|
|
- türkiye'nin hollywood'u
- türkiyenin gerçek yüzü
- türk sinemasının genel olarak anıldığı isim. adını istiklal caddesi'nin üst paraleli olan yeşilçam sokak'tan alır.
- istiklal caddesi'nde oyunların beleş olduğu gidilesi mekan.
- yine aynı isimli sokakta bir oyuncu kıraathanesi bulunduğu ve her film çekilesi gelindiğinde bu kıraathaneye gidilip buradan oyuncular seçilip ayaküstü film çevirildiği rivayet edilir.
- (bkz: yeşilçam için kült film çekme rehberi)
- ismi holywood'dan coverlamadır. holywood'a yakın manada yeşilçam denilmiştir, yeşil kutsal kabul edilirse yeşilçam holywood olur. yönetmen kalitesi olarak holywood'dan çok daha yüksek bir mevkiye sahip olan yeşilçam yapımcı yönünden gayet zayıftır, maddi olanaksızlar istiap haddini zorlamaktadır. bir de yeşilçam serapa istanbul'dur.
- tekrar parlak günlerine dönen türk sinemasıdır... ayrıca istiklal caddesindeki sokak.
- giri ve nick uyumu başlığını doldurmaya niyetli yazarların besin kaynağı yazar kişi. yazdıkları pek bi leziz, doyurucu da...
- kendisini jelibon reklamlarından hatırlayacağımız, oyunculukta yapan, koç'un yolları taştan diyerek her gün aynı yere gittiğimiz yazar kişisi. ''sence harun abi zengin olmamış mıdır?'' sorusunu kendisine de yöneltirim burdan.
- an itibariyle reklamlarla kafayı bozmuş yazar, kolay gele...
- (bkz: türk dizi endüstrisi)
- öncelikle tanımam etmem kendisini ama bir yazısı üzerine yazar bilgilerini tıkladığımda şaşırtıcı bir tablo çıkmıştır önüme. kendisi 4.nesil ve 1000'e yakın girisi olduğu halde statüsü yok bu yazar arkadaşımızın.
- filmin güzel kızı rolünde ayşen gruda gibi bir hatunu onlarca kez oynattığı için binlerce kez saygıyı hak eden sinema. süpersiniz lan!
(tatar, 25.04.2009 22:03)
- çocukluk hayallerimizin bile bir olduğu dönemlerdeki, ellerimizde gazoz şişeleri, dev ekranlarda belediylerin kurduğu yeşilçam filmlerini hatırlıyorum. çoğu evin hala balkonlarında bulunan film başlamadan önce sıra sıra dizilmiş beyaz plastik sandalyelerde oturan aileler, süslenip görücüye çıkmış evlenme yolundaki gelinlik kızlar, mahallenin her biri ağır roman'daki kadar delikanlı abileri ve elimde asiti kaçmasın diye dudaklarımı içine yapıştırdığım gazoz şişesi, şimdi hayale yakın olsada, güzel duygularla yapılmış bir işti yeşilçam filmleri ve üzeri açık yaz sinemaları.
sandalyelere oturabilecek kadar büyük olmadığım için hep ayakta izlemek zorunda kalır, bacaklarımı sıra sıra dinlendirmek için önce birini daha sonra ötekini kaldırır, çocukken uzun ve çok zayıf olduğum için "leylek gel buraya otur yorulma ayakta" diyenlere aldırmaz inatla ayakta izlerdim o beyaz ekranı ve beni büyüleyen o ışığını. hayal meyal hatırladığım ekrem bora'lı, gülşen bubikoğlu'lu, türkan şoray'lı, sadri alışık'lı aşk filmleri, ediz hun'un o hala anlamadığım kadınlar üzerindeki etkisini, o yeşilçam önlerine kurulmuş beyaz perdeden insanlar üzerine dram , aşk , heyecan , çokca olmasa da mutluluk fışkırdığını, yüzlerine yansıyan ışıktan anlardım. ne zaman sinemaya gitsem bir ara filmi izlemeyi bırakıp hala o ışıgın yanımdakilerin yüzüne vurduğu zamanki anları heycanla ve zevkle izlerim. bana hep çocuklugumu hatırlatır o sinemadaki parıldayan yüzler.
toplu taşıma araçlarında ne zaman dalmış gitmiş orta yaşlı birini görsem o plastik sandalyelerin birinde zamanında onun da oturmuş , selvi boylum al yazmalımı, bizim aileyi , sultanı, kapıcılar kralını, hababam sınıflarını, neşeli günleri, kara muratları, alageyiği, kara gözlümü, battal gazileri, gülşahları, turist ömerleri, devlerin aşkını, küçük sevgilimi, izlemiş, herhangi bir film bittikten sonra bir müddet de olsa, ekrem bora, ediz hun, kadir inanır, fatma girik, cüneyt arkın, bilal inci, türkan şoray, filiz akın, tarık akan, çok olmasa da ayşen gruda olmuş olduğunu hissediyorum. insanlar isimleri, onlara yapılanları unutabiliyor ama onlarla neler hissetirdiklerini asla unutmuyorlar adam faver'ın bir kitabında da dediği gibi. şimdilerde çoğu kalbimizde birer his olan bu yeşilçam emektarı isimlerin bana hissettirdiklerini unutmak hiçbir zaman mümkün olmadı benim için.
şimdi öyle filmler çekilmesede, o zamanların sonunu yakalayabilmiş olmanın hüznünü, o samimiyeti, yaz sinemalarını ,ailelerden gizli birbirini kesen karşı cinsleri, hüngür hüngür ağlayan annemi ve komuşularımızı, o sinemalara hiç uğramayan babamı, o ekranın ışığı altında parıldayan her yüzü, her yeşilçam filminde ve müziklerinde tekrar hatırlıyorum. duvara yaslanıp, yoruldugu zaman bacaklarını leylek gibi dinlendiren o çocuğu, henüz orta yaşlarıma daha gelmemiş olmama rağmen, her kısa veya uzun yolculuğun camında yavaş yavaş bende yaşamaya başlıyorum.
|