çevresi tarafından insan seven biri olarak tanınan teyzem birgün kapısının çalmasıyla gidip kapıyı açar. karşısında komşularından birisi vardır ve çok telaşlıdır. ne oldu diye soran teyze mahallede oturan ve çok fakir olduğu herkesce bilinen bir kadının doğurmak üzere olduğunu öğrenip hemen evinden fırlar yardım etmek için. kadının yanına gittiklerinde artık kadının karnının neredeyse patlamak üzere olduğunu görürler ve apar topar yoldan tanımadıkları bir adamın arabasını çevirip hastaneye giderler. kadınla birlikte içeri giren teyzem hemşirelere doğurmak üzere olan bir hasta getiridiğini söyler, hemşireler şu odaya girin geliyoruz hemen der. aradan kısa bir süre geçer ve bir hemşire gelir ancak hemşirenin gelmesi ve bağırması bir olur. 'yine mi bu kadın, alın bu kadını burdan gözüm görmesin, getirmeyin bunu bir daha ' der. ne olduğunu şaşıran teyze kadının koluna girer ve hala dışarda beklemekte olan adamın arabasına biner. ne olduğunu anlamaya çalışırken bir gürültü ardından da tabiri mümkün olmayan bir koku sarar arabayı.
işin aslı şudur; kadının hamileliği yalancı hamileliktir, yani karında biriken fazla gazdır. belki de yaşanan koşuşturmadan dolayı rahatlayan kapakların açılması ile hamilelik sona erer, çocuk gaz şeklinde dışarıya çıkar, geriye teyzeme yoldan çevirdiği adama karşı büyük bir utanç, adama da acil araba havalandırma görevi kalır.
maia ile kordonda yürüyüş yapılmaktadır. konu döner dolaşır patateslerin yetiştirilme tarzına gelir. maia keşke ağaçta yetişse diye bir laf atar ( yanılıyor olabilirim) daha sonra yaptığı hatayı anlayınca toprak der, sonrasında gene toparlamaya çalışırken iyicene batırır ve " canım yarısı toprak altında yarısı toprak üstünde" yetişir diyerekten sinir krizine sokar kendini ve beni. bundan sonra tüm patatesler yarı toprakta yarı havada yetişir.
bir balta alırsınız. kocaman bir kütüğün üzerine odunu koyarsınız. baltayı havaya kaldırırsınız. bedeninizi bir yay gibi gererek hızla odunun tepesine indirirsiniz baltayı
haşşırt diye ortadan ikiye yarılır odun. ve hatta alttaki kütüğe saplanır balta. işte size yaran bir olay!
yıllar önce almanyadan gelen, orda doğup büyümüş kuzenciğin ricası üzerine onu pek istemeye istemeye dedesinin mezarına götürür bambuk. mezarlığın verdiği gerginlikten dolayı biran önce gitmeyi beklerken kuzeninin bir ricası daha onu yıkar..
kuzen - bambuk benim için dedeme bi fatiha okur musun, ben bilmiyorum.. sen bilirsin ama..
bambuk - bbbeennnn..
bambuk iç ses - hassiktir sıçtın şimdi.. lan demişti annem ezberle şu duaları die, napcam şimdi..
kuzen - okur musun lütfen?
bambuk - tabii okurum..
eller hep beraber havaya kalkar, dudaklar kıpırdamaya başlar..
bambuk iç ses - allahım affet, günah yazma nolur.. o duayı bilmiyorum ama bu çok büyük ders oldu valla, borcum olsun sonra bütün duaları öğrenip gelicem, okuycam burda.. günah yazma allahım, günah yazma allahım, günah..
bambuk - amin
kuzen - allah kabul etsin
bambuk - inşallah..
halısaha maçı yapılmaktadır. maçta bi ara gxix topu alır başlar yardırmaya. ama bi gariplik vardır. kahramanımız topu anlamsız bir şekilde soldaki tellere doğru taşımaya başlar. rakip oyuncular dahil herkes durur ve gxixi izlemeye başlar naapıyo bu diye. sonra milleti yaran haykırış gelir gxixten
-lan! laaan!!!! laaaaannn!!! amına koyduğumun beresi!!! sikeyim senin gibi bereyi bi bok göremiyom....
akabinde bereyi fırlatıp üzerinde tepinmeye başlar... ve biz iptal tabi ki...
4. levent metro durağında otobüs beklenilmektedir. sonra neden metro durağında otobüs beklendiği sorgulanıp yukarı çıkılır 4. levent otobüs durağında otobüs beklenmeye başlanır. itü'de inileceğinden kelli sarıyeryeniköy istikameti gözetmeksizin gelen otobüse binilecektir.
favori hat olan 40b yolda görülünce iç pır pır eder. bu heyecanla otobüse binerken bir adam gayet masum bir şekilde
- pardon bilader yeniköyden geçer mi?
diye sorar ve evet cevabını alır. otobüs hareket eder.
boyner karşısındaki durakta inildikten 10 dk sonra yenilen bokun farkına varılır. (tahminen) adam tarfından bolca yarılınır.
ek: bu arada 40b neden oradan gitti hala anlamış değilim. sanırım ben o terelellilikle yanlış otobüse bindim. hayatım yalan yahu öleyim ben.
birşeyleri kırıp döken bir aile dostumuzun çocuğu bir yerlere saklanmıştı.abisi de küçük bir çocuktu o da oradaydı.abinin adı ibrahim çocuğun adı emre.
anne : ibrahim banyonun orada mısın?
ib. :eveet
anne :emre sen orada mısın
emre :ben burda yokum
gülme krizleri geldiğinden kırılan dökülen de yapılan yaramazlık da unutuldu tabii.
iki karadenizli bir uçak yolculuğunda yan yana oturmuşlardır ve cam kenarında olandan şöyle bir ses gelirrr:
a- leyyyynnnn amanın.
b-noldu lan.
a-kanatları sallanıyor lan bu uçağın!!!
b-salak mısın nesin sen yaaa sallanmasa nasıl gitcez olm.
(olay devlet tiyatrolarının yurt dışı turnelerinden birinde geçmiş ve ön koltukta oturanlar tarafından şahit olunmuştur.)
arkadaşlarla okey oynanmaktadır. anın getirmiş olduğu gazla bitilir. ama bitiş de kallavi bir bitiştir hani okey atıp 4-2 den 0-2 yapmak gibi bir durum söz konusudur. neyse efendim o gazla okey taşı yerdeki taşlardan birinin üzerine çaaat efekti ile vurulur. yerdeki taş havalanır, masadan takribi yarım metre dönerek yukarıya doğru uçuşa geçer. o esnada herkes "mnskm" yüz ifadesiyle havadaki okey taşını izlemektedir. taşın düştüğü yer yanıbaşımda duran yarıya kadar dolmuş incebelli minik çay bardağının içidir. bardak kırılır çay serpilir el haşlanır. ama olsundur.
*sabah sabah şahsen beni fena yarmıştır, müessesemiz size yarılma garantisi vermez, arzu eden arka kapıdan çıkabilir.*
ön bilgi(gerçek kesit daktilo fonlu kişisel bilgiler tadında okunacak) :
musa: ekşi limondan tanıdığım barmen bir arkadaştır. pek hukukumuz olmasa da arada selamlaştığım, ayak üstü konuştuğum biridir, bunun dışında bir samimiyetimiz yoktur.
deniz: arkadaştır, candır, 1 aylık bulgaristan yolcusudur.
ben: bildiğiniz ya moor. noting difrınt.
mekan: denizlerin evi, bulgaristan yolcusu arkadaşla vedalaşalım diye gece orda kalınmıştır.
zaman: sabahın körü.
***********
sabah gürültü hazırlık sesleriyle uyanılmıştır ki karşısında musayı gören şahsım olayı anlamlandıramamıştır. ve olaylar gelişir.
ben: oha, ben nerdeyim?
musa: ekşi limondasın.
b:nası lan, denizde kalmıştım ben. valla onun evi, ne içtim ben?
m:valla bilmiyorum da çok içmişsin galiba. zor taşıdık buraya.
b:sen ne arıyosun burda?
m:bavul taşıycam.
(uyku sersemi o bardak olarak algılanmıştır)
b:ne bardağı ne servisi olum, ekşi limon değil burası ev. ne işin var burda?
m:hasta mısın bavul diyorum ne bardağı.
b:abi bişey anlamadım. ben nerdeyim, sen neden burdasın, noluyo lan?
iyiden iyiye gece çok sarhoş olduğuma inanmaya başlamıştım ki musa dayanamayıp gülmeye başlar.meğerse arkadaşın annesi tanıyomuş bu şahsı, bavuldu falan yardım etmeye çağırmış.o da beni uyurken görünce komikçilik yapmış, şakacı çocuk. ama güldüm de vesselam. hala salak bir sırıtma ve şaşkınlık karışımı bir yerlerdeyim. tepemde bi de hala gülüyo herif. töbe yarabbim.
tarabya merkez karakolu'nun oradan geçmekte olan bir kadına köpeğin teki musallat olur ve bir an kadının üstüne atlayacakmış gibi bir hamle yapar.bunun üzerine kadın "imdat polis" şeklinde çığlık atar.çığlığı duyan bir polis kadının yanına gelir.(welcome home bu sırada karakolun karşısındaki postahane dışında sıradadır)
köpeğin ismini hatırlamıyorum k-9 diyelim.
kadın k
polis p
k:az kalsın ısırıyordu bu şey beni çok teşekkür ederim.
p:hanımefendi bu köpek ısırmaz çünkü o bizim eğitimli köpeğimiz.
k:hım öyle mi peki neden üstünde k-9 yazan yelek yok?hadi diyelim yeleği görev sırasında giydiriliyor neden serbestçe dolaşıyor bu köpek ya ısırsaydı beni?
p:(polis köpeğe bakaraj) k-9 ısırır mıydın?
k-9:(hiç havlamaz bile arkasını dönüp başka bir yere yönelir)
p:bakın hanımefendi akıllıdır o.
k:kamera şakası mı?
eve girip odama girdiğimde karşılaştığım durum. şöyle ki;
annemin masamın üstünde günlerdir duran bir adet boş nutella kavonozunun, bir adet boş kutu içeceğin, bir adet boş bardağın ve iki adet boş cips paketinin üzerine 'son kazıda bulunmuş fosilleşmiş atıklar. m.ö 201' yazılı etiket yapıştırmış olması beni gece gece ziyadesiyle yarmıştır.
bilindiği gibi günümüzde eldiven sadece elleri soğuktan korumak için kullanılan bir aksesuar olmaktan çıkmış, değişik modelleri ve kesimleriyle adeta kendi içinde bir moda yaratmıştır ve bu modanın en gözde ürünlerinden biri de parmak uçları kesik olan eldivenlerdir..nitekim aralarında en kullanışlı olanlarından biridir..
bu didaktik ve resmi girizgahtan sonra olaya geçmek isterim..olay benimle babaannem arasında geçer..
tatil sebebiyle babaannemleri ziyarete gittim oturdukları yere..o gün de hava soğuk olduğundan dolayı parmak uçları kesik eldivenimi taktım..babaannemlere vardığımda eldivenimi gören babaannemin tepkisi :
-yavrum n'olmuş eldivenine öyle paramparça?
şimdi bu esnada aslında benim ideal torun olarak "yok babaannem onun modeli öyle" demem gerekir..lakin o gün ne alakaysa piçliğim tavan yapmış olacak ki bir anda "eldiven, parmağı kesik, model, babaanne, eski, para, cep boş" yedilisinden bir anda kafamda şimşekler çaktı, gözlerimde bir ateş belirdi ve :
+n'apayım babaannem yenisini alacak paramız yok..
deyiverdim..eh tabi babaannemin tepkisi de planladığım üzere :
-aman yavrum al şu parayı git yenisini al, havalar soğuk..
olmadı..
bir sinirle :
-o canına sıçtığımın oğlu* sana para göndermiyor mu yeterince? dur şimdi ben ona sorarım..
dedi ve telefona sarıldı..ben ilk şoku atlattıktan sonra bunun bir aile faciasına dönüşeceğini anladım ve babaannemi durdurmaya çalıştım ama nafile..babaannem kalaylamaya başlamıştı bile babama..tabi ev ahalisi olarak yarıldık hepimiz ve babannemin elinden zor aldık telefonu..babaannem biraz agresiftir..
sonra durumu izah ettim babaanneme ve sopayı yedim delikanlı gibi..parayı da aldım ama..
bir gün, bir bayan arkadaşla onun arabasına binmek suretiyle yola çıktık. gideceğimiz yerin sokağında 'girilmez' işareti vardı ve arkadaş bunu farketmeyerek uyarıma rağmen sokağa girdi. nihayetinde karşı istikametten gelen bir araba ve sokakta da yanaşabilecek bir yer olmaması sonucu geri geri çıkmak zorunda kaldık fakat olayın asıl vurucu kısmı şöyleydi: araba kullananlar bilirler; arabayla geri giderken genelde sağ kol yandaki koltuğun arkasına doğru sarılırmış şekilde uzatılır ve arkaya bakılarak vücut belden yukarısı sağa dönmüş bir konum alır. bu arkadaş da sağolsun paniğe kapılarak koltuğa sarılacağına bana öyle bir elense çekti ki, neredeyse kafamı torpidoya vuruyordum. her ne kadar daha sonraları arabasına binsem de arka koltuğa denk getirdim hep kendimi.
ayrıca,
(bkz: kadın şoförler)
eskiden doğuda öğretmenlik yapmış bir hocam tarafından aktarılmıştı bu olaylardan biri
köyün önde gelen iki ailesi bir gün bir yemekte bir araya gelirler ve muhabbete başlarlar.ailelerden biri bir olay anlatmaktadır ve örnek vermek ister
-şimdi komşu farz et bizim sığırlar sizin tarlaya girdi (burda hemen diğer aileden tepkiler yağmaya başlamış ve adamın sözü kesilmiş
+yok öle bişi, kesinlikle sizin sığırlar bizim tarlaya giremez
-ya komşu farzet ki girdi
+olmaz hepsini vururuz o sığırların (bu sefer karşı aileden tepkiler başlamış)
-nasıl vurursunuz siz bizim sığırları vuramazsınız
+sizin sığırlar girerse bizde vururuz
-bizim sığırlar girer,sizde vuramazsınız
olay biraz daha bu şekilde devam ettikten sonra iki aile birbirine girmişler ve sonucu yaralanma ve ölümle sonuçlanan bir kavga çıkmış
not:bunu lisede bir öğretmenimiz anlatmıştı başımdan geçti diye biryerden okuyup bize anlattıysa ve başka bir hikayeyse şimdiden özür dilerim
gümüşhane de okuyan bir arkadaşımın anlattığı olaydır. yerliler bir öğrenciye sararlar. çocuğu arabaya alıp bir tepeye çıkarır tekme tokat döverler ve çocuğun başı yarılır. sonra arabayla hastaneye götürüp tüm masraflarını karşılarlar. daha sonra da elemana "bir sorun olursa bize gel, haberimiz olsun birader" derler..
(bkz: yorumsuz)
istiklalde dilenmekte olan kadın bir dilencinin ynaından koşarak seyirten adam, dilencinin içinde paralarının bulunduğu ve elinde tuttuğu kart dor kutusuna çarparak bozuk paralarıu etrafa saçar. bunun neticesinde 10 saniye öncesinde "allah razı olsun" "allah ne muradınız varsa versin" sözleriyle dilenen dilenci hemen context switch yapar ve şöyle seslenir karanlıkta kaybolan adamın ardından
"götüne kocamın yarraaaaa girsin"
eve gitme maksatlı otobüse binilir. otobüse yolda, darülaceze'de yaşadığı anlaşılan über yaşlı bir amca biner. bölgedeki otobüs şoförlerini tanıdığı anlaşılan amca, şoförle konuşmaya başlar. ama amca ayrı telden şoför ayrı telden çalmaktadır.
ş:şoför
a:amca
ş:osman amcaaa, bi uzun hava söyle bize
a:nee?? dün de sevgililer günüydü(bu sırada yanında oturmakta olan bana bakar)
ş:var mı senin sevgilin osman amca?
a:yok da, yani dün sevgililer günüydü hohaahohh (bakarak güler yine)
ş:osman amcaa bi uzun hava söyle(hay başlatcan uzun havana)
a: nee türkü mü? tamam bunu yanımda oturan cici hanıma söyleyeyim hohhaahhoh. ayağındaaaağğğ kunduraaağğ.... (allahım kurtar beni)
lise 1-2 falan video dersi gibi bişey yapılıyo böle sözde film falan izletcekler akılları sıra.. tam da öğle arasından sonraki ders.. bi arkadaşla çıkıp öğle tenefüsü iyidir içmek için diyip çıkıp 3 er tane birayı boğazımıza dizip okula geri döncez. sanki kıtlıktan çıkmış gibiyiz ama ne kadar çok içersek bu kısa zamanda o kadar iyidir modundayız. içip geri geldik.. sınıfa döndük kimse yok. ulan ne iş derken okulu dolaşmaya başladık sonra diğer sınıftan bi eleman sizinkiler video odasına gitti falan dedi biz de oraya doğru yollandık. video odası da zemin katta.. tabi kafalar da güzel olmuş durmadan geyiren 2 tane tip ulan napsak derken içeri dalalım dedik sonra olay şöyle gelişti..
sınıfın kapısını çalıp içeri daldıktan sonra tam karşıda olan camı açıp dışarıya atlayan iki tipi gören hoca mavi ekran verdi..
çok pis yamulmuyorsam şöyle bir olay vardı bu sene ankarasporun başından geçen
ankaraspor ganalı bir kaleci alır ve hemen türk vatandaşı yapar. türk vatandaşı yaptıkları kalecinin askeri yoklama ve tecil işlemlerini unuturlar ve askeriye ganalı kaleciye kaçak muamelesi yapıp askere alır.
9.derste sınıfta mevcut 10 kişidir.artık herkes baygın şekilde ingilizce dersini atlatmaya çalışmaktadir.
ancak en arkada oturan arkadaş dersin başından beri söylenmektedir:'abi atkım yok ya.nerde mna koyiim.kim aldı abi atkımı?' şeklinde...neyse bir süre sonra diğer öğrencilerden biri şöyle der:'lan şu ayağının altında duran şey atkın diil mi?'
işte bunun sonucunda bir an kendinden geçen ve sınıfta olduğunu unutan öğrenci uzun zamandır aradığı atkısının ayaklar altında olduğunu görünce yüksek sesle şöyle der:'ananın s.kimmmm!!'
ee tabi sınıfta çıt çıkmadığından hoca duyar ve olaylar gelişir...