1. birgün padişah, nedimi(sohbet arkadaşı) olan hasan can ile beraber bahçede gezerken:
    - omuzlarımın arasında bir şey acır durur, acaba diken mi girmiş ola?
    demekle hasan can:
    - ihtimaldir, irade buyurulursa bir kere bakayım, yollu cevap verir. padişahın vücudu çok kıllı olduğundan hasan can eliyle bir şey bulamayıp nihayet düğmelerini çözerek dikkat edince zahmet veren yerde bir ufak çıbanın varlığını söylemekle padişah sıkmasını emretti. hasan can eliyle yoklayınca gördü ki çıbanın altında katılaşmış bir büyücek madde var.
    - aman padişahım henüz çıban olmamış, cerrahlara müracaat buyurunuz, demek istedi. meğer hasan can bir kaç gün evvel bir çıban çıkardığından huzura gelememiş imiş.
    sultan selim ona dokunarak:
    - biz çelebi değiliz ki bir çıban işe etıbbaya (doktorlara) müracaat edelim, diyerek hamama girdi ve çıbanı tellaka sıktırdı. diken zannolunan şey ise dehşetli bir şirpençe olduğu için bütün iltihap eylemiş ise de kendisi iran seferi hazırlıklarını tamamlamakla beraber macaristan hareketine nezaret için edirne'ye gidişi emreylemiş olduğundan yarasının şiddetine ve nediminin nasihatine bakmadı. istanbul'dan hareket eyledi. ne gariptir ki yol üzerinde daha önce pederinin ordusuyla savaşmaya mecbur olduğu mevkide bütün bütün hareket yeteneğinden yoksun kalmıştır. 926 (m. 1520) senesi şevval'inin 9'uncu cumartesi gecesi yarası şiştiğinden nedimine hitaben:
    - hasan can, bu ne haldir?
    demekle nedim gerçeği, huzuru saltanatta olmuş dalkavukluğa tercih eden sadık kişilerden olduğu için ve hastanın da çehresinde ölüm belirtileri gözlemlediğinden:
    - padişahım dünya dağdağası encama (sona) erişti. allah'a ulaşacak zamandır.
    yollu cevap verince sultan selim:
    - ya sen bizi bunca zamandır kiminle bilirdin?
    diyerek dostunu bir sitemle kınadıktan sonra surei yasin okumasını emrederek kendi de beraber okurken kat'en (asla) sekeratı mevte (bilinç yitimine) uğramaksızın ruhunu teslim eyledi.

    namık kemal, teracimi ahval
    **
  2. bir rivayete göre kendisinin şöyle tarif ettiğidir.
    ölmeden önce hastalığının sirpençe olduğunu öğrenince şunları söylemiştir.
    "babam öldüğünde bana şir-i pençelerde ölesin demişti ben bunu hep gerçek anladım ki çölde karşıma aslan çıkıpta bu belayı def edince rahat etmiştim. meğerse sirpençe imiş.