bir imparatorluğun çöküşü ile özdeşleşmiş türkü/ağıt...
bir karış toprağı düşmana vermemek için çarpışan
mehmetçik'in askerliği üç-beş sene değil kimi zaman bir ömür sürermiş. dedemin kardeşi arap illerindeki bozgundan sonra köyüne dönmüş tam 12 sene sonra! kendi özbeöz kardeşi tanıyamamış... büyük amcamın üzerindeki bitleri ustura ile kazımışlar... yine de ağzından tek kelime şikayet dökülmemiş. sonra da önce çanakkale'de sonra istiklal harbi'nde savaşmış. en büyük oğlu hala koynunda saklar büyük amcamın
istiklal madalyası'nı.
dedem büyük amcamdan duyduklarını, araplar'ın yaptıklarını zamanla anlatmış. ben başkalarından dinledim bu hatıraları ancak o zaman anladım baba tarafımdaki arap düşmanlığını... yıllar içinde her ne kadar hatıralar efsaneye dönüşse de günün sonunda hep varılan nokta, "şehit olmaya gittik, gazi olup döndük. biz sıramızı savdık, sıra sizde!" oldu. zaten büyük amcamın bir yeğeni kurmay oldu, ömrü vefa etmedi paşa olamadı. büyük amcamın vasiyetini kuşaktan kuşağa taşıyor baba tarafım...
bense ne ölmek istiyorum ne de öldürmek. anlatamam ben sana neden yemen türküsünü duyunca dudaklarımı ısırdığımı, beni ancak büyük amcam anlardı muhtemelen...
tek kelime etmedim etnik kimliğim konusunda zira büyük amcamın hatıratı bana şunu öğretti: ölenin milliyeti, dini, dili olmuyor! anaların ağıtları hep aynı dilde. "kürtler bu ülkeye ne vermiştir" diye sorma gafletinde bulunanlar bir kere olsun yemen'i hatırlasalar yeter ama beşer unutmakla lanetli.
anlatamadım arap arkadaşlarıma yemen'i, anlamazlar. onların ataları, benim atalarım -türk, kürt, ermeni, laz, çerkez, rum...- gibi çöken bir imparatorluğun altında kalmadı.
ne ölmek ne de öldürmek istiyorum ama ingiliz gemisi de istemiyorum güzeller güzeli boğaz'da. nasıl olacak bu işler?..
havada bulut yok, bu ne dumandır?
mahlede ölü yok, bu ne şivandır?
ana ben ölmedim bu ne figandır?