arkadaş evden çıkar, 15 dakka sonra geri gelir, "akbilimi unutmuşum" der. ceketinin cebinden akbilini alır, tekrar çıkar. yarım saat sonra tekrar eve gelir. arkadaş akbili yerine ceketinin cebindeki banka kartını almıştır. bu sefer akbilini alır....
(yıllar sonra edit: akbil dediğim öğrenci pasosu işte.)
aşağıdaki gibi bir örnek:
bir arkadaş ,2 hatlı olan bir arkadaşa bir gün mesaj atar
2 hatı olan arkadaş kontoru bitince diğer numarasını telefona takar ve az önce attığın mesajı bu telefona at diye mesaj atar
diğer arkadaşsa of bana yine mesaj parası yazdırma oraya attım diye mesaj çeker..
bodrumun o meşhur dar sokağında yürürken bir turisti arkadaş sanıp gidip arkasına vurarak "naber lan?!" diye bağırmak. arkasından turistin dönüp gavurca bilimum küfürleri etmesi. ve en sonunda ortamdan koşarak uzaklaşmak.
sarhosken barda oturan adamı can dündar sanıp yanına giderek hayranlığımı dile getirerek öpmek,yanındaki kız arkadasına telefonumu uzatarak yüzsüz bir biçimde resmimizi çekmesini istemek,havaya girmiş çocuğun resmi kendisine ulaştırmam için kartını vermesi üzerine,kişinin can dündar değilde dezenfektan buklet ve pazarlamacısı olduğunu ögrenerek bünyeyi daha bir alkole vermek.
mesela beşiktaş'taki üsküdar iskelesindeki görevliye beşiktaş'a mı gidiyor diye sormak. mesela kaleme uç kutusundaki son ucu taktıktan sonra çöpe uç kutusu yerine kalemi atmak vs gibi .
sabah 11 de kalkıp "öğle tatili olmadan bankaya yetişeyim" diye koştura koştura leventten ziraat bankası galatasaray şubesine saatinde yetişip kapıyı zorladıktan sonra günlerden pazar olduğunu hatırlamak hayatımın en kötü tecrübesiydi.
babanın eline içinde 8 aylık kardeşin bulunduğu bebek arabasıni vererek ekmek almaya yollamak,babanın dönüşte ''ulan benim elimde bişey vardi ama ne''diye düşnürken kardeşi unuttuğunu hatırlaması,bakkala ''ben bebeği unutmuşum''demekten utandığı için bizi yollaması.(burada tartışılması gereken babanın dalgınlığı mı, yoksa bizim babanın dalgın bir insan olduğunu unutarak yapmış olduğumuz dalgınlık mıdır bilinmez)
arabadayken köprü için para, itüden çıkış için kimlik kartınızı hazırlarsınız. okul çıkışı sıra size gelir ve bir türlü bariyeri kaldıramaz kartınız.arkanızda onlarca araba kornaya basar, kuyruk olur..ta ki kapı görevlisi gelip "hanfendi parayla öteki taraftan geçiliyo" deyince diğer eldeki kimlik kartı okutulur ve son sürat okuldan uzaklaşılır..
hmmm editi: bunun kötülenmesine bayılıyorum. bir iafde tıpatıp aynı aktarılmaz farklı kişilerce... bu bariz araktır. kendi ifadenle başlık belirleme yetersizliğidir. arakçılar bunu kötüler, çok da takılmalıdırlar, fikrini iafdenle bilirtemiyorsan takılmazsın ki... kötülenen girilerimi daha çok severim evet. eksi oyla ilgili kaygı duymak gibi aptalca dalgınlıklarım yoktur. olay araklamanın inkarıdır.
ders yapılacak sınıfın kapısı içerde bolca pahalı teknolojik alet olması dolayısıyla kapalıdır. sınıfın kapısını erkenden açmak için dersi veren prof. hocaya (ki kendisi bölüm başkanı olur aynı zamanda) gidilip anahtar istenir. anahtar elde odadan çıkılır, kapı kapatılır bir de üstüne, hoca içeride olmasına rağmen hocadan alınan anahtarlarla ısrarla kapı kilitlenmeye çalışılır, olmadı anahtarlıktaki diğer anahtarlar denenir. şangır şungur anahtar sesiyle birden kendine gelinir ve arkaya bakmadan hızla mekandan uzaklaşılır. ders sırasında da hocanın yüzüne bakılmaz.