geçenlerde violamla uğraşırken evdeki ses'ten sıkıldım, kendimi biraz sokağa atayım,alemci arkadaşımın işyerine gidip biraz kafa dağıtayım dedim. yolda ilerlerken papatyaya konan sevgi kelebegini gördüm. yanında böcek,pembe cekirgelerle beraber eksiksizuyum gösteriyorlardı doğaya karşı. aynı yolda kışın kibritci kis ı görmüştüm, keşke kokulu battaniyem olsada ısınsam derken içim cız etti. oradan ayrılırken "benikoyupgitmeneolursun" dese bile benim soğuktan donmaya niyetim yoktu. gitmiştim. her neyse öyle bir düşünceydi işte.
cebimden captainblack imi çıkarıp tüttüre tüttüre ilerlemeye başladım. birden aklıma nickini vermek istemeyen seyircinin sözleri geldi "allah kızlara güvenseydi zar koymazdı" demişti. çok saçma birşey olduğunu düşündüm. beynimin onlarla kurcalanması yerine, taktım kulaklıklarımı sepultura dinlemeye başladım. neyse bu sırada işyerine gelmiştim. tam içeri girecekken otomatik kapı birden kapanıverdi. beni ali bey sandı herhalde. arada sıkıştım kaldım. kapının cerceveleri lastikli olduğundan fazla canımı yakmadı. bir kuvvetle kapıyı açtım, o sırada şapkalı adam belirdi karşımda. arkadaşımmış meğerse. "olm tasmanyacanavarı gibisin, kıracaksın kapıyı" dedi.bende "sus lan pis alemci" dedim. biz sarılıp koklaştıktan sonra "yemek yermisin" dedi. bende "kurufasulyepilav" yiyelim dedim. yanında gelen coban salata da sahaneydi. adam matrak birisi geçenlerde bir hatun ayarlamış "sonunda buldum" dedi. charlienin dorduncu melegi gibi hatta penelope cruz gibiymis, adı da sinem miş. "olm sen samanlıktaki zühtü gibisin her yeri seyran edersin" dediğimde, bozuldu "olm bu sefer ciddiyim" dedi, lafı uzatmayayım alınır şimdi bu diye düşündüm. bende "allah bir yastıkta kocatsın" dedim. "bizim amuda kalkan imam nikahınızı kıyabilir" dedim. o da "o ne olm" dedi. "olm adam hem imam hemde beden eğitimi hocası,sarhoshserseri" dedim. "haaa" dedi. kendisi bazen salaklık eder, gitmiş subuo paketi almış onları gösterdi bana. ask mesk falan filan. gereksiz şeyler. arabasını steinmetz e modifiye ettirmiş ondan bahsetti. herifin biri yıldıztornavida ile kaputa dragonfly yazmış. çok kızmış arkadaşım. napoleon un sözünü duymamış galiba ...
not : hepsi hayal mahsulüdür. yazarların söylemleri veya kişilikleri ile ilgili hiçbirşey barındırmaz.
kafamı kaldırdım hayallerimi kustuğum lavabodan.. aynaya baktım göz ucumla.. gözlerimin altında menekşeleri hasetinden çatlatacak kadar güzel bir morluk.. dudağımın kenarlarından kustuğum hayallerimin son parçaları sızmakta.. neydik ne olduk dedim pek halim olmadan.. elimi yüzümü yıkadım.. çıktım lavabodan.. odama doğru ilerlerken aklıma eski hayallerim geldi.. tekrar midem bulanmaya başladı.. ama bu sefer kendimi tuttum.. odama girdim.. etrafta posterler.. her posterde gülümseyen bir surat.. elimde olmadan gülümsedim.. bu kadar kolaymış demek ki diye düşündüm.. gülümsemek bu kadar basit.. dudaklarımızın yukarı doğru kıvrılması veya dudağımızın orta kısmının aşağıya doğru yol alması.. son kez odamdan çıkıp salona kırdım dümenimi.. saat onbir yönünde annem.. elinde televizyon kumandası, kararlı bir şekilde televizyon izlemekte.. anneme bir selam verdim.. yola devam ettim.. ışığın geldiği yere, balkona doğru yürüdüm.. çocuk sesleri geliyor dışarıdan.. top oynuyor şanslılar.. canım istedi ama cesaret bulamadım kendimden 10 yaş küçüklerle top oynamaya.. etraf ne der korkusu var ya güya.. peh.. içimde şişmekte olan oyun oynama arzusunu hain bir şekilde patlatıp ayakkabılarımı giymek için çıktım balkondan.. dışarıda dolaşmak mutlaka iyi gelirdi.. zaten bu aralar sadece dışarıda yalnız yürürken mutlu olabiliyordum tam anlamıyla.. giydim ayakkabılarımı.. anneme ben çıkıyorum diye seslendim ve çıktım dışarı.. merdivenlerden inerken hiçbir şey düşünmedim.. nefes bile almadım.. ayaklarımın istediğini yapıyordum.. sonra inecek merdiven kalmadı.. karşımda apartmanın kapısı.. elimi uzattım açtım kapıyı yavaşça.. temiz hava bir anda hissettirdi kendini.. saçlarım gelen rüzgarı kucaklamaya koştu sanki.. hemen dışarı attım kendimi.. içimi temiz havayla doldurdum.. ciğerlerim bayram etti.. davul, zurna seslerini duyabiliyordum.. oh be dedim.. dünya gerçekten varmış.. adımları sahil yönüne doğru hızlandırdım.. bir an önce sahile ulaşmak istiyordum.. sebebini tam bilmiyordum aslında.. karadenizliyiz ya.. belki deniz kendine çekiyordu beni.. kim bilir.. sağda solda gördüğüm tanıdıklara selam verdim.. herkes nereye diye soruyordu.. nereye olucak dedim.. yaşamaya.. gerçekten yaşamaya gidiyordum.. o tek başıma sahilde yürüyüp düşündüğüm anlar önce şarampole yuvarlanmakta olan beni tutmuş, daha sonra da ayağa kaldırmıştı.. şimdi ise hastalanan ruhuma vitamin takviyesi yapmakta.. sahil yavaş yavaş gözükmeye başlamıştı.. bir sürü insan havanın güzel olmasını fırsat bilmiş yürüyor.. yaşlılar, çocuklar, gençler.. birde çift olanlar var ki onların keyfi ayrı.. elele tutuşmuşlar, dünya umurlarında değil sanki.. içimden harikasınız diye geçirdim.. sakın bozmayın mutluluğunuzu.. gözlerimi onlardan ayırıp yola sabitledim.. kafam önde, biraz kambur bir vaziyette yürümeye devam ettim.. şimdi annem olsa oğlum dik yürü derdi.. ama dik yürüyemiyorum ki.. dik duracak kadar sağlıklı değilim ki.. denizden gelen o mis gibi kokuyu içime çekerek yürümeye devam ettim.. deniz havası her zaman olduğu gibi iyi gelmişti.. kalbim daha bir şevkle kan pompalamaya başlamıştı hissediyordum.. kanımın, damarlarımda yöresel oyunlarımızdan eserler sunarak dolaşması, nefes alıp verirken ciğerlerimden gelen davul zurna sesleri, yürürken geride kalan ayağımın öndeki ayağa yetişme çabası, ellerimin istek dışı sağa sola sallanması.. deniz havası gerçekten iyi gelmişti.. sonra sahilde bulunan banklardan birine oturdum.. güneş batmak üzere yavaş yavaş denize doğru sokuluyor.. utancından kızarmış üstelik.. pek bir çekingen bu güneş yahu.. denizin ise bir kendine güveni tam.. tertemiz yüzüyle güneşe doğru kollarını uzatmış.. dünya’da deniz ve güneşten daha güzel bir başka sevgili var mıdır acaba? bu kadar güzel bir sarılma görülmüş müdür daha önce.. kendimi şanslı hissediyorum.. mutluluk bu işte.. denizin bir dahaki akşama kadar güneşi göremeyeceğini bilmesine rağmen sevmesi, kelebeğin akşama öleceğini bilerek yaşaması, çiçeğin kış gelince solacağını bilerek açması, insanın bir gün çok üzüleceğini bilerek aşık olması.. yüzeysel bakınca çok karamsar belki.. ama iş ayrıntılarda.. ayrıntıları yaşamakta.. her şey bitmeyecek mi nasılsa? bu umutsuz durum, bu karamsar durum neden? anı, ayrıntıları yaşamak varken olaylara kuşbakışı bakmak neden.. mutluluk aslında hiç uzakta değil.. yanıbaşımızda.. nefes aldığımız her anda mutluluk..
yine düşüncelere dalmışım.. akşam da oldu zaten.. neyse eve gideyim.. annem merak eder..
tanrı yarattığı tüm canlılara sormuş:
-"nerede yaşamak istersiniz" diye.
bir kısmı "biz göklerde yaşamak isteriz" demiş, bir kısmı "biz karada yaşamak isteriz" demiş, bir kısmı ise;"bizler suyun içinde yaşamak isteriz" demiş.
sonra tanrı tek tek hepsine sormuş nedenlerini...en çok suyu seçenler etkilemiş onu.nedenleri ise ;"ağladıkları belli olmasın" diyeymiş.
tanrı düşünmüş. suyun altında yaşamanın zorluklarını anlatmış. onlar her şeye rağmen kabul etmişler. çünkü öyle gururlularmış ki…diğer canlılardan uzak,kendilerine ait bir dünyada yaşamayı tercih etmişler.acıları dinmiş mi ?hayır.bin kat artmış. ama gurur hepsini yenmiş. yapayalnız bırakmış onları…
(dikkatlice bakın, suda yaşayıp ta; yüzünde tebessüm ifadesi olan bir canlı var mı?)
bir sigara yaktı genç kadın.sonra kadehinden bir yudum aldı.o kadar yavaş yaptı ki bunları zamandan öç alırcasına.buğulu bir pencerenin önündeydi.ya da bana öyle geldi.kayıp bir ruh gibi gözüküyordu.net göremiyordum onu.sanki hayat elinden her şeyini almıştı.ağlıyor muydu acaba?gücü kalmış mıydı ağlamaya?gerçek miydi?bilmiyorum.
onu daha net görmeliydim.yaklaştım.iyice yaklaştım.elleri gencecikti.ama ama yüzü o kadar yaşlanmış gibiydi ki tam seçemiyordum.ağlamıyordu.yorgundu.bu kadarına gücü yoktu.hep uzaklara bakıyordu.gözleri umut doluydu.ve yalvarır gibi bir hali vardı.hayata yalvarıyordu sanırım.elinden alınanların geri verilmesi için …
güzel günler görmüş gibiydi.sanırım hayata bir borcu vardı.onu ödememiş gibiydi.hayat kapısına gelip dayanmıştı sanki.sana verdiklerimi geri ver diye.elindekileri sımsıkı tutmuştu hayat almasın diye.ama o da bizler gibi yenilmişti.
birileri ile konuşuyordu.hayır hayır tartışıyordu.çok kızgındı.uzunca bir süre tartıştılar.sonra anlaştılar sanırım.öyle bir hali vardı yüzünde.rahatlamış gibiydi.
sonra içeri gitti genç kadın.dışarı çıktı.beni görecek diye çok korktum.neyse ki görmedi.arabasına bindi.ben de bindim arabama.takip etmeye başladım.çok yavaş gidiyordu.kar yağıyordu o da yavaştan.sanki zaman duracakmış gibiydi.her şey öyle yavaştı ki.daha önce hiç girmediğim sokaklara girdik.gizemli yerlere.kenara çekti.indi arabadan.bir sigara yaktı.yavaşça içine çekti dumanı.dışarı bırakmak istemedi.sonra usulca dumanlar havaya karıştı.sanki son defa sigara içiyormuş gibi içti sigarasını.izmaritini yere attı.öfkeyle üzerine bastı.arabasına bindi tekrar.gene ağır ağır yol almaya başladı.giderken dışarıya öyle bir bakıyordu ki.hoş çakal “çakal dünya” der gibiydi.tüm şehri gezdik.her sokağına girdik.geçmediğimiz yer kalmamıştı.
sonra bir deniz kıyısına geldik.indi arabadan.saçlarını taradı.paltosunu çıkardı.o kadar güzel bir elbise vardı ki üzerinde.yavaşça denize doğru yürümeye başladı.kendimi zor tuttum.kendisine zarar vermesinden korkuyordum.nefesim kesilmişti.arabasından çok acılı bir müzik sesi geliyordu.bir dua gibiydi şarkı.ama ne olduğunu anlayamamıştım.büyülenmiş gibiydim. kollarını açtı iki yana.işte bu sefer ağlamaya başladı.çok ağlıyordu.hıçkırıklarını dalga sesleri bile bastıramıyordu.
daha fazlasını görmeye gücüm kalmamıştı.ama o kadına yardım etmeliydim.denizin içine doğru ilerlemeye başladı.arkasından koştum.o kadar yavaş yürüyordu ki.ama ben ne kadar koşsam da ona yetişemiyordum.bu bir kabus gibiydi.ama yılmadım.daha hızlı daha hızlı koştum.nefes alamıyordum.kan ter içindeydim.o hala yavaş yavaş yürüyordu.su derinleşmemişti sanırım.ama ben yürüyemiyordum.artık ayaklarım yerden kesilmişti.yüzmeye başladım.hala yetişemiyordum.sonra kadın yürümeyi bıraktı.rahat bir nefes almıştım.hızla yüzdüm ona.hala arkası bana dönüktü.yetiştim.omuzlarından tutup kendime çevirdim.ellerini kavradım.yüzüne bakmaya korkuyordum.yavaşça başımı kaldırıp,ona baktım.gülümsedi bana.bu yüz bu yüz benim yüzümdü…
sonra kayboldu.tek başıma kaldım denizin ortasında.ileri ya da geri yüzmeye cesaretim yoktu.ama hayatın öğrettiği tek şey vardı.hep ileri gitmek.bunu ilk defa yaptım.hızlı hızlı yüzmeye başladım.nereye gittiğimi bilmiyordum.yüzmeye devam ettim tüm gücümle…
cuma akşamlarını seviyorum.erken yatma derdi yok,banyo yapma derdi yok,yarını düşünme derdi yok. kısacası dert yok.yağmur yağıyor deli gibi.olsun ben gene de mutluyum.yağmura rağmen dışarı çıktım.yakutla başlamış macerama cumartesi ile devam edeyim dedim.bir cumartesi alıp, evime geri döndüm.cumartesiyi güzel karşılamaktı amacım.
cumartesimi emektar tirbişonüm ile açtım büyük bir zevkle,yavaşca.iki hamlede mantarı o nemli dünyasından ayırdım.en sevdiğim tılsımlı kadehime bir kuple şarap akıttım.bir damlayıda şişenin dışına.yavaşca şişenin o güzel vücudundan aşağıya doğru aktı.bu da onun hakkı dedim.güzelliğe, güzel günlere deyip, bir yudum aldım.
pazarı düşündüm.yarın gidip oradan alacağım sebzeleri.umarım hava güzel olur.pazarın kokusunu seviyorum.annemi hatırlatıyor bana hep.güzel annemi.içi ve dışı güzel olan insanlar azdır.annem onlardan biri benim için.onu daha çok özlüyorum şu sıralar.
az önce bir yudum daha tattım cumartesimden.kadehin dibinde kendimi gördüm.korkmadım ama bu sefer.acılarımı düşündüm.her seferinde tatmaktan ayrı ayrı zevk aldığım acılarımı.çünkü hayatta seçebildiğim tek lükslerim onlar benim.onları düşündükçe gülümseyebiliyorum.seviyorum onları.çünkü...alıştım artık ben onlara.herkes gibi...ve düşündüm ki en güzel acılara ben sahip olmalıyım.onlar bana yaşadığımı hissettiriyor.yaşadıkça seviyorum bu dünyayı.
herşey çift yaratılmamış mı? acı da beraberinde tatlıyı güzelliği getiriyor.ama görebilene...artık tanrı ile kavga etmeye son verdim.aslında o bana cenneti sunmuş.yürümeyi bilememişim bunca zamandır.şimdi sert adımlarla, toprağı çatlata çatlata yürüyorum.
savaşmak hepimizin bir içgüdüsü,bir ihtiyacı.o olmasa yaşayamayız ki...sevmezdim savaşmayı.toz pembe görüyormuşum hayatı da ondan.pembenin yanında yoldaşı olan siyahı hep görmezden gelmişim.
gene büyülü şarkım çalıyor.gülümsetiyor.yarın için,yarınlarım için.içimi bir huzur kaplıyor.gözlerimi kapatıyorum.hayalimde denizin üstünde olduğumu düşlüyorum.üstümde altımda mavi.martılar bağırıyor gene.tanrının denize düşürdüğü günlüğünü görüp,görmediğimi soruyorlar.cevap vermek istemiyorum.hızla uzaklaşıp,gidiyorlar daha fazla rahatsız etmeden beni...
orta okuldayken bir ustam vardı ''halil''adında,giritliydi.benim ilk denizcilik hocamdı.gençliğinde,birgün yelken sararken direk tepesinden güverteye düşmüş,bir bacağını kırmıştı.kötürüm kalınca istemeden de olsa işini eskiciliğe dökmüş.evet,artık bie eskiciydi o deryan-ı kaptan.kayıkta kötürüm kaldığı için babam da halil ustayı kendisi gibi denize diş biliyor sanırdı.bu yüzden ,halil usta bir çırak arayınca,babam;''eskicilik de olsa,bir sanat bilekte altın bileziktir''diyerek beni halil usta nın yanına verdi.
soğuk olmamasına rağmen hava, vücudu titriyordu. anlık atlamalarla çalışan aklını tek bir noktaya toplamakta güçlük çekıyordu. atlamalar yaşadığından da pek emin değildi aslında, sadece emin olduğu bir şeyi olsun istiyordu. tek yapabildiği etrafına bakmak daha önce dikkatini çekememiş şeyleri farketmekti. her bir objenin geçmişi sınıflandırılmış ve dosyalanmış gibi kafasında yer işgal ettiğini anladı. bu bir yük müydü acaba, yoksa onlara baktığında ortaya çıkan sadece hatırlanan, sıradan bir şey miydi?
.gözlerini açtığında henüz rüyası devam ediyordu, o yumuşak geçiş esnasında gözlerini yumdu. olmadı tabi, içindeki sıkıntı büyüdü... homurdanıp belirsiz sesler çıkarıp üstündeki ağır yorganı itmeye calıştı. amacsız boş geçecek günü hızla gözlerinin önünden geçti, yorgan daha da ağırlaştı. o kadar ağır olduğuna inanmak istedi ki onu kaldıramadığı için yataktan kalkamıcaktı, bir mazereti vardı. nefes almakta zorluk çekiyordu, içindeki yumrudan nefes almaya yer kalmamış gibiydi..
bekliyordu sanki. onu kurtarıcak bi şey bekliyordu. bekledıkçe gelmeyen otobüs gibi naza çekiyordu işte kendini, kafasından geçen her cümle yarım kalıyordu,
kalktı, oyalanmadan dışarı cıktı. diğerlerine uyup bi yere gidiyormuş gibi hızlandı adımları, iyi geldi. yol bitene kadar diğerleri gibi hissedicekti en azından...bi kere de saatine bakarsa...kavşağa geldi. döndü.
bir zamanlar evinde hüzün besleyen bir kız varmış. bu kız başına kötü birşeyler gelse bile güçlü olmayı bilmiş, en kötü durumlarda bile hayata karşı savaşmış. o çelimsiz yüzsüz hayat tokatlasa bile yılmamış. ama bi yerden sonra kızın yüreği taş tutmaya başlamış beslediği hüzün içine hapsolmuş kötü bir büyüyle mühürlenmiş gibi... her zaman duygularını belli eden kız artık aylarca hatta yıllarca ağl amayı bile unutarak yaşamış... herkez gibi güçlükle yaşadığı hayatın günlerinden bir gün, annesi rahatsızmış. annesinin iki kişiliği varmış biri küçüklüğünden beri kısa kesitler halinde hatırladığı sinir krizi geçiren , sinirli ve uçarı davranan annesi, bir de melek gibi ağlmaklı bakışları olan oturduğu yerden kalkmak istemeyen ufacık bir rüzgardan kırılan dal gibi yaşayan annesi. annesinin hasta olmasını bilmesine rağmen bazen kendini kaptırıp annesine karşı gelirmiş bu kız. ama yüreğinde annesine olan sevgisi hiç bişeyle kıyaslanamaz büyüklükteymiş.
işte bahsettiğim o gün babası annesine bitmek bilmeyen bir fırtına gibi esmekteymiş. babasının hiddettine dayanamadığı o gün annesini kurtarmak uğruna babasıyla çok kötü bir kavgaya girmiş. annesi herşeyi görmesine, işitmesine rağmen ağzını açıp hiç bişey diyememiş, adeta donmuş. baba kızın üzerine yürümüş birbirilerine bağırıp dünyanın en çirkin sözcüklerini sarfetmişler. bunun üzerine babası kızı evden kovmuş fakat kızının yüzünü 1dk bile görmek istemeyen baba ondan önce evi terkedip gitmiş.
gel zaman git zaman annesiniyle yaşamaya başlayan bu kız babasından göremediği ilgiyi sevgilisinde aramış durmuş. annesinin hasta olduğu zamanlardan bir gün annesi babasının onun yüzünden evi terkettiğini onu evde istemediğini eşyalarını toplayıp defolup gitmesini istemiş. o zamana kadar duyduğu en ağır şeymiş işittikleri, kızın gidicek bi yeri ve hasta olan annesini bırakıcak kadar gücü yokmuş. içinden annesinin hasta olduğunu bilmesine rağmen çok kırılmış... bunun üzerine hasta olup yataklara düşmüş. ama o güçlü bi kızdı en başında bahsettiğim gibi, iyileşip annesiyle arasını düzeltip hayatına hüzünüyle birlikte devam etmiş.
annesinin ara sıra hastalanıp kendini kaybetmesi küçüklüğünden beri yaşayıp tecrübe ettiği bişey olmasına rağmen, en güçlü olduğunu ve hayatını yoluna koyduğunu düşündüğü zamanlardan bir gün, annesi uzun bir iyileşme ardından yine hastalanmış. yine o ağlamaklı melek geri dönmüş kızının suratına bakmaktaymış. yine hastayım diyip gülümsemiş. kız günlerdir annesinin yatmasından dışarı çıkmamasından durumun farkında olmasına rağmen içindeki lanet hüzünün acıktığını hissetmiş. bir evcil hayvan gibi besliyordu onu her zaman. annesini o durumuda görünce berabar yaşadıkları o güç ve bi o kadar yıpratıcı, kalbinin taş kesmesini sağlayan günleri hatırlayıp ağlamaya başlamış. haykırmış gök yüzüne, hafif bir esinti haykırırken söylediği sözcükleri başka diyarlara taşımış. tek istediği annesini bu illet hastalıktan kurtarmak, yanına gidip sarılıcak gücü bulabilmekmiş, hasta olan annesinin yüzü ağlamaklı ve hüzünlü olduğu için içindeki hüzün bununla beslenebilceğini düşünüp kızın içini kemirip duruyormuş. her gece annesi için sağlık dileyen kız artık dualarının da işe yaramadığını hatta kendisinin de işe yaramaz lanetli bir evlat olduğunu düşünmeye başlamış. ne annesi için babasıyla yaptığı kavga, ne de hayatla savaşması ona mutluluk getirebilceğini o içindeki karadelik gibi üzüntüyle büyüyen hüzünü yok edebilceğini düşünüyormuş. bütün umutları kalbi gibi taşlaşmış, her zaman mutlu sonla biten şeyleri sevmesine rağmen onun hikayesi kötü ve umutsuzlukla devam ediyormuş. yine de tek istediği annesini kurtarabilmek olmasına rağmen 2dk yanına gidip annesiyle daha çok vakit geçiremiyormuş. annesi şu hayatta ki en değerli şeyi çünkü, o ağlamayı unuttuğu o günden beri ağladığı gün kendine annesi daha iyi olması için elinden gelen herşeyi yapıcağına söz vermiş. ve mutlu sonu aramaya devam ediyormuş.