sözlükte evrim geçirmiş ve mutasyona uğramış insanların bir kaç kere yeniden üye olup silinip en sonunda başardım dedikten sonra para karşılığında olunamayacak bir yazımsal kafa çalıştırma kelime hazne ölçme olayı olup herkezin yapamayacağı bir olaydır..
o kadar karlı olmayan bir iş yapıyorlar. genel olarak dünyada yayımlanan her 10 kitaptan sadece 1 tanesi, üretim maliyetini (editoryal çalışma, baskı, pazarlama, dağıtım gibi) karşılayacak kadar satıyormuş.
yazmak gibi keyifli bir eylemi meslek edinebilmiş şanslı kişi.
bu noktada "yetenek bir şans mı yoksa çalışma eseri midir?" sorusu ortaya çıkabilir. doğru ve yerinde bir soru olacaktır, sonuçsuz gibi görünse de tartışılmaya değerdir.
işte size peyami safa üstadtan delilerle ilgili güzel tespit: salak olacağıma deli olurum daha iyi. hiç olmazsa delilliğin şanlı bir tarihi vardır, salaklığın yazılmış bir tarihi bile yoktur.
kaynak: "matmazel noroliyanın koltuğu" okuyun ama kahraman gibi delirmeyin. onungibi sonunda huzur bulamayabilirsiniz. siz bilirsiniz.
hayatı erteleyen kişidir yazar.
ya da bazen hayatı tamamen bir tarafa koyan kişi.
yazmak yaşamaya engeldir (?) çünkü çoğu zaman ve bazı şeyleri unutturur yazan kişiye.
ve unutturması da gerekir. yoksa nasıl farklı şeyler yazabilsin yazar?
sözlükçülerin kendilerini en çok zannettiği ve yine en çok ırak olduğu meslek olmakla birlikte, gerçekte ise çok ciddi ve uzun çalışmalar neticesinde bile asli manasıyla çok zor dahil ve malik olunabilecek ve sonrasında da yine aynı zorlukla sürdürülmesi gereken, demoktasi mağduru ülkelerde zorluğu hesapsız misliyle meşakkatli ve ayrıca bir o kadar da tehlikeli, insanı yerinden yurdundan eden ve idealleri uğruna sevdiklerinden de vazgeçmesini gerektirebilen ve asla ve kata yapılmaması gereken meslektir..
dalga geçiliyor. hem de ciddi bir şekilde. bunu yapanların arasında üniversite bitirmiş olanlar da var. ( sosyal atarlanma yapmadan olmaz )
lan baktım, mühendislikte bi pok olacağım yok. dedim kendime, sen ne işe yararsın be godum, neyden anlarsın, neyi yapmayı seversin ? sonra şu cevabı verdim kendime,
futbol benim tutkum. öküz gibiyim, bu saatten sonra futbolcu olmam imkansız. genel olarak futbolun oynanışını değil de mutfağını seviyorum.( off off triplere gel anam babam, mutfakmış )
o zaman analizdir, eleştiridir takılmak lazım ucundan. spor yazarı olmak lazım. böyle en köşesinden. belki mezun olup mühendis olursam ayrı da bir hava katabilir. ( doktorlarla mühendisler arasında derin bir fark oluşturmak amacım )
açık öğretim felan halledilir bir şekilde. ama tabi aile önemli. bilmeleri iyi olur. evet aileye geleceğimle ilgili planlarımı anlatmalıyım. ( en büyük bir hata ! yaptıktan sonra açıklayın, ne gerek var )
aile toplanır, aralarında 6 sene okuyan bir dayı mevcut. yavaştan mevzuya girilir, ayrıntılarıyla dert anlatılır. tepki bekleme aşaması olmaz bile. 6 sene okuyan dayı tükmüklü tükmüklü güler sana,
ahahaha sana bi mobilet alalım, gaste dağıtırsın, sonra yükselirsin felan ahahahah...
içinde bağıra çağıra yaşadıklarını anlatamayan bağıramayan ve çağıramayan hem öyle yapsa kimsenin onu anlamayacağını sanan ,zaten anlamayacak insanlarla çevrili olan bir insan evladıdır.
yazma eylemi ile birlikte biriktirdiklerini deneyim adı altında yiyip yuttuklarını aktarıp hiç olmazsa bunlardan havası basan belki de içindeki acizliği yansıtıp normal insanlar gibi davranmaya çalışan birisidir.
yazar olmanın, kendini gerçekten yazıya adamanın bunca zamandan beri bu niteliği taşıyan kişilerde gözlemlediğim bir yan etkisi var, o da; en basit bir sohbette, en basit bir soruda dahi yazar kişisinin içine düştüğü dayanılmaz ve korkutucu 'konuşma güçlüğü', konuşurken kelimelerin birbirine karışması veya kimi zaman büsbütün konuşamayarak cümlelerinin sonunu tükenmiş bir nefesle tamamlamaları.
bilmeceler üzerine yazmanın konuşma bozukluğuna yol açması, konu bu.
gerçek bir yazar olmanın getirdiği bedeller vardır, ancak en yakın dostlarıyla dahi konuşurken büyük bir zorluk çekmek, yazar kişisinin en büyük kabuslarından olsa gerek. konuşmak çokça doğaçlamadır çünkü, çünkü gerçek hayatta ne yazık ki her şeyin belli sınırları olduğu gibi, yazar sayfaların üzerinde ileri geri kayıyorken değil de, konuşma eylemini sürdürüyorken cambazlık yapamadığı bir kelimeler serisiyle, "bu kelimeleri aslında tanımıyorum" diye düşünmüyor mudur?
fazla endişeye de gerek yok. cehennemde en az 10 zebaninin memelerinden süt içmiş bu kadife yazarlar serisi eskisine göre daha az. öyle olmasaydı, film festivalleri için "yazarım ben" diyen senaristler her geçen gün daha çok ellerine kağıt kalemi alıp da,
1) sigara içen adam görüntüsü - hazır
2) sırıttıkça sırıtan sembolik görüntüler - hazır
3) en az iki karede çıplaklık - hazır
diye bitmek bilmeyen bir aynılığı türetmezlerdi.
birtakım şeylerin öyle olmasını bazen ben de anlamıyorum. "neden her şeye bir anlam verme sıkıntısına düştün ki selimciğim ışık?" cümlesini ilk okuduğum günden bu yana dervişlere de, anlamlanlananlara da gülüyorum zaten.
yazmanın, gerçekten yazmanın bedeli olarak en temel konuşma sohbetlerini bile yerine getiremez olmak, büsbütün en güzelinden kapkara bir gülücük sebebiydi.
yazdıkları her öykünün beşte üçünde karakterini intihar ettirenler veya "gecenin karanlığında yürüyüp gitti" diye yazanlar ya da daha da fenası tam gelişme bölümünde hikayeyi sonlandıranlar.. şüphesiz ki onlar, atmosfer insan sesiyle infilak edene dek çen çen konuşmaya devam edecekler, ah'lar kabilesine rezil rüsvan edip kendilerini, ne kadar küçük olduklarını büyük büyük gösterişli(!) yapıtlarında tekrar üzerine tekrar anlatıp dururken.
bir zamanlar orhan pamuk'la yapılmış bir röportajı dinliyorken (evet ntv'de doğal olarak) neden yurt odamda olduğunu bilmediğim bir onlar onlar onlardan kişisi bir müddet orhan pamuk'u dinledikten sonra, "nobelmiş.. sen gitte önce düzgün konuşmasını öğren!" diye köpürüp durmuştu.
şimdilerde hala düşünüyorum; neden durduk yere şeylerin ölüp ölüp durduğunu..
bilinmek isteyen. her tanrı bilinmek ister, allah cemalini göstermek ister türevi sav bu.
kendimize hayranlığımızı beslemek üzere başkalarında beni arıyoruz, o ötekiler ayna sadece. hangimiz orjinde değiliz ki. tanrı rolünden hazzeden fanilerimiz biz, yeterli gücümüz yok biliyorum, hatırlatmayın, kimin umrunda. tebliğ edin sadece, işine baksın herkes. hangi tanrı tahammül edebilir kendini bilmeyene, tanımayana.
@3728918 nolu girisi oldukça hoşuma gitmiş olan yazar. her fikirde, her zikir de aynı düşünmesek de düzgün yazıyor bu adam. fikrini de çocukça savunanlardan değil. tebrik ediyorum kendisini.