|
|
- anneannemin her masadan kalkışımda önümdeki yemeği bitirmem gerektiğini hatırlatan ayar cümlesiydi.
- küçük çocuklar inanırdı buna eskiden.şimdiki televizyon veletleri herhalde, rejimdeyim falan diye cevap verir.
- (bkz: anneanne lafları)
- küçükken genelde her çocuğun duymaktan bıktığı sözdür muhtemelen..
neymiş bıraktığın bezelyeler kadar çocuğun olur falan. tabi korkar çocuk yer.. amma safmışım..
siz büyükler, kullanmayın çocukların saflığını
- karanlık bir dünyada ağlayan, elleri ve ayakları olan pirinçleri gözümün önüne getiren söz.
(viola, 19.06.2005 02:33 ~ 21.12.2007 21:40)
- üniversitede okuyan torunlarını bile hala "kuzusunun kuzusu" olarak gören büyük anneler tarafından bilinçsizce sarfedilen söz.
anla artık ananeciğim, kahvaltımda yemediğim yumurtanın beni okula giderken kovalamayacağını, babam ve annemin beni download etmediği kadar iyi biliyorum.
- çocukları yemek yeemeye teşvik etmek için söylenir ama hiç düşünülmez mi arkadan ağlayabilen birşeyi kim yemek ister?
- bunun bir de yemezsen kısmetin kapanır versiyonu var. çocuk kısmetten ne anlayacaksa?
- pirinç pilavları tabakta bırakıp hepsinin çocuğunuz olarak geri dönmesi gibi bir efsane daha mevcuttur ayrıca.
- kuzenim küçükken her pilav yiyişinden sonra tabakta iki pirinç tanesi bırakırmış, iki çocuğu olsun diye. çocukluk işte naparsın...
- -yemekler arkandan ağlar
-nah ağlar
-ağlar işte ağlar ağlar
-senin yemeklerin bu kadar kötü olduğu sürece merak etme ağlamazlar. yemicem lan
-ühühü yemeklerim kötü değil benim kötü değil anlıyor musun? saece tuzu eksik
-he kötü değil. ben de bruce leeyim zaten
-değilsin işte değilsin.
-ben bruce lee değilsem bu elimde ki mıncıkılar da mıncıka değil.
-hııı hık
-ağlamayı kesmezsen geliyor mıncıka
-yemeklerim güzel bir kere benim. aşçılık okulundan da atılmadım.
-hala yemeklerim diyor. berbat olum yemeklerin senin. kimse yemez onları. töbe estafurullah
-yemekleriiiiiim
kıraathanenin yanında ki restauranttan yükselen çığlıklarla kulak misafiri olduğum bu diyalogda da. yanlış eleman seçimi yapan bir restaurant sahibiyle, yemek amasını bilmeyen bir geri'nin atışmasını içeriyor gördüğünüz gibi. evet aynı diyalog şablonunu kullanrak yapıyorum bu tarz girileri. hiç bir emek yok. sadece başlığı felan koyuyorum. kelimlerin yerlerini değiştiriyorum. evet dallamayım ben. ehe ehe.
100 axel dallamalık serpiştirildi.
- bir üst versiyonu şahsımca şöyle yaşanmıştır. 6 yaşımdayken kuzenim ayağını kırmıştır. ama öyle böyle bir kırma değil, aylarca o ayak askıda kalmıştır. anneme kuzen ne yaptı da ayağı öle kırıldı diye sorduğumda aldığım cevap beni dehşete düşürmüştür:
- ayağını kırmadan bir önceki akşam tabağındakileri bitirmemiş, sonra o yemekler de yürürken onun ayağına takılmış ve düşüp bacağını kırmış
- ?!?!!!????
- (bkz: pilavın tanelerine eşit muamele yaparım)
- buna inanmayan bizden değildir. işte o kadar!
(bkz: cüneyt arcayürek tarzı mevzu bağlama ifadeleri)
- küçükken söylene söylene insanın bilinç altına işlenen cümle. zira, büyüyünce de son bir gayretle tabaktakileri bitirmek için uğraşıp duruyor insan.
- herşey çok güzeldi bir zamanlar. sıra halinde dizilmiştik tanıdığım tanımadığım tüm marullarla. arada sırada suluyorlardı beni, bazen ilaçlıyolardı bitlenmiyim diye. öksürtüyodu gerçi; ne koyuyolarsa içine pezevenkler. ayaklarıma boklu toprak değiyo gibiydi ama seviyordum ben bu durumu, daha hızlı büyüyodum çünkü. bi manitam vardı ön sırada duran. hiç yüz vermiyodu bana kahpe ama toprağın altından uzatmıştım, değdiriyodum arkasından ehi ehi. tüm ilkbaharı arkadaşlarımla taşşak muhabbeti yaparak, paso da toprağı emerek geçirmiştim. mutlu ve olgunlaşmış hissediyodum boş geçen onca zamana rağmen. tam açılacaktım önümdeki dalgalı saçlı kıvırcığa. orospu cocugunun biri gelip belinden tuttu onu, söktü attı bir anda. ilk defa o zaman hıçkırıklara boğularak ağladım. birden adam ön sırayı koparmayı bitirince, saf tuttuğum arkadaşları çekip sökmeye başladı. korkmuyordum ama, o dalgalı saçlı dilberimin yanına gidicektim. buruk bi hüzün, hafiften de bir tırsış vardı yapraklarımda, ürperiyordum(bkz: cehennem). derken pis köylü geldi ve beni de kopardı. belimden aşşağısını hissedemiyordum, felç gibiydim sanki. poşetlere doldurdular bizi.poşette aşık olduğum hatunun üzerinde bir sürü erkek vardı. bi tanesi bağırdı arkadan:" emraaah kooş senin hatunu beceriyolaaar". beynimden vurulmuşa döndüm. vitrine koyup izleyeceğim, boku bile pembe olan o mükemmel kız benim olmadan orta malı olmuştu. yıkıldım. kendimi parçalara bölmek istiyordum sinirimden. bir kaç kere de tanrıya küfrettim "ulan adaletin bu mu beeaaa" diye.
sonra bizi beyaz giyimli adamların olduğu bir yere getirdiler. ellerinde bıçaklar vardı, kocaman kocaman adamlardı. önce bize banyo yaptırdılar. etrafımdaki tüm ergen çocuklar, birazdan başlarına geleceklerden habersiz bir şekilde ve utanmadan benim hatunun götüne bakıyolardı. o sinirle 3 tanesini tokatladım, sonra kendime geldim direk. madem ölecektim, neden diğerleri bakarken ben bakmayaydım. ben elalemin namus bekçisimiydim? zaten olan olmuştu.
eli satırlı kocaman göbekli cellat boğazlarımızı kesmekle kalmadı, sanki ibret olsun diye bizi paramparça etti.üzerimize limon sıktı, bazı gerizekalılar o limonla saçlarına şekil verdiler sırf benim hatuna karizma yapabilmek için. orospu cocukları.
en son hatırladığım şey ise; tabağın bir köşesine çekilmiş hüngür hüngür ağlayarak uğurladığım, kıvırcık dilberdi; diğer orospu cocukları da ağlıyordu. etrafındaki domates ve salatalıklarla birlikte tam bir melekti... ruhu şad olsun.
|