, fiyatlara bakıp “nereye ucuz lan?! uçak biletlerini 2 ay önceden alsam daha kârlı çıkarım bu işten, uçakla giderim her yere” diyenler olabilir..bunu diyenler varsa şayet, yazının geri kalanı hiç okumasınlar, daha olayın temelinde hata yapıyorsunuz, interrail size göre bir şey değil derim onlara..
> peki interrail’in temelinde ne yatıyor?
- interrail temelinde doğaçlama ve heyecan yatıyor..sabah kahvaltıyı paris’te bir cafe’de, öğlen yemeğini brüksel’de, akşam yemeğini ise amsterdam’da red light district manzaralı bir lokantada yapmak yatıyor..heyecanı ise yaşanılan & yaşanılacak tüm anılar canlı tutuyor..yeni tanışılan insanlar sinerjiyi tamamlıyor..interrail; her şey senin kontrolünde gerçekleştiğinde, hayatının en güzel tatili haline geliyor..
> peki, anladım..pek bi gazsın sen yine..neler gerekiyor anlat bakalım..
- yurtdışına çıkmak için gerekli her tür belge / uğraş / çaba..shengen vizesi olan bir pasaport diyeyim ben sana..bunu almadan günümüz avrupasında bu işi yapamazsın..ama avrupa içinde gezmeye başladığında da tren yolculuklarında senin pasaportuna bakacak kimse olmayacak merak etme..vize ve pasaport sadece; avrupa’ya giriş ve çıkış yapabilmek ve interrail biletini almak için gerekli olacak.
- kafa dengi arkadaş / arkadaşlar (otoriteler der ki; 1 arkadaş kâfi, çok kişi olmak zararlı..özellikle de tek sayıda kişi sayısı tehlikeli, üç kişi, beş kişi gibi..genelde hostellarda çift sayıda kişiyi ağırlayabilen odalar buluyorsun, tek sayı olunca açıkta kalacak birisi hep oluyor ve bu da sorun yaşatabiliyor)
- adam akıllı bir sırt çantası (otoriteler yine der ki; kıyın paraya alın güzel bir çanta) yağmurluğu olsun çantanın, bir de geniş olsun içi işte..belini rahat tutsun, sırtını çok ağrıtmasın işte..sürekli seninle olacak, sana uygun bişey olsun..
- uyku tulumu (çok fonksiyonlu bir şey almanıza gerek yok, nitekim avrupa’ya gidiyorsun, kutuplarda sizi rahat ettirecek bir tuluma para dökmen gerekmiyor..hem, yorgan olarak da kullanabilirsin bu tulumları yatak bulduğun yerlerde, her daim işe yararlar)
- iyi plan yapmak gerekiyor..gideceğin yerleri / memleketleri önceden kararlaştır..plana sadık kalman gerekmiyor diyor otoriter ama yine de yap bir şeyler..kafanda bir rotayı canlandır..sonra sap gibi kalma ilk istasyonda..nerde yemek yiyeceğinizi düşünmene gerek yok ama yine de nerde kalabileceğini gitmeden düşünmende yarar var..haa öte yandan; yer bulamama koşulunda sokakta / istasyonlarda / banklarda tulumlara sarılmış bir şekilde uyumayı göze alacak kadar maceraperest olman gerekiyor..
- ingilizce bilmen gerekiyor..akıcı konuşmana gerek yok ama anla..international bir dil ne de olsa..hatta bazı yerde konuşmamak için ayrı bile kasıyorlar ama yine de ingilizce senin ana dilin olacak bu dönem içinde..çekinmeden yanınızda sözlük bile taşımanı tavsiye ediyorlar (evet, otoriteler..)
> peki nasıl oluyor şimdi, aç bakalım olayı, detaylandır..bileti nasıl alıyoruz?
- bileti almak için 2 yol bulunmakta..birincisi türkiye sınırları içinde bileti alman..bu konuda yardımcı olacak gezi firmaları bulunmakta..onlarla iletişime geçip biletini alabilirsin..ama sana şimdi anlatacağım diğer yol; hem macera peşindeki bünyeleri daha çok tatmin edecek hem de olası sorunlara meydan vermeyecek bir yol..yapman gereken basit, schengen vizesini kolaylıkla alabileceğiniz bir ülkeye tatil vizesi için başvuracaksın..fransa’nın en zor, italya’nın ise türklere en kolay vize verdiğini duydum..ama bu kısım sana kalmış, kolaylıkla vize alabileceğiniz bir avrupa ülkesi bul..schengen vizesine başvur (yeşil pasaport sahibi şanslı bayan arkadaşlarımıza buradan da selam yollayalım, nitekim kendileri vize mize başvurusu yapmadan elini kolunu sallaya sallaya avrupa’ya girebiliyorlar) neyse, schengen vizesini elde ettikten sonra o ülkeye uç..gidiş dönüş bileti al..tüm bu vize başvurularını, uçak bileti işlerini interrail yapmayı planladığınız dönemden 2-3 ay önce yap ki uçak biletleri sana ucuza gelsin..o ülkeye uçtuktan sonra en yakın tren istasyonundan interrail biletinizi alabilirsin..(şahsi deneyimlerimden yararlanarak söylüyorum ki; italya sınırları içinde herhangi bir tren istasyonundan o kadar kolay bir şekilde bileti aldık ki ne bir sorun çıktı, ne bir bela) bileti aldıktan sonra yolculuğunuza başlayabiliyorsun..
> güzelmiş..
- güzel olacak tabi..adamlar yapmışlar..haa, aklıma gelmişken şunu da söyleyeyim sana..bu interrail bileti her trene elini kolunu sallaya sallaya binmeni sağlamıyor..bazı ülkelerin bazı teknolojik trenleri var, gitmesi gereken yere 3-4 saat önceden gidiyor falan..hızlı trenlerden bahsediyorum..mesela fransızların tgv’si..bu tarz trenlere binmek için önceden rezervasyon yaptırman gerekiyor..şöyle diyeyim; karar verdin, milano’ya uçtun, interrail biletini oradan aldın ve tatilinin ilk durağı paris olacak diyelim..paris’e milano’dan direk tgv hatlı hızlı trenler mevcut..bu trenle paris’e gitmek istedin..burada yapman gereken (unutmaman gereken) şey, o trene rezervasyon yaptırmak..interrail biletin ile bilet gişesine gidip rezervasyonu yaptırman gerek..eğer trende yer varsa senin rezervasyonun yapılır..cüzi bir miktarda ödeme de yaparsın..normalde milano’dan paris’e tren bileti atıyorum 100 euro ise sen burada 10 euro falan veriyorsun..ki zaten interrail biletinin sayesinde bunu gerçekleştiriyorsun..haa, nitekim yer yoksa trende yine de trene binme hakkın var..şansın varsa ara duraklarda trenden inecek birisinin yerine oturabilirsin..ama sadece interrail bileti ile o trene bindiğin için tren içinde kondüktör tarafından biletin kontrol edilirken ekstra bir rezervasyon ücreti vereceksin, aklında olsun..benim başıma gelen de aynen buydu, trende yer yoktu ama ben yine de bindim ve 10 euro yerine 18 euro verdim..ama lyon’dan sonra paşa paşa da first class kompartımanda yolculuğumu yaptım..uzun lafın kısası; bineceğin trenin rezervasyon şartı olup olmadığını her zaman kontrol et..varsa, rezervasyonunu yaptır, yoksa bin trenin git..bu kadar..
> ok, rezervasyon önemliymiş..başka?
- interrail biletinin tipine göre yapman gereken bir şey daha var..4 tip bilet var, önce onu bil..bunlar;
1.) 10 gün içinde 5 gün seyahat yapmanı sağlayan bilet
2.) 22 gün içinde 10 gün seyahat yapmanı sağlayan bilet
3.) 22 gün sınırsız seyahat yapmanı sağlayan bilet
4.) 1 ay sınırsız seyahat yapmanı sağlayan bilet
eğer ki; 3 veya 4 numaralı biletlerden alırsan bir sorun yok..adı üzerinde, sınırsız seyahat etmeni sağlarlar..ama 1 ve 2 numaralı biletlerden yana yaparsan tercihini; alacağın biletin üzerinde 5 ya da 10 tane boşluk olacak..bu boşluklar tarih boşlukları..yolculuğu yapacağın tarihleri buraya yazman istenecek..eğer yazmazsan ve kıl bir kondüktöre denk gelirsen fena halde ceza ödersin, için acır bilesin..atıyorum, sen 14 temmuz günü milano’dan paris’e geçeceksin..ilk haneye üstte 14, altta 07 olmak üzere tarihi atacaksın, olacak bitecek..haa, paris’e giderken aktarmamı yapacaksın yolda, eğer aynı tarih içinde başka bir trene bineceksen tekrardan bilet üzerine tarih atmana gerek kalmayacak..14.07 tarihi içinde istediğin trenlere binersin, inersin, sorun olmaz..doğal olarak da bilet üzerindeki tarih boşlukları bitince yolculuk yapma hakkın kalmayacak..ben şahsen, bazı yolculuklarımda bilet üzerindeki tarih yerini doldurmadım..şansım da yaver gitti sayılır, kondüktörler anlamadı durumu ve tarih yerlerim dolmadan yolculuk yapmış oldum..ama bu bir risk, yine dile getiriyorum, aklında olsun..bir de, ince bir kural var bilmen gereken; eğer akşam 7’den (19:00) sonra yolculuk yapacaksan bir sonraki günün tarihini biletin üzerine yazman gerekiyor..bu ince kuralı bilmeyen, neden yarının tarihini biletin üzerine attın diye size çıkışacak dallama kondüktörlere karşı da önlemi “interrail guidebook”’un bir çıktısı alarak sağlayabilirsiniz..benim başıma geldi, gözüne soktum kitapta yazanları..
> anladım..
- aferin..zaten zeki bir çocuğa benziyorsun..başka soruların varsa artık mesaj atarsın olur mu? yoruldum yazmaktan, aklıma da bunlar geliyor şimdilik..tamam mı?
* * *
interrail ile yolculuk yapacak herkese şimdiden iyi & keyifli yolculuklar diliyorum..
- maddi koşulları çok zorlamayan bir geziye çıkmaya hevesliyseniz gidin, ancak bazı lüksleri unutmak gerektiğini de bilmeniz gerek. ıyy ben bu pis yerde uyumam, öğk burda duş almam filan diyorsanız interrail yaparken çok zorlanırsınız veya interrail tadını yakalayamadan pahalı bir gezi yaparsınız.
yeni başlayanlara ilk tavsiyem; korkmayın. belki daha önce hiç yurtdışına çıkmadınız, hiç görmediğiniz yerlere gideceksiniz, tanımadığınız insanlarla uyuyacaksınız hostellerde, belki içinde ne olduğnu bilmediğiniz şeyler yiyeceksiniz (bu konuda dikkatli olmakta fayda var yine de tabii). bunlar hayatın tadı tuzu, heyecanı. parayı denkleştirdiyseniz, vakniz de varsa korkmayın gidin.
alışkanlık yapacağını bilin. o heyecanı, çekip gitmeyi, macerayı özleyeceksiniz. dönünce hayatı evinizde sıkıcı ve tekdüze bulmaya hazır olun. bünyenizi alıştırın, öyle gidin. döneceksiniz. yani inşallah.
acil durumlar için hazırlıklı olun. cüzdanı çaldırabilirsiniz, çantayı çaldırabilirsiniz, hastalanabilirsiniz, başınıza her türlü kötü şey gelebilir. bu gibi durumlar için b planı yaparak yola çıkın. mesela cüzdanı çaldırma ihtimaline karşın paranızı farklı yerlerde saklayın, bir kısmını çantada, bir kısmını gizli çantada vs gibi. (ayrıca ben kopenhag'da cüzdanı çaldırdım, bir yıl sonra bulup yolladılar türkiye'ye. burdan danimarka emniyet teşkilatını tekrardan tebrik ediyorum.)
bilet, pasaport, para gibi önemli şeyleriniz için gizli bel çantası filan gibi bir şey edinin, uyurken bile çıkarmayın. benim başıma gelmez demeyin, niye gelmesin. gelebilir.
biraz plan yapmak gerekir tabi. ama esnek olmak da gerekir. belki çok kafa bir insanla tanışıp onunla apayrı bir tarafa doğru trene binmiş bulabilirsiniz kendinizi. veya trende yer kalmamıştır, hostelde yer kalmamıştır. paniklemeyin, plan değiştirin. nasılsa biletiniz var, başka bir yere gidin. koskoca avrupa yani.
insanlarla konuşun. herkesin ilgi alanı farklıdır, kimisi müze gezmekten hoşlanır, kimisi gece hayatını merak eder bir şehrin. ama insanlarla tanışmadan dönmeyin. kasıntı kasıntı ortalıkta dolaşmayın. kendi arkadaşlarınızla gittiyseniz bile bari başkalarıyla da konuşun. insanları, farklı kültürleri tanımak ve ufkunuzu genişletmek için inanılmaz bir fırsattır, türkiye'de de yapabileceğiniz kanka muhabbeti için bu fırsatı kaçırmayın. onu türkiye'de de yapabilirsiniz. diğer taraftan da "türklerle naslısa türkiye'de de konuşurum, burdayken onlarla vakit kaybetmemeliyim, italyanlarla, ispanyollarla tanışıp dönünce anlatacak hikayeler toplamalıyım" gibi bir malca düşünceye saplanıp karşılaştığınız türklerden zombi görmüş gibi kaçmayın. her ne kadar eğlenmeye, gezmeye gittiyseniz de gurbet elde sizi en iyi türkler anlayacaktır.
ve son olarak; günlük tutun. bunu herkes diyor ama hakkaten gerekli. insan sonra unutabiliyor hangi şehre gittiğini bile (4 ay gibi abarttıysanız oluyor). bir dakikasını bile unutmak istemeyeceğiniz bir hayat tecrübesi, büyük bir macera olacak. yazın.
- gezi sırasında eğer siz siz olarak kalıyorsanız, yani kendinizi de yanınızda götürüyorsanız, zahmet etmeyin, hiç çıkmayın interraile. sokrates, seyahate giden bir adam için "hiç değişmedi" dediklerinde, "giderken kendisini de götürmüştür de ondan" demiş. n'olur, siz siz olun, kendinizi götürmeyin giderken. her zamanki yaşamınızı, yediklerinizi, konuştuklarınızı, dertlerinizi bırakın bir süreliğinede olsa.
daha geniş bilgi için, (bkz: @2239581)
- bugün interrail çantası hazırlamayı ve içine koymamız gereken şeyleri öğreneceğiz...
bir interrail çantasında aşağıdakiler mutlaka olmalı:
- boxer/don (seyahat günü/3): 3 güne 1 don mu giydin ıyyyy diyebilirsiniz. ama her yerde çamaşırhane var. hamallığın alemi yok.
- tişört (seyahat günü/4): ucuz ve eski olsunlar. yeni 1 tane yeter.
- pantolon-şort (seyahat günü/5): hesap hatası yaptım ve 22 gün için sadece 2 pantalon ve 1 şort aldım. bi tek burda zorlandım.
- havlu: plaj, banyo ve yüz havlusu olmak üzere 3 adet havlu. çantada en çok yer kaplayan şey bu olacak.
- sweatshirt-hırka: paris'ten yukarısı hafiften serin oluyor. 1 tane kapşonlu sweat iyidir. hem yapmurdan da korur.
- şampuan: 1 lt'lik ipek şampuan olmasın mümkünse. ufak bir kutuya açılmayacak şekilde koyun. zaten 50 ml bile harcamayacaksınız.
- sıvı sabun ya da bolca ıslak mendil: ıslak mendil tercihimdir. büyük aptes sırasında da işinizi görür.*
- diş fırçası ve macunu: sehayat diş fırçası tribine girmeyin. zaten katlanınca dikine değil enine büyüyo. mantıksız.
- traş-banyo bıçağı: sakalın uzaması sorun değil diyebilirsin. ama güneşi yedin mi görürsün. sakal izi, bikini izine benzemez.
- tırnak makası
- mayo ve güneş yağı: denize girmiyeceksen alma. sonra denize giren birine ödünç vermek durumunda kalırsın.
- plastik çatal/kaşık: çok işe yaradı ne diyim.
- çok fonksiyonlu çakı: yalan oldu gibi aslında. meyve yemedikten sonra bi işe yaramaz.
- vitamin, antibiyotik, ağrı kesici, yara bandı
- sinek kovucu: önemli.
- rahat ayakkabı ve terlik: hem plaj için hem de konaklamada terlik işe yarar. atlama aman.
- deodorant ve parfüm
- lens, gözlük, solüsyon: kullanıyosanız tabi.
- güneş gözlüğü
- cep telefonu ve şarj cihazı: cep telefonu hem iletişim için. o olmazsa alarm, ajanda, not tutma vs. özellikleri için işe yarıyor.
- üçlü priz: işte bunu hiç bi yerden okumadım. kendi tavsiyemdir. ve çok yerinde bir şey yaptım bunu yanıma alarak.
- kilit: valizi kitlemek veya diyelim hosteldeki kilitsiz bi dolabı kitlemek için iyi olur. zarif bişey olsun derim.
- pusula
- sırt çantası: bu ana çantanın yanına alacağınız küçük bi çanta olsun. çantaları şehirde istasyonda locker'a bırakıp, suyunu azığını bu çantaya aktarıp devam edersin.
- kitap: ben aldım ama laptop'da film izlemek varken uğraşmadım açıkçası. zaten fransadan sonra trenlerde priz var. içi film dolu olan bi laptop alırsan hiç sıkılmıyosun yolda.
- mp3 player: yoldaşın seni sattığı zaman tek başına mal gibi şehri dolaşma sırasında işe yarıyor. onun dışında yine laptop boşluğu dolduruyor.
- laptop: toplumun inanılmaz baskısına rağmen kendi karaımla götürdüm ve hiç pişman olmadım. 1. trenlerde film izledim. 2. çeşitli notlar aldım, yazılar yazdım. 3. internete bağlandım ve en güzel bilgiye ulaştım. google earth'den şehirleri önceden dolaştım, fikir edindim. 4. foto makinemin 512 mb'lık hafızası hiç dolmadı. bu sayede doya doya video ve fotoğraf çektim. sadece laptopun kendisini ve adaptörünü aldım çantanın arka omurgasını oluşturdu. hiç bi güvenlik sorunu yaşamadım. gezi boyunca yaptığım en akıllıca işti.
- fotoğraf makinesi: çok megapikselli olsun. eğer yer sorunun yoksa slr makinea filan almanı tavsiye derim. çok güzel kareler oluyo gerçekten.
- defter ve kalem: her günün hesabını satır satır işledim ufak defterime. hatta bi ara yoldaşımda bi para açığı oluştu. hesapları gözden geçirerek bu açığın sebebini bulduk. muhasebe önemli yani.
- deste: 4 kişi gidiyosan kesinlikle alınmalı. daha az kişiysen yine al. işe yarar.
- oturunca sermek için hasır ya da kilim neyse işte: çantada çok yer kaplamayacak cinsten olması lazım. yani ince olsun. sağda solda yerde oturman gerekiyo. pis pis oturma di mi.
- önemli: 1 öğünlük yemek (ekmek arası falan) ve 1.5 lt suyu çantanızdan hiç eksin etmeyin. özellikle su çoook önemli.
başkalarının tavsiye etiği ama benim işime yaramayan şeyler:
- çatal-kaşık: plastik olanlar daha iyi. 20'li paket şaane, kirlenince at.
- tuvalet kağıdı: manyak gibi taşıdım. en sonunda bi otelde bırakmak zorunda kaldım. her yerde tuvalet kağıdı var, panik yapmayın.
- buzdolabı poşeti: alış veriş yaptığım tüm marketler poşet veriyodu. o halde ekstradna 20'li buzdolabı poşetine ne hacet?
- çalar saat: cep telefonu var lan ne çalar saati!
- mat ve uyku tulumu: ne garda kaldım, ne plajda. saçmalamanın alemi yok. adam gibi yerlerde kalın.
- çadır: kampta kalmadım. kalsaydım da ordan veriyolarmış çadır. kuru ağırlık.
böyle sözlük girilerini okuyun gitmeden önce. hatta üç büyük sözlükte interrail başlığını aratıp bilgi alın derim.
- "işte uyku tulumumuz var, istasyonda, plajda mlajda yatızlarız, üç dört günde günde bir de hostelde kalırız hocu" mantığından sıyrılın. uyku tulumu, mat ve birkaç püf noktası konaklamanıza yeterli olacaktır.
bi kere eloğlu mis gibi internet siteleri yapmış:
www.couchsurfing.com
www.hospitalityclub.org
yola çıkmadan 1 ay kadar önce potansiyel hostlara mesaj atıp derdinizi anlatın. size kapısını açacak birileri çıkacaktır. şahsen yanımda ekstra birini bulundurmama rağmen sadece couch surfing kullanarak selanik, atina, roma, napoli, floransa ve paris'te hiçbir ücret ödemeden konaklayabildim bu sayede. her ülkeden arkadaş edinebilmeniz de cabası.
mat ve uyku tulumu meselesi kişiden kişiye değişse de, bir istasyonda veya insanların gece boyunca oturduğu, gitar çaldığı plajlarda uyumak kıçı kırık bir hostele geceliği 25 euro vermekten daha saçma değildir. hatta şahsi fikrimce interrail boyunca yapabileceğiniz en mantıklı hareketlerden biridir. bir kere paranız cüzdanınızda kalır. unutmayın ki avrupa'nın kalburüstü şehirlerinde sefalet çekmek istemiyorsanız en az günlük 25-30 euro gibi bir miktarı gözden çıkarmalısınız (fikir vermesi açısından: fransa'da otomatlarda 50cl pet şişe su 2.30 euro). istasyonlarda çantalarınızı bırakabileceğiniz lockerlar, kimilerinde 3-5 euro gibi bir ücrete duş alabileceğiniz kabinler, ve tabi ki tuvaletler bulunur. ayrıca size her milletten backpacker'la tanı$ıp kaynaşabileceğiniz bir ortam sağlar.
peki hostelde veya kampta hiç kalmazsak nasıl olacak bu iş? aslında bunun hiç de zor olmadığını söyleyebilirim. ben otuz günlük gezide yukarıdaki taktikleri uygulayarak sadece üç gün hostel-kamp vs. kullanma ihtiyacı duydum. kalan 27 gün de iyimser bir hesapla 27*20=540 euro gibi miktarı memlekete kazandırdı. adeta saçmaladık yani.(bilgez, 20.08.2008 02:43 ~ 13:14)
|