yaşarken bir şekilde kimseyi yargılamamayı öğrenebildim. insanların eylemlerinden sorumlu olmadığını düşünüyorum. bu da bana hem kendimi hem de çevremdekileri rahatça affedebilmemi sağlayan büyük bir alan yaratıyor. geniş geniş takılıyorum. führer i, duçe yi, sırp kasabını, enola gay in orospu çocuğu pilotunu, bebeklere tecavüz eden adamları/kadınları, hüseyin üzmezleri yaratanın insan doğası ve en az şu isimler kadar hastalıklı toplum olduğunu düşünüyorum. bir gün bir sırp kasabına dönüşmeyeceğimin garantisini kendime bile veremiyorum. elbet zweig i, brecth i, mayakovski yi, neruda yı, che yi daha çok ve içten seviyorum. ama aralarındaki farkın küçük bir yazgı sorunu olduğunu düşünüyorum. anlamadığım ise şu: dünyaya verdiğiniz tepkiler. bebeklere tecavüz eden, türdeşlerini toplu mezarlara gömen, üçüncü sayfa müdavimi insanların hikayelerini duyduğunuzda verdiğiniz “insanlık dışı” tepkisinden hemen sonra “yaratılanı severim yaratandan ötürü” diyebiliyor olmanız oldukça ilginç. düşünmeyi ne zaman bıraktınız, anne sütünüze ne koydular da bu hale gelebildiniz merak ediyorum. yaratanınız öyle güzel paketleyip göndermiş ki bir kadını boğazına kadar toprağa gömüp taşlayabilen kalabalıklar var dünya üzerinde. nasıl bir kodlamadır, insanı böyle bir yazılımla bahçeye salmış bir yazılımcıyı, programladıklarıyla birlikte sevebilmenizi sağlayan hümanizminizin kaynağı nedir ve dahası bu hümanizmle dünya nasıl hala böyle berbat bir yer olabilir, anlamıyorum. neyse ki aslında sizin de bilmediğinizi, aslında yaratılanı da yaratanı da sevmediğinizi, kesintisiz olarak ezbere konuştuğunuzu biliyorum. hep ezberci eğitimin suçu bu. hepinizi çok seviyorum. kiminizi daha çok seviyorum. yaratanınızla ilgili duygularımı şimdilik kendime saklıyorum.
sanki bana
emile ajar sınız amına koyayım.