yeni gelinen üniversite şehrinde, yeni edinilen ecnebi arkadaşlarla şehir turu yapılmaktadır. alışveriş nerden yapılır, en güzel sıcak çikolata nerededir, en iyi ortam neresidir, gece uğramazsan olmaz barlar hangileridir, vb. çevreyi algılamaya çalışılan gözlerle dolaşırken diğer yandan da tavsiyeler dinlenmekte, isimler akılda tutulmaya çalışılmaktadır. o sırada -algıda seçicilikten olsa gerek- "şehir 'fuck-bar'larıyla ünlü" lafı duyulur.
avrupa,
adamlar aşmış,
başka bir medeniyet, hem
avrupa'da kızlar teklif ediyormuş önyargıları ile doğruluğundan şüphe edilmez. konuşma şu şekilde sürer:
- nasıl oluyor bu fuck-barlar?
- üniversite kurmuş önceleri ama şimdi özelleşmiş.
- üniversite şehrin her yanına dağılmış ya, her fakültenin yakınlarında mutlaka vardır. salaş yerlerdir, bira çok ucuzdur. çok kalabalık olur. genelde aynı insanlar olur. herkes bilir birbirini bir süre sonra.
- hmm..
- ben de gidiyordum da eskiden, bozuldu şimdi. çok alakasız tipler oluyor. iğrençleşti ortamı iyice.
- çok giden var mı peki?
- tabi canım bütün öğrenciler gider genelde. arada dışarıdan da gelenler oluyor. gidelim istersen bir ara beraber.
- yok ben almayayım.
- ben sana gösteririm yerini, şu ileride var bir tane.
kafanızı çevirip bakarsınız. oldukça salaş görünen eski bir binanın kapısında:
"fak bar" altında da "faculteit politika" yazar. anlarsınız ki orası fakülte barıdır. "fak" fakültenin kısaltılmışıdır. ingilizcedeki "fuck" ile flamancadaki "fak" aynı şekilde telaffuz edildiğinden farkedemediğiniz gerçek ise bahsi geçen yerin "fuck-bar" değil "fak-bar" oluşudur.