|
|
- yaz gelir, gitmesi gerekenler, gitmeleri gereken yere giderler. ayrılmak kolay değildir sevgiliden. kendi kendinize "hep gidenler mi suçludur? kalanların kusuru yok mudur?" dersiniz. buruk bir gülümsemeyle evin kapısını çeker, kimsenin sizi yolcu etmeyeceği gara gidersiniz. geride kuru bir "iyi yolculuklar" kalmıştır. zaten onu da koca şehir yutar. kimseye el sallayamadan otobüsün kalkışını beklersiniz. kafanızda binbir soru ibrahim tatlısesin haykırışları arasında birbirine karışır. o hengamenin içinde, tam uykuya dalacağınız anda, dudakları gelir aklınıza. o öpülesi dudaklar her saniye biraz daha uzaklaşır, uykuya daldığınız anda silinir ve yok olur.
bir yolculuk bitmiş, yeni bir kısa süreli macera başlamıştır. oysa aklınız hep ondadır. "kimbilir şimdi ne yapıyor" dersiniz "ben burda çocuklarla oynarken". vakit uzadıkça uzar. sevgili gözünüzde daha bi' yücelir ayrılık vakti, daha bi' içten özlersiniz. sevginiz daha bi' ölümsüzleşir yüreğinizde. son gün geçmek bilmez, iyice ulaşılmaz hale gelir sevgili. her saniyeyi sayarsınız içinizden einstein'a söverek. vuslata saatler kala daha bi' ateş sarar, dayanamaz "cepten" ararsınız sırf sesini duymak için. o tek başınıza çekip çıktığınız kapı, o giderkenki dev kapı artık küçücük bir engeldir sevgiliyle aranızda. ve kapı açılır, içinden sevgili çıkıverir. artık tüm ihtişamıyla, tüm şehvetiyle karşınızda olacağını beklediğiniz sevgili aslında o kişi değildir. bir türlü samimi olamadığın, bir türlü aradaki buzları kıramadığın kişi o sevgili olamaz. birden hava kararır, yaz günü kar yağmaya başlar. konuşulanlar o kuru "iyi yolculuklar"'dan farkı yoktur ve en acısı bunun farkındasınızdır. size sarılan bu samimiyetsiz kişi o olamaz diye ağlarsınız içinizden, o özlem dolu kucaklaşmalara ne oldu haykırırsınız, ama hiçbirşey o anın karanlığını aydınlatamaz. "karanlığı getiren de güneştir" lafı gelir aklınıza. gülümseyemezsiniz bile bu sefer. ve gün değişir, güneş yeni bir göreceli ışıkla doğar. ilk gün itiraf edemediklerini ertesi gün anlatmakta sabırsızdır sevgili. bir bir dökülür ağzından zifir. duymak istemediklerinizdir duyduğunuz ve inkar etmek anlamsızdır. anlatırken gözünden dökülen yaşlar vicdan azabından mı, yoksa söylemek istemedikleri midir gerçekten söyledikleri. üstelemedn kabullenirsiniz olanları. medeni bir insan taklidi yaparak uzaklaşmak istersiniz oradan hemen. zaten mekan mefhumu kaybolmuştur kafanızda. yine tek başınıza çekip çıkarsınız o allahın belası kapıyı bir daha çekmeyeceğinizi düşünerek ve kapı devleşir ardınız sıra. öylesine devdir ki artık, dünyadaki hiçbir güç size o kapıyı aştıramaz artık. artık jordi savall eşliğinde bir kaos başlamıştır. yürüdükçe daha da derinleşir müzik. merdivenler cehennemim kapısına inecekmiş gibi hissedersiniz. ayakkabılarınız dikkatinizi çeker o sırada.içinizden "keşke çıkmadan boyasaydım" dersiniz. sonra kapıların zillerine bakarsınız anlamsızca. artık viyolanın sesi daha önce hiç olmadığı kadar anlamlıdır. her notanın bir anlamı olduğunu farkedersiniz ve dibe doğru yaklaştığınız kuyunun karanlığı içinde birden herşeyin sesi kesilir. aklınız durur, kalbiniz atmaz, ciğerleriniz solumaz. sadece kulaklarınızda o ses ve otonom çalışan ayaklarınız vardır artık. benliğinizin yok olduğunu sanırsınız. rüzgarı hissedemezsiniz artık yüzünüzde. attığınız her adımda biraz daha kayboluyorum sanırsınız. zaten kayboluyorsunuzdur da. yılarca bir bedende yaşadığınız onca şeyin tek başına bir anlamı var mıdır ki?
durağa metreler, sizi alıp götürecek otobüsün gelmesine dakikalar kalmıştır. artık yeni bir yolculuk başlamıştır. gerçek acılarla dolu ve karanlık bir başlangıçtır bu. sonunu kimse bilemez.
günler boyu dinlediğiniz türküler daha bi' anlamlıdır artık. sarhoş olmak çok daha kolaydır hatta. güne uyanmaksa bir o kadar zor. alıştırmaya çalışırsınız bu duruma kendinizi hiç de inanmayarak, ama başka çözüm yolu da yoktur. öyle ya, hayatın devam ettiğini söylüyordur dostlar. avunmaksa yerini başka anlamlara bırakmıştır. dibe vuracağınızı anladığınız anda telefonun sesinden tanırsınız onu. "o" arıyordur ve söyleyecekleri vardır elbet. kasıntıyla açarsınız telefonu "ben aşarım bunları dert değil güzelim" tadında. gelmeni ister eve, konuşacakları vardır seninle. nasıl da kolaydır herşey onun için. nasıl da bilir senin gelmiyorum diyemeyeceğini. telefonu kapatır ve hemen, gidince yapacağın konuşmayı hazırlamaya başlarsın. "şöyle şöyle diyeceğim ona, bak gör ne demekmiş bana bunları yapmak" dersin içinden.içinde tarifi zor bir heyecan ve sinirle çantanı alıp yola koyulursun. topu topu bir saat sürer burdan oraya gitmen. günlerdir biriktirdiklerini ne zaman hangi sırayla söyleyeceğini kararlaştırırsın yolda. "şunu şundan sonra söylersem daha etkili olur" dersin. kelimesi kelimesine onu hiç konuşturmadan yapacağın konuşmayı hazırlarsın bu bir saatte. otobüsün kapıları zafer kazanmış bir komutana açılan şehir kapıları gibi açılır önünde, o komutanın edasında kendinden emin bir şekilde yavaşça inersin o kirli basamaklardan. apartmana birkaç metre kalana kadar bu savaştan galip çıkacağına inanarak devam edersin yoluna. merdivenleri çıkarken bir heyecan sarar vücudunu. tökezleyeceğini hissedersin basamakları çıkarken. birden toparlanıp az sonra neler yaşanacağının tek tek planını yaparsın arıza çıkmasın diye. işte o kapı yine karşındadır. ama bu sefer düşen şehrin kapısıdır bu. zili çalarsın ama kimse açmaz. anahtarı sokup çevirirken hala anahtarın olduğunu farkedersin. içeri girersin ama bu sefer başkadır. az sonra bu mekanlar zaferine şahit olacaktır. odaya girersin ve beklemeye başlarsın. saniyeleri planlamaktasındır. ağzın kurur, kalkıp mutfağa gidersin. o an kapının açıldığını ve onun geldiğini farkedersin. hiç istifini bozmadan suyunu yudumlamaya devam edersin onun ayak seslerinin yaklaştığını duyarak. yüzünü görmemek için arkanı dönersin, sanki geldiğini görmemiş gibi. bardağı tezgahın üstüne koyduğun an tam arkanda olduğunu anlarsın. hiçbirşey söylemeden öylece durursun. sen arkanı dönsen de, o sana sarılır ve sımsıkı sarar. "seni bırakmam" sözcüklerinin ardından bir daha ses duyulmaz. işte o an "o" tekrar "sevgiliye" dönüşür ve sen tüm o düşüncelere, hayallere, konuşmalara, planlara rağmen yelkenleri suya indirirsin.
|