dünyada oynanan en basit kumar şekli.madeni parayı fırlatmadan önce resimli kısıma tura, rakamlı kısıma yazı denir ve madeni para havaya fırlatılır.doğru bilen parayı cukkaya koyar.
uğur yücel'in, ülkenin gerçeklerinin insanın hayatını nereden nereye getirdiğini, izleyicinin yüzüne tokat gibi çarptığı filmi.çekim tekniği, kameraların kullanılış şekli insanı yadırgatıyor.olaya gerçek havası vermek için çok kamera hareketi var, yakın planlar izleyiciyi olayın içinde boğmak için kasten yapılmış riskli bir tercih gibi.müzikleri de erkan oğurdan beklenmeyecek derecede etkisiz.olgun şimşek ve kenan imirzalıoğlu çok başarılı oyunculuk sergilemişler, tebrik etmek lazım.filmin öyküsü etkileyici, gidip görülesi bi film.
soundtrack i mükemmel olan film.zaten erkan oğur varsa güzeldir o müzik.film izlenilesi.çıktıktan sonra salondan etkisi hala süren nadir filmlerdendir.
izlenildiği zaman hay böyle kaderin dedirten mükemmel film.. ülke gerçekleri ancak bu kadar güzel derlenebilirdi.izlediğimde "hay ben böyle devletin" demedim değil, ayrıca neden bu kadar az ses getirdi diye de kendime sormadım değil...
filmdeki içanadolu insanını yansıtış tarzı çok hoşuma gitti. kahvehanede çalan hacı taşan sesiyle allıturnam türküsü de derinden sarstı..erkan oğur'un da ellerine sağlık. yine yapmış yapacağını...
unutulan 17 ağustos ve pkk terörü, bütün bunlar sonrası ölenlerin ve kalanların durumu tokat gibi suratımıza çarpıldı...
ve anaların fedakarlıkları...gözyaşlarını saklamanın marifet olduğuna inandığım bir film...
-ben istanbullu cevher. hayalet cevher. hayatım makinalarla geçti. trikotajda çalıştım, tornada çalıştım, şimdi de elimizde makina burda savaşıyoruz. askerden dönünce çiçekçi dükkanı açacağım. mis gibi kokacak hayat.
-göremeli şeytan rıdvan. futbolcuyuk esasında. fenerbahçeli şeytan rıdvan var ya, ona benzetirler beni. askerden sonra denizlispor'a transfer olacağım. ondan sonra fenerbahçe olur mu? olur kısmet. hayır yani bizim de kendimize göre hayalllerimiz var.
adamım uğur yücel, dizilerde boy göstermesinin sinemaya kaynak sağlamak olduğunu açık açık söylüyor zaten. asıl istediği şeyin kamera gerisinde olmak olduğunu söylüyor her fırsatta. iyi de yapıyor. öykü kabızı türk sinemasına yazı tura (ki yurt dışı gösterimleri için olsa gerek cd kapağında toss up da yazıyor) gibi güzel bir eser kazandırıyor nihayetinde. bence devamı da gelecektir.
(spoiler içerir bu paragraftan sonra)
emek harcanmış, bolca reklamla pohpohlanıp gişeye oynama hedefi olmayan, ama yine de fırsat bulunursa izlenesi (öznel tespit nihayetinde, küfretmeyin sonra) bu filmde yöresel ağız ve yan rollerde oynayan "yerli oyuncular" gözden kaçmamalı. misal şeytan rıdvan'ın annesi, nişanlısı(sanırım evet) göreme halkı vs. özellikle rıdvan'ın annesini oynayan abla gayet başarılı bir performans sergilemiş, takdir kazanmıştır şahsımdan (atilla dorsay mısın birader)
şeytan rıdvan protez* taktıktan sonra nişanlısını görmeye gider. hiç sırıtmayan (ki bir çok filmde "ağız" taklidi yapıldığı belli olur) yöresel bir ağızla konuşulmuş bir diyalog geçer aralarında :
bittiğinde "hayatım kaydı" dediğim, daha sonra bir arkadaşıma gitmediysen kesin git dediğimde "izledim, hayatım kaydı" cevabını aynen aldığım film.
yerlere göklere sığdırılamayan bir sürü fason amerikan filmine para vermek yerine kesinlikle izlenmesi gereken film ayrıca.
en az eşkiya kadar iyiydi bence ama tanıtım malesef çok azdı, uğur yücel'in adını duyup dalmasak arada kaynar giderdi belki de. yazık..
"filmden çıkanların hemen hayata dönmelerini arzu etmiyorum. iz bırakmak, rahatını kaçırmak, sessiz bir etki bırakmak istiyorum üzerlerinde. yeni ve farklı olmaya çaba etmeden kişisel bakışımı çekmek istedim. oradan yeni bir şey çıktı mı? umarım." *
demiş uğur yücel filmi için.
istediklerini yapmış da. standartların üstünde yaşayan, duyarlı ama birçok şeyden bihaber vatandaşları uyandırmış, en azından rahatsız etmiş olmalı bu filmle. alt üst ediyor, umut bırakmıyor, değişime zorluyor insanı. bu yüzden yedinci sanatın toplumsal gerçekçi iyi bir örneği.
şeytan rıdvan'ın annesini oynayan kadın göreme'nin daha önce hiç sinemaya gitmemiş bir yerlisiymiş. kendi filmini izlemiştir umarım.
ugur yücel in ilk yönetmenlik denemesi.99 yılı gündeminde ki çok önemli iki konuyu,marmara depremi ve güneydoğudaki terör olgusunu son derece çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermiştir sadece bununla da kalmayıp türkiye'nin daha nice gerçegini insanın yüzüne tokat gibi çarpar.film gerek konusu gerek işleyiş biçimi gerek müzikleri gerekse tekniğiyle insanın iliklerine işliyor.
bu kadar bıçaksırtı bir konuyu olabildiğince gerçekçi ve çarpıcı şekilde çekerek ilk yönetmenlik denemesinden başarıyla çıkan uğur yücele tebrikler öncelikle.film senaryosuyla,oyunculuklarıyla,kurgusuyla kısacası herşeyiyle ilgiyi ve takdiri hakediyo.
sinemada insanı koltuğa mıhlayan bir filmdir yazı tura...
çünki herbirine birkaçtane film yapilabilecek sorunlar var filmde
bizim sorunlarımız
belki de bizi bize gösteren bir film yazı tura.
gerçeği yüzümüze çarpıp giden...
tokat yemiş gibi evin yolunu tutmama sebebiyet veren bir filmdir.
kenan imirzalıoğlu iyi bir oyun göstermiştir bence,
olgun şimşek farklıdır, onun ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu zaten biliyoruz (en azından ben öyle zannediyorum)...ve kendini bir daha göstermiştir
fakat bu insanları gudik diziler de görmek beni açıkcası üzüyor...
bu arada filmde olgun şimşeğin annesine dikkat, kendisi hayatında hiç sinemaya gitmemiş yerli bir teyzemizdir
ve helal dedirtmiştir...
peki uğur yücel neden sadece iki türk yani iki askerin açısından bakmış acaba filme?
ugur yücel, o iki türk askerinin gözünden her yönü görebildiği için böyle yapmış filmini
izlerken ağladığım tek filmdir.özellikle ilk bölümü insanı kendisinden alır, acı diyarlara dogru yolculuğa çıkarır, yutkunamadığınızı hisseder, akabinde gözünüzden bir damla düşer...
bu ülke insanlarının çektiği ve çekmeye devam ettiği, lakin her daim sümen altı edilen, yok görülen, yalnızca annelerin yüreğinde var olan bu acıyı daha başka kim böyle güzel anlatabilmiştir...
başlangıç olarak filmi sinemada izlemediğim için eşşeklik ettigimi düşündügüm ikinci filmdir yazı tura! birincisi için; (bkz: babam ve oğlum)
filmi izlerken çok çarpıcı gerçekler insanların suratına al da gör dercesine çarpılmış gibi gözükse de insan içinden acaba diyor; her savaş gazisi bu tür duyguları besliyor mu. filmin ilk bölümü her şeyiyle dört dörtlük gibi. ilk bakışta hiç bir olumsuz yönünü göremedim fakat ikinci hikaye sanki bazı açılardan biraz zorlama gibi geldi bana ama kesinlikle kötü diyemem.
film bazı karelerde yanınıza sessizce sokulup, bogazınıza yutamayacağınız bir şey sokuyor ve gözyaşı denilen şeyin akmasına da engel olurcasına nöbet tutmayı ihmal etmiyor. belki de bu duyguları hissetmem de son dönemde pkklı hain teroristlerce şehit edilen evlatlarımızın da payı büyük olsa gerek.
aynı zamanda film mafya olayına da şöyle çaktırmadan bir değinip geçiyor. bir requiem for a dream ya da trainspotting kadar olmasa da eroin temasını da işlemeden edemiyor. hani insan sormuyor değil kendine; bunlar illa ki işlenmeli miydi be hocam. ne büyüsü kaldı olayın. sen git vatanın için savaş, gazi ol, sonra da bu boktan işlere bulaş. tamam kabul ediyorum gerçeklik payı yok değil ama biraz daha halka indirgenmiş bir tipleme olsa daha etkileyici olurdu gibi geliyor bana. insan demez mi ki müstehaktır sana. eşcinsellik olayı ise bambaşka zaten. aslında yurdumun klasik türk erkeklerinde olan homofobik bir tipleme bana çokta yabancı gelmedi. lakin insanın aile fertlerinden birisi olunca nasıl olabilir orası da farklı bir dava ve hava... spoiler içermeden film hakkında yorum yapmak biraz zor özellikle 2. bölüme, sırf bu yüzden değinmemek gerek sanırım filmin 2. kesimine. yine de 1. bölümün gölgesinde kaldığı ise yadsınamaz bir gerçek.
----adamı siken spoiler-----
hayalet cevher'in teslim olurkenki sarfettigi cümlelerdir ki bence film boyunca en etkileyici sahnelerden birisi de bu sahnedir;
--kelepçe yok , kelepçe yok!! gaziyim ben!!! tamam gelmeyin üstüme kaldırmışım lan ellerimi. gelmeyin lan üstüme, kulağımı verdim lan ben!! madalyam var benim. tamam yaklaşmayın lan yaklaşmayın tamam!!! gaziyim lan ben savaştım ben! savaştım ben! gaziyim ben!!
dün akşam show tv de yayınlanan film. izlemiştim sinemada, tekrar izlemeyeceğim dedim, ne gerek var pazar akşamı üzülmeye dedim, ignorance is bliss dedim ama yine izledim. bir zamanların iki sevgilisini birbirine kırdıran düzenin filmidir bu. rum aşkına, bu aşkın meyvesine ve kendine mahalle baskısı yüzünden hayatı zehir eden bir adamın öyküsüdür. o adamın diğer oğlunun nasıl kafayı yediğinin öyküsüdür. sınır ötesi çığırtkanlarının izlemesi gereken ama izleseler de fikirleri değişir mi, bilemediğim bir filmdir. çok bilinmeyenli ülke denkleminin bütün bilinmeyenlerini barındıran bir filmdir.