türkçe de bir bağlaç...
emre altuğ'un seslendirdiği güzel bir şarkı, emrenin son şarkılarına (dudak dudağa vs) bakınca keşke hiç popüler olmasaydı ve hep böyle güzel şarkılar seslendirseydi hissi uyandırıyor -hakkını yemiyelim aşk-ı kıyamet isimli şaheserle biraz olsun gönlümüzde ki eski yerine doğru yol aldı ama daha fazlası lazım-. sözlerini de yazalım da tam olsun bari:
geçtigimiz yolları arıyor gözüm yine
sanırım şehir uzakta kalıyor
sanırım şehir uzakta kalıyor
ellerimi uzatsam tutmak isterim günü
ama güneş her gece tepemde doğuyor
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor beklesem de
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor...
yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile
uzun cümleler kurardım konuşurken
eski filmlerde kaldı böyle sözler deniyor
ama şimdi filmler bile eskimiyor
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor beklesem de
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor...
keto vardı hatırlarsınız. işte bu "yani" o keto'nun ağzına yapışır da çıkmazdı. yaaani yaaani diye.. diye diye de dayak yedi ya memiş'ten.. bir de şimdi dikkatimi çekti bunların isimleri hep bir garip böyle. neyse işte..
bir konu hakkında sitem dolu sözler duyduktan sonra yapacak yorumu kalmayan ancak katıldığını beyan etmek isteyen insanın sarf ettiği kelime.
-böyle de olmaz ki canım
-yaaani
mânâ sözcüğü ile aynı kökten gelen arapça bir kelimedir. yani kelimseindeki "i" sesi "benim" anlamına gelir ki bu da kelimeyi tam da ingilizlerin söylediği manada "i mean" şekline dönüştürür. benim anlatmak istediğim, benim kastım gibi anlamlara sahiptir ancak biz türkler kelimeyi "yani" diye kullanarak az sözle çok şey anlatma niteliğimizi ortaya koymuş oluyoruz.
kimsenin kimse üzerinde ipoteği yok, özgürsün
ama bana bir gerekçe söyle, yerini bulsun düşündürsün
bir hatam mı, bir kusurum mu var?
ya da herhangi bir ihmalim?
bir iş karıştırıyorsun bence yok başka ihtimalin
yani hakkaten mi gidiyorsun?
kısmet bu kadar mı diyorsun?
yani bir de görüyorsun yani
yani anlayamadım ki
yine de sana kızamadım ki
sen böyle istiyorsun
yani, yani hiç acıman yok,
iştahın ne kadar çok
yaşamak istiyorsun
ben zannetmiştim ki beraber yaşlanırız
ipler bizde değil ki niye telaşlanırız
hem çok üzgünüm, hem çağırıyor hayat
başka çaremiz mi yok?
biz de yeniden başlarız
yani hakkaten mi gidiyorsun?
kısmet bu kadar mı diyorsun?
yani bir de görüyorsun, yani
yani anlayamadım ki
yine de sana kızamadım ki
sen böyle istiyorsun
yani, yani hiç acıman yok,iştahın ne kadar çok
yaşamak istiyorsun
emre altuğ'un seslendirdiği muhteşem şarkı.yaratıcısı fırat tanış'tan canlı olarak dinlemek isterdim başkalarının eserlerine bile ayrı ruh katan kişi acaba kendi eserini nasıl seslendirirdi.çok isterdim dinlemeyi çok.
emre altuğ'un diğer şarkılarından çok ayrı, çok başka olan şarkısı. şarkıda geçen "olmuyor, olmuyor istesem de, kimse gelmiyor beklesem de" sözleri bazı zamanlarda insana fena koyuyor.
yani " daha açık anlatırsam" yani "sen zor anlarsın aslında " yani "ben kolayca anlaşılmıyorum" yani "sen bir kuş beyinlisin anlamazsın şimdi" yani "söylediklerimi açmadan konuşamıyorum" yani "aslında sorun ben de, bu konuda yetersizim" yani"neyse" yani... açıklaması zor, anlaşılması kolay olmayacak şeylerde sarıldığımız, türkçeyi daralttığımız dolaylı anlatım şeysi yani...
bir şeyin anlamını açıklamadan önce veya açıkladıktan hemen sonra kullanılması beklenir bu kelimenin. "demek istediğim", "şu anlamda" gibi anlamları vardır. yani, bunun gibi!
bir de cümle aralarına sıkıştırılan anlamsız "yani"ler var tabii. bu "yani"leri ben de bolca kullanıyordum bir süre önce. sonra kendi kendime söz verdim; "kullanma ali bir daha bu kelimeyi, yakışmaz sana!" dedim. gazladım kendimi (bilenler bilir; ali kamber birini gaza getirmek istedi mi on "yürü be koçum!" gücünde gaz verir). kullandığımı fark ettiğim günler cezalar verdim kendime. sonuçta konuşmamdaki işe yaramaz "yani" miktarını oldukça düşürdüm. isteyince oluyor yani (doğru mu bu?).
son günlerde dilime pelesenk (persenk değil!) olan gülben ergen şarkısı.insanın dinledikçe dinleyesi geliyor.
öte yandan güftesini yazan sezen hanım'ın da ilginç bir şekilde hukuktan anladığını ilk kıtada kullandığı terimlerden rahatlıkla anlayabiliyoruz; ipotek, gerekçe, hata, kusur, ihmal.
yani.. işte olduğu kadarına kabul görmek gibidir. kimi zaman sonuç? anlamında soru sorar karşıdakine. şarkısına gelince ağlatan şarkılar arasında yer edinebilir.
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor beklesem de
yani olmuyor olmuyor istesem de
kimse gelmiyor...
şu dizeler bile sadece ve sadece üzülmek için, bir deniz kenarına inip elinde birbira gece sabaha kadar güneşin doğuşunu insana izletmek için yeterlidir. siz gecenin tadını çıkarırken esen serin rüzgar tüylerinizi diken diken yapar bir yandan da kızgınlığınızdan dolayı ateş gibi sıcak olursunuz. avcunuza bir avuç kum alıp sıkarsınız tüm gücünüzle. olmuyor işte daha ne yapabilirim ki diye. elden bir şey gelmeyince olmuyor işte yani olmuyor zorlamanın bir manası olmuyor dedirtir kişiye. güzel şeyler düşündürürken aslında anılardan çok neden olmuyor neden yalnızım sorusuna o gecenin temiz karanlığında ve denizden yansıyan yıldızların parıltılarıyla insan bir yudum daha içer birasından...
sabaha kadar oturursunuz ve artık şafak sökmek üzeredir. kafanızdaki o olmuyorları bir kenera atıp artık yapacak bir şey yok der gibi eller iki kenera açılır ve güç kalmadığı için avuçtaki kumlar yavaşça dökülür.. esen serin rüzgar artık ılımaya başlamıştır ve gün yüzünü gösterdikçe, siz artık olmuyor demekten vazgeçer kendinizi avutursunuz. akabinde şafak söker ve gitme vakti gelmiştir. kendinize soracağınız tek soru "ee şimdi ne yapıcam?" olacaktır. cevabı ne içmekle ne yalnızla çözülecek gibi değildir. olmuyorsa, üstelik isteseniz de olmuyorsa, bekleseniz de olmuyorsa güneşin yakması beklenmez. zaten o an kendinizi yakacağınız kadar yakmışsınızdır. sonuçta "yani" dersiniz ve başka şafakları beklersiniz...
"emre altuğ'un en güzel parçası" idi benim için. az önce fırat tanış'tan, yani bestecisinden dinleyince anladım ki daha da güzel söylenebiliyormuş.
hafif hırıltılı, insanda 'ha gitti ha gidecek' hissi uyandıran sesiyle sözler daha bir anlam kazanmış sanki...