yarımburgaz mağarası   

adana çık aradan

  1. istanbul’un 22 km kadar kuzey batısında halkalı’ya yakın sayılabilecek bir mesafededir. küçükçekmece gölü’nün 1.5 km kuzeyinde, altınşehir mahallesi ile kayabaşı ve şamlar köyleri arasında kalan yolun hemen kuzey tarafında, sazlıdere’nin ise sol kıyısında yer almaktadır. yarımburgaz mağarası’nın “eosen” kökenli karstik kireçtaşı oluşumu içinde, bir yeraltı suyunun oluşumu içinde suyun aşındırmasıyla meydana geldiği saptanmıştır.

    yarımburgaz’ın arkeolojik tabakası, zamansal bakımdan orta pleistosen’e ait olan alt paleolotik çağ kültür evresine tarihlenebilir. bu tabaka sadece arkeolojik yönden değil, paleozolojik yönden de olağanüstü zengindir.

    1980 yılından beri kapsamlı bir biçimde ve tarihöncesi bakımından araştırılan yarımburgaz mağarası istanbul’daki ilk yerleşmelere ışık tutması açısından hayli kapsamlı bilgiler içermektedir.

    mağara iki ayrı düzlemde olması açısından “aşağı mağara” ve “yukarı mağara” olarak tanımlanan, ayrı girişleri bulunan, fakat mağara ağzının biraz gerisinde bulunan, ancak birbirlerine doğal bir rampa ile bağlı iki ayrı galeriden oluşmaktadır. bunlardan 15 metre boy ve 50 metre genişlikte, bir hol görünümü veren yukarı mağaranın tavan yüksekliği ise yer yer 10 metreyi geçmektedir.

    aşağı mağara eski taş çağı, yeni taş çağı ve kalkeleotik dönemden kalıntılar içerir. helenistik ve bizans döneminde de yoğun bir biçimde kullanılan mağaranın bu bölümü kapalıdır. yaklaşık 600 m uzunlukta bir tünel görünümü veren aşağı mağaranın yüksekliği 15 m’ye ulaşmaktadır. iç kısımlarında çatallanmakta ve yer yer de küçük holleri bulunmaktadır. yaklaşık 20 yıl öncesine kadar içinde görülebilen sarkıt ve dikitler ise artık mevcut değildir. her iki bölümün kapladığı toplam alan 550-600 metrekaredir. yukarı mağaranın cilalı taş çağı adı verilen bir dönemde, günümüzden yaklaşık 6-7 bin yıl kadar önce, bir kutsal alan olarak kullanıldığı ve çok daha sonra da erken bizans döneminde bir şapele dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır.

    mağaradan elde edilen ve zaman bakımından da tıpkı kültürel veriler gibi aynı zaman dilimi içinde tarihlenen yani orta pleistosen döneminin ikinci yarısına ait fosil hayvan kalıntıları arasında ise “ursus deningeri” olarak adlandırılan eski çağlara ait bir ayı cinsine ait kalıntılar hayli önemli bir yer tutar. burada bulunan diğer hayvan fosilleri arasında köpekgillerden bir hayvan türü (canidae), kedigillerden olan ve bir anlamda kedilerin atası sayılabilecek olan (felidae) ve sırtlangil olarak ( hyaenidae) gibi etçil memeliler, otçullardan atgil (eguiadea), geyikgil (cervidae) ve boynuzgil (bovidea) gibi otçullar grubuna giren farklı türlere de rastlanmıştır. mağarada bulunan küçük canlı fosilleri ise yarasa (chiroptera), kuş (aves), böcekgil (insectivora) ve kemiriciler (rodentia) gibi canlılardır.

    insanların bu mağaraya yerleşmesi tarih öncesi çağlardan, paleolotik çağ olarak adlandırılan ve insanın ortaya çıktığı zaman olarak kabul edilen çağda olmuştur. ancak mağarada insana ait hiçbir fosil kalıntısı bulunamamıştır.

    yarımburgaz mağarası buluntularının çok önemli bir bölümünü kuşkusuz buradan elde edilen kültür ürünleri, yani o dönem insanının yapıp kullandığı taş aletler oluşturur. bu aletler günümüzün karmaşık teknolojisi ile kıyaslandığı zaman hiç kuşkusuz ki çok basit bulunabilir, ama bunlar o dönem için en üst düzey teknik buluşlardı.

    mağarada üç yıl boyunca yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu bir çok taş alet bulunmuştur, bunların sayısı 2000 civarındadır. yalın bir ihtiyacı yansıtan bu örnekler, kullanım işlevine göre işlenmiş, yontulmuş aletlerdir .

    yarımburgaz mağarası’nın içinde günümüzden 7300 ile 5800 yılları arasında oluşmuş bulunan ve her birisi de değişik bir kültürel döneme işaret eden 5 katman bulunmuştur. bunlardan en eski olan ve 5. katman olarak adlandırılan tabaka çok daha gelişmiş buluntular içermektedir. burada çok incelikli bir biçimde işlenmiş, çanak çömlek parçalarına rastlanması tarımın bulunmasından sonraki dönemde yaşamış insanların varlığına işaret eder. bunlardan sonra mağara bir süre boş kalmış ve günümüzden 6800 yıl önce ise yeniden yerleşime açılmıştır.

    dördüncü dönem olarak adlandırılacak olan ve 5. katmandan sonra gelen bu dönemde ortaya çıkan buluntular ise daha önceki dönemdeki çömleklerin çok daha incelikli ve çok daha gelişmiş örneklerini gösterir. geometrik figürler içeren bu buluntular bu eşyaların gelişmiş bir kültürün ürünü olduğunu gösterir. bu uygarlık muhtemelen trakya’dan gelen, tarımcı bir uygarlıktır. bu buluntular ile birlikte ortaya çıkan kemik parçaları ise çok gelişmiş bir işçilik örneğidir.

    mağarada ortaya çıkarılan üçüncü tabaka ise maden-taş çağının sonlarına tarihlenmektedir. burada ortaya çıkan ve yine çömlek biçiminde olan buluntular ise tümüyle siyah renkli ve çok ince kenarlıdır. üzerlerinde kazıma yahut baskı tekniği ile yapılan düz ya da kıvrık çizgilerden oluşan desenler yer almaktadır. buradaki çanak çömleklerin benzerinin bölgenin hiçbir yerinde bulunamamıştır. ancak kimi biçimler ve bu biçimlerin oluşturduğu üslup balkanlar’da, orta tuna bölgesinde yerleşmiş bulunan çiftçi topluluklarında görülmüştür. bu benzerlik bize bu bölgelerde ortak bir kültürün olduğunu düşündürmektedir.

    bundan sonra gelen ve yarımburgaz iki ve sıfır olarak adlandırılan kültür katmanı ise günümüzden 6300-5800 yıl önceki, bir döneme ait buluntular içermektedir. burada bulunan çömlekler ise bütün balkanlar ve batı anadolu’da yaygın olan ve “vinça” adıyla bilinen tarımcı bir kültüre aittir. bu katmanların büyük bir bölümünün bizans döneminde bu mağarada yapılan inşaat çalışmaları nedeniyle tahrip olması önemli bir kayıptır.

    hellen medeniyeti zamanından itibaren mağara ve çevresinin bir kutsal mekan olarak kullanıldığı, bir tapınak külliyesi haline getirildiği anlaşılmıştır. ancak bu dönemden günümüze sadece bazilika türü bir yapı kalmıştır.

    (bkz: istanbul.com)
    (zogo, 27.07.2007 17:06)


  2. istanbul'un küçükçekmece'sinde bulunan, 70 milyon yıl önce eosan çağı'nda oluşmuş yaklaşık 350 bin ile 400 bin yıl öncesine tarihlenen ve hiç kesintiye uğramadan günümüze kadar ulaşan insan yaşamına dair taşıdığı ipuçları ile eşsiz bir tarihsel skala olan mağaradır.

    doğal olarak iki katlı olan mağarada, girişinden 25 m sonra çıkılan bir tümsek ile 55 m'lik üst salon ve de yine girişten düz devam edildiğinde geçilen kısa bir tünelden sonra genişleyen 600 m'lik alt salon bulunmaktadır. işte bu salonun koyu karanlık köşelerinden birinde, ilk insanların yaptığı, kayık resimleri bulunur. 350 bin yıl önce coğrafik yapının ve doğa şartlarının bugünkünden farklı olduğunu düşünürsek, küçükçekmecenin bir lagün olduğunu hesaba katarsak, denizin mağaranın yaklaşık 25 m aşağısına kadar geldiğini ve körfezin sonunu oluşturduğunu tahmin edebiliriz. zaten yapılan araştırmalara göre, mağarada deniz kumuyla kaplı tabakalar bulunmuştur ki, bu da deprem sonucu oluşan tsunami'lerin kumu buraya kadar taşıdığına delalet getirmektedir.

    mağaranın üst salonunun kilise olarak kullandığı, sunaklar ve mihraplar tavandaki kubbelerin oyukları sayesinde gözle görünür bir biçimde belirgindir. hazine avcıları mağaranın tabanına pek çok çukur açmıştır. bu yüzden gidildiğinde kafa göz yarmak mümkündür. üstelik bununla da yetinilmemiş 1970 senelerinde, cüneyt arkın'lı bir film ekibi üst salonun tam ortasına havuz yapmak için bir çukur açmış "kurtarıcı" lı "kahraman" lı bir film çekmiştir, sonrada çukuru gerisin geri doldurup, jeolojik kalıntıları alt üst etmişlerdir.

    1940'lı yıllarda sit alanı ilan edilmiş ve fakat bununla yetinilmiş, kaderine terk edilmiş mağaranın ne bir bekçisi, ne bir tabelası var. kapısında kilidi bile yok bugünlerde. hiç olmamış belli ki. kendi halinde öyle, sessizce unutulmaya terk edilmiş. tinercilerin, evsizlerin yatağı olmuş o da. "sit" alanlarının "devletimiz" ce ne kadar korunduğu malum.
    (shiba, 16.03.2008 00:04 ~ 00:08)
  3. tamamen kaderine terk edilmiş bir sit alanı, mağaradır. avrupa'daki çok daha yakın dönemlere ait mağaraların hali ile
    karşılaştırıldığında sonuç içler acısıdır. ziyaretçilerin bir kazaya uğramaması, vıcık vıcık çamurda kayıp düşmemesi için
    yürüme platformu yapılsa, hafiften ışıklandırılsa, kapıya bir görevli konup hem bilet kesmesi hem de bekçilik yapması sağlansa yerli ve yabancı turistlerin ve bilim adamlarının çok ilgisini çekeceği ve mağaranın korunacağı kesindir.
    (arapbebek, 26.05.2008 13:59)