|
|
- bir kaç iyi adam üçlüsü, dörtlüsü olup sürüler halinde kumsala inilir. plajda; dikizleme, güneşlenme, rahat rahat iç geçirebilme gibi
stratejik öneme sahip şezlonglar kiralandıktan sonra uzanılır.
kültürel aktivite olarak getirilen, fotomaç, fanatik vb. neşriyatların, götünden uydurmanın en güzel örnekleri yani transfer haberleri okunduktan, ''susuzluğun mına koyimm imaj herşey'' diyerek kola yudumlandıktan sonra olaylar gelişir...
gün görmemiş yerim kalmasın diyerek memeleri ortada dolaşanlar, şezlongta masum öpücüklerle başlayıp nerdeyse çocuk yapma düzeyine gelenler görüldükçe işte o bir kaç iyi adam, artık bir kaç iyi adam değildir.
onlar bizdik.
dünyalar güzeli bir rus hatun 3 metre ilerde ''lan olum bu güzelliğin kaynağı bir erkek kaburgası olabilir mi ha olabilir mi'' gibi düşüncelere gark ederek güneşlenmekteydi. biz ise hayal dünyamızın bu kadar uçsuz bucaksız olabileceğini hiç bilmiyorduk..fantaziler dile döküldü, ciğerlerimiz ''ah''larla doldu..
biz iç geçirip, ''olum şu vücuda bakar mısın'', ''lan bizde neden yok lan böylesi'', ''var ya yanındaki öküz de dünyanın en şanslı insanı olduğunun farkında değildir..’’ vb.
laflar ederken iki şezlong ötemizde türk mü yabancı mı olduğunu
kestiremediğimiz bir bayan da göz ucuyla bize bakıyordu. ‘’yok be bu pek türk’e benzemiyor, nerden anlayacak dediklerimizi..’’ gönül rahatlığı ile
sözlük ahlakına mugayir olduğundan yazamayacağım sözler ve şehvet salyalarıyla baktık durduk, baktık durduk, baktık durduk, baktık durduk, baktık durduk…
plağı takılan abazanlığımız, türk olup olmadığı konusunda şüphelerimiz olan kadın tarafından bozuluverdi. zira tam bir türk ailesi şlongumuza yaklaşırken ‘’o hatun’’dan gelen ses şuydu:
---gaderrr gaderrrr; gııız buradayım gelinsenize....
ah be ablam bu cırtlak sesi daha önce verinseydin ya…
- bir yaz günü plajda güneşlenmekteyim,plajın hayli kalabalık olduğu bi gün ayriyeten
ön tarafta denize doğru olan kısımda şeriyat yeşili şortları ve güneş gözlükleriyle bir grup erkek canlı,yüz üstü uzanmış bi yandan güneşlenip biyandan kitap okumaktaydı.kitapta döneme fiyatıyla damga vurmuş olan halka okuma alışkanlığı kazandıran ahmet altanın 'içimizdeki bir yer'adlı kitabıydı.
güneş gözlükleriyle ve kitapla kamuflaj yaparak ters yatmanın verdiği avantajla ön taraftaki turist kızların süper manzarasından yararlanmaktalardı.tam çaprazımda olamalarından dolayı aralarında geçen bi diyaloğa şayit oldum ,şöyleki:
+abi kitabı okudun mu sen?
-hangi kıtabıı?(allah allah analar neler doğuruyo)
+elindekini abi
-ha yeni başladım daha tam okumadım
+abi bak bi bölüm var orda
-eee
+penguenlerin dişileri kendilerine çakıltaşı getirene veriyolarmış
-hadi yaa,du bi okuyim kaçıncı sayfada o
-hatun milleti işte
- efendim yazlık yöreler malum olduğu üzere bir çok ülke vatandaşına kucak açan; deniz, kum, güneş sacayağı ile tatillerini ''hoşça'' geçirmelerini sağlayan yerlerdir. 40 derece hava sıcaklığı, almış başını gitmiş nem oranı tatilciler ve yöre sakinleri için vız gelir. cıvıl cıvıl, kıpır kıpırdı. caddeler yaza damagasını vuran şarkılarla inler. gündüz bronzlaşılır, gece diskoya gidilir(bkz: bizi uzaylı sanan giriler).
dünya vatandaşlarına kaynaşma, bütünleşme imkanı sağlayan bu yörelerde,
halk deyimiyle kimin eli kimin götünde belli değildir. turizmle yeni tanışan gençler
kazandıkları paranın 4'te birini absürd giyim kuşama, 4'te 2'sini diskoya, bara; geri kalanını da ''kız götürebilme seviyesine gelindiğinde bırakılan'' ingilizce kursuna ayrır.
cem yılmaz deyimiyle ''dil sadece yatakta önemli değildir'. ki turizmin ilk patladığı yıllarda bu yörelerde bir zigurat efsanesi gibi dil kaosu yaşansa da zamanla bu da aşılmıştır. yöre gençleri, ''akran olsun olmasın fark etmez ama mutlaka karşı cins olsun'' anlayışıyla, her yabancıyla pratik yapmış, past simple tense ile başladıkları serüvenlerine, ingilizcenin tüm gramer varyasyonlarıyla devam etmişlerdir. eee misafirlerimiz de gerekli yardımı göstermişlerdir ki; dil dile değmeden öğrenilmez.. (bkz: 3 postada garantili ingilizce) (bkz: fono)
ancak abuklukta bundan sonra başlar. çünkü biz de onlara öğretmişizdir dilimizi.
(bkz: böyle de bir anım var)
arkadaşımla alış-veriş için pazara gitmiştik. turistler bile pazarlık yapmasını öğrenmiş, tezgahtarlarımıza taş çıkartıyorlardı. biz de şort bakıyorduk ki yan tezgaha, hani ''bu kız sıçıyor olamaz'' dedirten, elf güzeli bir hatun yaklaştı ve.. aynıyla vaki olarak buyrun;
+ağzına biber sürülesice elf güzeli: yeaarakkk, hihi...
-yağız tezgahtar: yes plizz may deaarrlingg...
+yearrrakk, hav mac iz it..
-what yerak kaltak! tövbe tövbe
neden sonra arkadaşım olaya dahil oldu ve yerak kelimesinin yakışıklı anlamında elf güzeline öğretildiği anlaşıldı. ibnenin birisi öğretmiş. ama harbiden o masum ve güzel yüzden öyle bir kelime duymak insanı bir hoş ediyor..(jemand, 23.07.2006 16:57 ~ 17:00)
|