her insan yalnızdır gerçekten.
bu benim tespitim değil ama kendi tespitimmiş gibi seviyorum.
iletişim çağındaki iletişimsizlik
bir sürü insan ve bir sürü iletişim ...bir sürü ilişki...
insanlar var olduğu günden beri özgürlüğünü kaybettiklerinin bilincinde olmadan savrulup giderken bir yerlere, içlerindeki benliğe erişemediğinde sıkılırlar.. ve bir sürü sıkıntılı insan...
yaşamak istediği ayrı yaşadığı ayrı ...
hayal ürünü gelen yaşamak istediği zamanı kovalamak yerine, içinde bulundukları zamanla avuturlar kendilerini.. ve bilmezler belki de öze ulaşmanın yolunu...
benliğinize inin dostlar.. bu o kadar da zor bir iş değildir halbuki.. başkalarının topraklarında ekemeyeceğiniz fidanları kendi topraklarınızda yeşertin...
kendi topraklarınızın verimliliğini gördüğünüz gün belki de özgürlüğünüze yeni doğuşlara gebe olan ürünleri göreceksiniz... umut büyük bir düşmandır diyen üstada inat alın elinize kozlarınızı ve yeşertin kendinizi.. olmaya inat olmuşlara inat bir şekilde...
her insan nankördür ama eşiği farklıdır. diyeceğim herkesin bir satma noktası vardır. ama uzak ama yakın. kim bilir belki yarındanda yakın
talih ile şans aynı anlama gelse de piyango şanslısı denilmez,
piyango talihlisi denir.
tüm dizi ve filmlerde trabzonlular; esprili, komik saf ya da genelde zararsız kişiler rolünde olurlarken gerçekte tanıdığım trabzonluların hepsi akıllı, ciddi ve kavgacı tipler.
dizilerde eğer biri kapıyı çaldıysa kapı birkaç saniye içinde açılır. kapıyı açan sanki orda pusuya yatmış bekliyormuş gibi. fakat bir evde kapı çalınırsa kapıyı açacak kişi işlerini anca tamamlar ve uzun bir süre sonra kapıyı açar.
tırların dorsesi ve çekicisinin plakaları birbirinden farklı oluyor, öğrendim hayatım değişti.
ciddi sigara tiryakisi olup ta, herhangi bir gıda ürününe alıcı olduklarında sağlık kontrollerinden geçip geçmediğinden tutun da, içerisinde sağlık koşullarını zaafiyete uğratacak herhangi bir olumsuz katkı maddesinin olup olmadığını denetlemeye kadar her şeyi dünya sağlık örgütü üyesi misali, en ince detayına kadar ölçüp tartan insanların çelişik halleri...
hakkında hiç bir şey bilmesek bile ismini aklımıza kazımış yegane insandır belki de
murat kazanasmaz.
filmlerdeki, dizilerdeki eski radyolarda eski müzikler çalıyor. yani antika bi radyodan hadise, ismail yk, manga filan duymadım hiç. bu tespiti yapalı çok oldu ama neyse.
surat ve
yüz eş anlamlı kelimeler olmalarına rağmen, ikisine de -sız ekini eklediğimizde biri suratsız oluyor diğeri ise yüzsüz ve artık çok farklı şeyler ifade etmeye başlıyorlar.
eti cin reklamında insanları hiç yoktan sevindiren küçük şeylerden bahsediyorlar.
"sen perşembe sanırken cumadır ya"
"sinemada izleyemediğin filmi televizyonda verirler ya"
"yazılıda fütursuzca atarsın da tutar ya"
vb diye...
bunlara şunu da eklemişler: "en sevdiğin dizi oyuncusunu markette görürsün ya"
oyunculara hakaret gibi geldiğine inandığım bu cümle birkaç basit gerçeği de gözler önüne sermektedir.
kalitesi ne olursa olsun dizi izlemek bu memleket insanı için bir asgari müşterek paydası haline gelmiştir. peynir ekmek gibi izlenmektedir diziler, fasulye gibi nimettendir artık.
ikincisi ise dizi oyunculuğu diye bir oyunculuk dalı doğmuştur memlekette.
üçüncüsü; tiyatroların gün geçtikçe işi zorlaşmaktadır.
örnek:
kınalı kar dururken kimse gidip
murat daltaban'ı
othello'daki
iago rolünde izlememektedir.
eti cin reklamına not:
madem öyle;
(ben
jensen ackles'ı
mopaş markette görebilme ihtimalini sevdim)
doğru ve yanlış kavramları insanların değişimine bağlıdır. insanlar sürekli değişime uğrarlar. değişime uğramayan tek şey değişimin kendisidir. insanlar değiştikçe fikirler, bakış açıları, dünya görüşleri de aynı oranda değişmeye başlar. değişim sürecinde doğru kavramı mutlak doğru sonucunu alana kadar süreç devam eder. mutlak doğruya teorik olarak asla ulaşılamaz. istisnalar elbette olacaktır, ama geneli bu şekildedir. mutlak doğruya ulaşılamadığı için değişim sürekli devam eder yani.
insanlar bedel ödeyerek bilgiye ulaşırlar. öyle ki bedelsiz bir bilgi bilgi değildir. bedel ne kadar ağır olursa o kadar muhteşem bilgilerle donatılırsınız. her bilge acı kavramının içinde yaşayarak büyümüştür. bilge kişi asla mutlu değildir ve olamayacaktır. bilgi kavramı hayata orantılı şekilde alınmalıdır. aksi halde orantısız şekilde alınan bilgi kişiyi mutsuz eder. mutluluk bilgi ile ters orantılıdır yani. bilgi kavramı sonsuzdur ve bilge insan da yoktur. aslında hayat herzaman kendi doğrularını bu şekilde çürütür. bilge insan olmadığı içinse acı kavramı da asla tam anlaşılamamıştır. acı mutluluğun bir bakıma zıttıdır. bu yüzden de asla acı öğrenilmeden mutluluk öğrenilemez. acı öğrenildiği süreçte bilgiye ihtiyaç olduğundan, cehalet mutluluktur tanımını çürütmüş oluruz. aslında acı yaşanmadan mutlu olabilmenin de yolları vardır. işte bu da bilginin alındığı orana bağlıdır. bilgi ile mutluluk tam ters orantı olduğu için az önce çürüttüğümüz, cehalet mutluluktur kısmını tekrar canlandırırız. belki bir süre sonra bilgi ile mutluluk arasında asla bir bağ olmadığı çözülür.
işte bu yüzdendir ki insanlar asla mutlak doğruya ulaşamaz. mutlak doğruya ulaşılamadığı içinse toplum yargıları asla geçerlilik kabul edilemez. yaşasın anarşizm çığlıkları atacak kadar işi ileri götürmesek de;mutlak doğrunun ulaşılmaz olduğu kavramından, toplumun değer yargılarının işe yaramadığını anlarız. bu yüzden toplumun değer yargıları ile yaşamayan birey mutluluğu yakalamış olur. bununda temelinde bilgi olduğu için en başa döner cehalet mutluluktur kavramını bir kez daha çürütürüz. buda bize yaklaşık beş dakika içerisinde birçok kez değiştiğimizi gösrterir. öyle ki değişim kaçınılmazdır ve değişimi kabullenemeyen toplumlar yok olmaktan başka bir sürece gidememektedir.
(zeitgeist, 21.10.2009 15:16 ~ 28.10.2009 00:16)
bilgisayar, elektronik vs ile ilgilenenlerin onaylamak babında "aynen öyle" cümlesini kullanması.
trafiğe uykulu çıkmak ve trafiğe uykusuz çıkmak aynı kavramları ifade eder.
aşçı heykellerin insanların yüzde doksanının çocukluktan sonra bağışıklık kazandığı heykeller sanırım. rastgele gözgöze gelmenin hiç bir cezbedici yanı yok. ilgi bile çekmiyor. at heykeli olsa lokanta önlerinde daha çok dikkat çeker.
yoldan karşıya geçmek üzere bekleyen vatandaşların yanına gelip, beklemeye devam edişlerini izleyerek yola atlamak ister istemez bir haz veriyor insana.
(identity, 03.11.2009 23:25 ~ 08.11.2009 16:41)
kendi düşen daha çok ağlar. ama gizli gizli göz yaşlarını dışarı akıtmadan.
yoldan geçen vatandaşın biri gitmek istediği adresi ,şans eseri karşılaştığı ve o yerin yabancısı olan arkadaşa sorar.bu kural hiç şaşmaz. istisnalarda kaideyi bozmaz.
çivi çiviyi söker deyip, eski sevgilini unutmak için, yeni biriyle sevgili olursan, o çivi götüne girer.
aynı kata çıkacak ve birbirini tanıyan en az iki kişi asansöre biniyorsa asansörün düğmesine ilk binen basar.
yağmur isminde çirkin bir kız tanımadım ben daha. böyle de bir tespitte bulunayım ben de..
bohemian rhapsody şarkısının giriş yerindeki seslerin alt yapı ve üst yapı birleşik o farklı sesi çıkarıyor gibi..
yetenek sizsiniz türkiye yarışmasının ilk iki kelimesi bitişik yazılsa da olurmuş. bu mu lan? pizza hamuru mu çevirecez yetenek olarak?
peşin edit: tam yazarken bihter adında bir almanca öğretmeni çıkıp tespite oturdu, olsun gönderiyorum.
*