yayla denince aklıma
karadeniz yaylaları gelir , dünya yansa oraların serin olduğu , her taraftan buz gibi doğal kaynak sularının aktığı , bin bir çeşit çiçeğin etrafta açtığı , bulutların yerde dans ettiği , tertemiz havası olan yaylalar . karadeniz kıyılarından azami 20-25 km içerlerde başlayan her yeri ormanlarla kaplı yaylalarda coğrafyasına göre
kayın ,
meşe ,
gürgen ve
çam ağaçları coşkuyla karşılar sizi , birbirine tutunmuş sis öbekleri oradan oraya koşturur hırçın atlar gibi , peşinden koşup yakalayamayacağınızı bilir bu güzelliği uzaktan seyredesiniz . ahşaptan evleri , güleryüzlü insanı , mısır ekmeği ,
tavalamasıyla ansızın yağan yağmuruyla bir başka dünyada gibi hissedersiniz kendinizi , bu yaylaların en bilinenleri
ayder ,
anzer ,
kümbet ,
bektaş ,
perşembe yaylalarıdır . ancak aşırı popüler olmaları bu yaylalara gelen turistlerin ihtiyaçlarının karşılanması gereği , çok katlı oteller yapılmış , marketler , pazarlar , dükkanlar kurulmuş o güzelim yaylalar doğal güzelliğinden gitgide uzaklaşmıştır .
samsun ,
ladikteki adı bilinmese de bozulmayan köyümün yaylası o doğal güzelliklerini halen korur . yaylada elektrik dahi yoktur , insanlar gün batınca yatar gün doğunca kalkar , ekmek yayladaki fırında pişirilir , tertemiz sütler hayvanlardan sağılır , çayırlıktan toplanan mantar közün üzerinde cızırdatılarak közlenir , fırından yeni çıkmış sıcak ekmeğin içinde yersiniz , dünyada hiçbir lezzet bunun kadar mükemmel olamaz , evler taş üzerine derme çatma ot naylon yada saçla kaplanmıştır , yağmur yağarken hemen yanınızdaki yanan sobanın çıtırtısı ve naylon dama düşen yağmur şıpırtısı ile uyumak sizi bir harikalar diyarındaymışçasına mutlu eder .