tarihi yazı ile başlatmak, gerçi bizde yazılı belgelere büyük bir güven duygusu uyandırmıştır, masal olanı gerçek olandan böylece ayırabileceğimiz sanısına kapılmışızdır; oysa tarihin başı, masal ile gerçeğin karışık bulunduğu bir dönemdir; mitostan gerçek olaya nasıl geçtiğimizi bile fark edemez oluruz neredeyse. sanki yazı tarih dönemini, taşın toprağın tarih öncesi dönemini anlattığından daha mı kesin öğretiyor bize? geçende iki ayrı çağın tarihçisinden
büyük iskender'i okudum, ancak ana çizgileriyle benziyordu bu iki tarih birbirine, savlar, kanılar, betimlemeler başka başkaydı. diyeceğim, yazı yalancılığa yol açmıştır büyük ölçüde, insanları kandırmak için kullanılmıştır.
kısacası, yazıdan önceki toplumu, sonraki toplumdan öyle pek pek geri bulmanın, hiç doğru sayılamayacağını düşünüyorum.
eski mısır'da, papirüs ağacının yapraklarına yazılan resim yazısını sadece rahipler okuyup yazıyorlardı. kim bilir halk ne denli korkuyordu bu garip çizgilerden? belki de tanrısal bir güç düşlüyorlardı hiyeroglifte.
sümer'in,
hitit'in çizi yazısı tabletlerinden, bugünkü anlamda bir kitaplık yapılamayacağına göre, o yazılar ancak kralların, tüccarların, katiplerin işine yaramıştır. halkın yazı ile eğitilmesi gereğinin düşünüldüğüne ilişkin hiçbir belge yok.
kadeş antlaşması'nı ise halk çivi yazısından ha okunmuş, ha okumamış, nesine! uzmanların, bilginlerin 60-70 yıl öncesine değin bu yazıları bir tür süsleme sanatı saymaları da düşündürücüdür, demek yazı gereksemesinin o çağlarda duyulmuş olabileceğine inanmak istemiyorlardı.
bergama'da deri üzerine yazılmaya başlandıktan sonra yazının daha geniş bir alana yayıldığı düşünülebilir. ama yaprak, çamur ve deriden, kağıda atlamayı sağlayan çinlilerin başarısı (bu kağıdı çinliler,
bambu dallarını suda bırakarak ve elde ettikleri lifleri ısıtıp ezerek yapmışlar) çok şaşırtıcıdır. 18. yüzyılın ortalarına değin çin'de okuma-yazma bilenlere bilgin adının verilmesi ise, çin yazısının güçlüğünü anlatıyor. e... bütün halk da bilgin olamaz ya!
korku, halkın okuma-yazma öğrenmesinden korkma, bütün çıplaklığı ile, baskı makinesinin bulunmasında gösterir kendini. papa, bu yeni makinede yalnızca
incil basılmasını buyurur. bizde kuran kurslarından kaygıya düşülmemesine benziyor.
köy enstitüleri ise, daha on, on iki sayısını bulunca kapatılmıştı. okuma-yazma iyi bir şey olabilmesi için, gün geçirilmeden herkese mal edilmelidir; çünkü, belli bir çevrenin ayrıcalığı durumuna geldi mi, en iyi olan bile, toplumun zararına işlemeye başlar.