|
|
- mükemmel hatun, ideal gaz, sıfır sürtünme gibi ideale yakın tanımlamaların aşk felsefesindeki * adı.
kendini bir elmanın yarısı olarak düşünen kişi, bir bütünlük oluşturacağı kişi için bu yarım elma tabirini kullanır. bulunması pek mümkün değildir. ayrıca, bu yarım elma olayı tencere-kapak mevzusuyla karıştırılmamalıdır. zira, bir tencere için türlü türlü kapaklar kullanılabilirken bir elmanın yarısını bir armutla tamamlayamazsınız. tamamlamaya çalışırsanız da, milenyum evliliği denilen günümüz evliliklerinde yaşanan banal ilişkiler ortaya çıkar.
yarım elmamı buldum diye sevinen kişi genelde yanılgıya düşer. bulduğu yarım elmanın kurtlu olduğunu farkedemez, bir bütün oluşturayım derken temelli kendisini de çürütür.(balta, 05.04.2004 04:07 ~ 04:09)
- önceleri kanal d'de sonraları show tv'de gösterilen janset'in oynadığı ve aradan kaç yıl geçmesine rağmen bıkıp usanmadan tekrarları gösterilen,temcit pilavı tadında dizi.
- iki kişinin yaşadığı evde kalan son elmadan birinin payına düşendir.
(bkz: kardeş payı)(si, 11.04.2006 02:33 ~ 02:34)
- zamanında önce kanal d'de uzun bir süre yayınlanmış, sonra çekimleri bitmiş, bundan bir süre sonra gene hortlatılıp bu sefer show tv için çekilmiş ve burada pek tutunamamış güzel komedi dizisi.
kısaca özet geçmek gerekirse; birbirinden habersiz ve seneler önce farklı ailelere evlatlık verilmiş "ikiz" kız kardeşler günün birinde bir şekilde birbirlerini bulurlar ve bu ikizlerden hayatının tamamını köyde, şehir hayatından habersiz yaşamış olanı şehirli ve dergi editörü kardeşinin yanına taşınır. olaylar gelişir.
özellikle gonca karakterini canlandıran başarılı oyuncu günay karacaoğlu'nun harika performasları izleyenleri kırıp geçirirdi. janset'te ikiz kardeş yonca karakterini başarılı bir şekilde canlandırırdı. bu iki ana karakter yanında apartmanda bulunan zengin koca avcısı salak ayça * ve apartmanın kapıcı azeri hoşdenk *, apartmanda oturan ve yonca'ya yanık müzisyen koray hocam *, gıcık görünümlü ama özünde iyi yonca'nın iş arkadaşı sarp * ve yonca'nın yardımcısı şebboy * diziyi izlenir kılan etmenlerin başında geliyorlardı.
ilk olarak 2002 yılında çekilen bu dizinin senaristleri arasında gani müjde de yer alıyordu. güzeldi. birkaç sene önce kanal d'de gün aşırı, öğlen her saatte tekrarları veriliyordu. deli gibi tekrar tekrar izliyorduk.
- (bkz: gönül alma)
(fl oz, 05.08.2008 00:55)
- bir tüm elmanın 1/2'dir.
geneli karanlık bir oda.. ilk bakışta tahta bir masa, üç sandalye ve bir yatak göze çarpıyor. tavandan odanın ortasına sarkan lamba, cılız bir aydınlık yayıyor sıvaları yer yer dökülmüş duvarlara, sade ve gösterişsiz.. kapının sağ yanına denk düşen duvarda asılı, hafif yamulmuş sahte picasso tablosu, az da olsa bu kasvetli mekana hareketlilik kazandırmış.. picasso'nun ünlü bir eseri bu; 'ağlayan kadın'.. masa başında üç adam.. üçü de birbirinden bitik, üçü de birbirinden yitik, acılı, yorgun ve isteksiz.. tablodaki kadın bu üçlüye ağlıyor sanki.. çok nadir konuştukları oluyor.. kimi zaman yarım saat-kırk beş dakika tek kelime etmeden öylece önlerindeki iskambil kağıtlarıyla ilgileniyorlar, adeta bir ayinin ön hazırlığı içindeymişçesine zamandan ve mekandan kopuk duruyorlar.. öyle yoğun bi sigara kullanımı var ki oda duman altı olmuş, kalın bir sis perdesi gözlerini açmalarını zorlaştırıyor.. kirden rengi grileşmiş çarşaflarıyla darmadağınık bırakılmış yatağın üstünde yarım bir elma; öylesine yalnız, öylesine çileli.. yerde bir kaç ısırık alınıp kenara fırlatılmış diğer yarısına bakarak iç geçiriyor.. oysa mutlu olmalı, haline şükretmeli; şu an yerdeki kendisi de olabilirdi.. ısırılmış tarafları hafif kararmış bir kenarı çürük.. evet mutlu olmalıydı.. ama olamıyordu işte..! sıranın kendisine gelmesi kaçınılmaz bir şeydi.. belki birazdan şu karşıdaki masada oturan densizlerden biri kalkacak ve onun o gergin, diri cildini; pis kokulu nefesi ve kirli, çürük, düzensiz dişleriyle bozguna uğratacaktı.. nasıl üzülmesindi ha? nasıl..!? bu kaçınılmaz sonu düşünmek onun, vaktinden önce pörsümesine neden oluyordu; fakat o bunun farkında değildi.. üzülüyor, kendini yiyor bitiriyordu.. ruhu bedeninden çekiliyor varlığını duyumsayamıyordu zaman zaman. başka şey düşünemiyor olması ne acıydı.. birazdan kendisi de bir kenara atılmış olacak, öylesine küçük öylesine değersiz.. varlığının anlamsızlığını farkederek yok olmak, hiçliğe karışmak istedi bütün benliğiyle, ama gerçek çok sertti yüzüne çarpıyor, kaçınılmaz son gerçeği aman vermiyordu
- (bkz: yarım elma,gönül alma)
|