1. bi gün bi arkadaşla taksimden çapaya gitmek üzere gece yarısı bi taksi dolmuşa binmek istedik. bir ziraat bankası atmsi kuyruğu kadar insan dolmuş bekliyoruz. sıramız gelince bindik minibüste nefes alcak yer kalmadı. arkadaşla ikimiz en arka sağda oturuyoruz. yola çıktık, aksaray tarafında yoldan müşteri almak istedi şöför, daracık bi boşluk sezdi belli ki.

    bi tane bariz köylü tipi olan kasketli gömlek üstü ince kolsuz yelek giymiş kumaş pantolonlu bi dede bindi dolmuşa. yer veremeyecek kadar sıkışık olduğumuzdan adam ayakta gitmek durumunda. yalnız bu dolmuşlar diğerlerine pek benzemez, birinin ayakta durabilmesi için gerekli tavan yüksekliği yoktur, bu yüzden ayakta duran kişi iki büklüm olmak zorundadır. zaten yeterince sıkışık olduğundan bu kara kuru dedemiz bizim önümüzde kaldı. yan tarafındaki demir direkten tutundu. ve macera başladı. dolmuş çılgınlar gibi süratli gidiyor, bir yandan girmedik laka çukur bırakmıyor, ani dönüşler ve sarsıntılar eksik olmuyor. bu sırada dede kısa tavan yüzünden ayakta domalmış vaziyette ayakta durmaya çalışıyor önümüzde. adam yaşam mücadelesi veriyor bildiğin. ama işte lanet dolmuşun manevraları yüzünden yaşlı başlı amcamız önümüzde kıçını sağa sola savuruyor, olduğu yerde aşağı yukarı titrettiriyor, yanlışlıkla dizimize oturup kalkıyor falan rezalet bi durumda, biz de oralı olmamaya çalışıyoruz ama ikimizinde aklında aynı düşünce. bayramlarda hürmet gösterilip eli öpülen dedenin önümüzde lap dans yapmasına bi müddet sonra kayıtsız kalamadık arka arkaya patlattık kahkahayı. çok vicdansız gibi gelebilir okurken ama sitkomlarda bile böyle kelek vaziyet yok. işin bok tarafı amcanın yapabileceği hiç bişey yok. direkten tutunmuş doggy tarzı arabanın manevraları yüzünden kusursuz bir performans çıkarmakta. en son fındıkzade durağında araba ani bi fren yapınca dede ikimizin kucağına oturdu. adamı daha fazla bu işkenceye maruz bırakmamak adına şöföre inmek istediğimizi belirtip arabayı durdurup indik iki durak yürüyerek gittik.

    çok güldük lan. valla çok vicdansızız.