belki ilginizi çeker
  1. · yan daireye tibetli ciftin tasinmasi
gündem
  1. · biten ilişkinin ardından söylenecek ilk söz
  2. · 28 mart 2010 galatasaray fenerbahçe maçı
  3. · lionel messi
  4. · durma yağmur durma
  5. · acun ılıcalı
  6. · bilgisayara format atabilen kız
  7. · kurtuluş savaşının düzmece olma ihtimali
  8. · ismin kişiliği etkilemesi
  9. · ege üniversitesi

yan daireye tibetli çiftin taşınması  

  1. işgücü mobilitesinin yüksek seyrettiği günümüz dünyasında yan daireye tibetli birisinin taşınması hiç de olmayacak bir iş değildir. hepimizin başına gelebilir. bir sabah uyandığımızda satılık ilanını yırtan bir senegalli ile göz göze gelebiliriz. yahut apartman girişine izmarit atarken bir meksika göçmenine yakalanabiliriz.

    var olan yazılı bir kaynağa rastlamadığım için tibetli hususuna özellikle değinmek istedim. yan daireye bir tibetli taşındığında ne yapmalıyız? kapısını çalıp bir fincan şeker isteyebilir miyiz? yoksa başka ölçü birimlerini mi kullanmamız gerekir? tibetli üst komşunun gürültü yapması durumunda fırçayı kavrayıp sapıyla tavana vurmamız durumunda başımıza neler gelir? eve kız atan tibetli gence olan yaklaşımımız nasıl olmalı?

    bunları bilemem. hiçbir zaman altın öğütler verebilen birisi olamadım. ancak bir tibetli komşu sahibi olarak tüm türkiye'de ve yurtdışı temsilciliklerinde haykırmayı istediğim tek bir cümle var : "tibetli komşunuz size bir şey ikram ettiğinde durun ve en az iki kez düşünün!"

    amacım ırkçılık yapmak değil. yanlış anlaşılmasın lütfen. tibetlilerle bir alıp veremediğim yok. tibetli de candır. yarın bir kızım olsun. tayvanlı bir genci alıp damat diye getirsin olmaz demem. keza oğlum gelin diye bir gineliyi getirse "bu eve marsık giremez" tarzındaki söylemlerde bulunamam. hamaratsa alnından öper "gelinim" diyerekten bağrıma basarım. kız alırız. kız veririz. hiç mesele değil. ki zaten bahsetmiş olduğum tibetliler de gerçekten çok efendi insanlar. gürültü yapmazlar. japonlar gibi durup durup aniden "okusamaaaa" diye bağırıp coşmaları olmaz. gayet sakin tonlamalara sahipler. lisanları böyle... apartman aidatlarını geciktirmezler. çöplerini zamanında dışarı çıkarırlar. özellikle dikkat ettim karete, tekvando gibi geleneksel sporlara da sahip değiller. salon adamı bunlar. her biri son derece mülayim insanlar.
    ancak bazı sorunlar da yaşanmıyor değil. türk kültürünü özümsemeye başlamaları beraberinde pek çok sakıncayı getiriyor. ne gibi mi? kapıyı çalıp bir şeyler ikram etmeye başlıyorlar mesela. hatırlayınca fena oldum bakın şimdi.

    herşey 7 numaradaki ahmet beyin manisa mesir macunu şenliklerinden dönmesiyle başladı. her paylaşımcı türk komşunun yaptığını yapan ahmet bey tüm kapıları sırasıyla çaldı ve ikramda bulundu. az samimi olduklarına kaseden verdi. kendini yakın hissettiklerine ise bülent arınç mualemesi yaptı. gözlerdeki coşkuyu görmeden mesir macunu veremeyeceğini belirtti. ikna olduktan sonra ise bir üst kata çıktı ve macunları oradan fırlattı. apartman koridorundaki bağırışmaları duyduğumda merak edip kapıyı açtığımda gördüm bunları. varlığımı farkeden ahmet bey yanıma yaklaştı:

    -al ama hepsini yeme.manisa'dan getirdim. çok güzel.
    -bana hiç vermeseydin ahmet abi. zaten işler çok kesat. yolda hep böyle dolaşıyorum.
    -nasıl dolaşıyorsun?
    -böyle...
    -ayıp lan. öyle hareketler yapma bi' daha. al bunları babana verirsin. yan daireye taşınanlar olmuş. doğru mu?
    -evet. tibetliler taşındı.
    -tibet ne lan?
    -çinliler taşındı işte.
    -ha...tamam. o zaman onlara da vermek gerek. ayrı gayrı olmasın.

    kapıyı bay tsering açtı. gelenek ve göreneklerimizi kavrayamamış olan tibetli uzatılan kaseyi dibinden kavrayıp kendisine doğru çekti. yaşanan iletişim probleminin en üst seviyelerde olduğunu gözlemledim . önce "hepsini alma lan" diyen ahmet abi her ne kadar "turkish viagra" deyip duruma bir açıklık getirmeye çalıştıysa da başaramadı. kapı yüzüne kapandı. hala apartman boşluğunda beklemekte olan bana döndü ve "yengenin adı neydi" diye sordu. "kunzang" dedim. omuzlarını silktikten sonra "kunzang yengeye çok ayıp oldu" dedi.

    dramatik olayların başlaması ise ertesi günü bulacaktı. kasenin hepsini tüketip yiyeceğin afrodizyak etkisini iliklerine kadar hisseden tsering gerçekten yengeye çok fena yüklenmişti. ama dramatik olan bu değildi tabi ki. tibetlilerin türk kültürünü yanlış yorumlamalarıydı. afrodizyak etkisi olan yiyeceklerin ikram edilmesini türk kültürünün bir parçası olarak görmeleriydi. kapımın çalmasını takiben bir kase şifalı karışımın elimde kalışıydı. hayır ,lisan da yok ne olduğunu anlayamıyorsun. kaseyle gelince tatlı zannettim ben. kaplan pençesi ve rengeyiği boynuzu ihtiva eden bir afrodizyak olduğunu nerden bilebilirdim? bilsem kahvaltıda pekmezle karıştırıp kaşıklar mıydım? tatlı zannettim. aksini düşünsem ekmeğimin üstüne hepsini sürer miydim? "çok güzelmiş" deyip kasenin dibini yalar mıydım ? tam da iş görüşmemin olduğu günde. aksi gibi...

    hareketlenmeler belediye otobüsüne binmemle başladı. pantolonumdaki hareketlenme yetmezmiş gibi etrafımdaki sirkülasyonun da ardı arkası kesilmiyordu. yanıma oturmalar, hemen geri kalkmalar, koridorda birikmeler ve daha pek çok şey...

    aksi gibi de kumaş pantolon giymiştim o gün. bir süre sonra da kimse yanıma oturmaz oldu. ben de cam kenarına yakın olan koltuktan koridor tarafındakine kaydım. her an inebilecek bir yolcu gibi hissetmeyi istedim. inebilmeyi istedim.

    toplu iş mülakatının yapılacağı konferans salonuna ilerlediğimde durumumda herhangi bir değişiklik gözlenmiyordu. gözleyenleri ve fısıldayanları aştım . salona girdim. kendime arka sıralarda bir yer buldum ve şiddetle penisime vurmaya başladım: " münasebetsizlerin en büyüğüsün! nerede nasıl davranman gerektiğini hiç bilmiyorsun! hakkın budur!"

    bunun kaba kuvvetle çözülmeyecek bir sorun olduğunu anlamam uzun sürmeyecekti. zira başaramayacaktım. " lanet olsun! geçen yaz bodrum'dayken nerelerdeydin? çocuğunu 7 yaşındayken terkeden bir baba gibisin! oğlan 20 yaşına geldiğinde geri dönüyorsun. ama varlığın felaketten başka bir şey getirmiyor. işlerini yoluna koyan evladında bir ikinci travmaya yol açıyorsun. kahrol! bundan sonra düşmanımsın! hergün kutu kutu şap yiyeceğim. bekle sen! kahretsin, işe alım uzmanıyla göz göre geldim şimdi de"

    -remzi bey, kiminle konuştuğunuzu öğrenebilir miyim?
    -özür dilerim. sesimin bu kadar yüksek çıktığının farkında değildim. diksiyon kursunda öğrenmiş olduğum sihirli bir cümleyi kendi kendime tekrarlıyordum. o kadar...
    -anlıyorum. ayağa kalkmanız mümkün mü?
    -mahsuru yoksa oturarak konuşmayı tercih edeceğim.
    -lütfen kalkın. ne kadar prezentıbıl biri olduğunuzu herkese gösterin.
    -nasıl isterseniz.

    gülüşmeleri duyunca çizgili takım elbise giymekle ne büyük bir hata yaptığımı bir kez daha anlamış oldum. kıpkırmızı bir suratla kendimden bahsetmeye başladım. istikrarlı bir kimse olduğumu söylerken "şüphe yok" fısıldamalarını duydum. esneklikten dem vurduğumda "hadi lan" seslerini işittim. uzun saatler boyunca çalışabilirim dediğimde ise bir anlığına salonun başıma yıkılacağını düşündüm.
    koşarak uzaklaştım.
    koşmak acı veriyordu.
    telefon kulübesinin önünde durdum ve beşeri kaynaklar dersini aldığım hocayı aradım:

    -iş görüşmesine nasıl gitmeliyim ?
    -traşlı bir yüzle ...ütülü ve temiz bir takım elbiseyle...bu sizin görüşmeyi ciddiye aldığınızı gösterir.
    -hoca gibi senin g.tüne koym!
    -alo? alo?

    telefonu kapattıktan sonra gözyaşlarımı sildim.

    aksi gibi ev dönüşünde var olan iki kız dostumla birden karşılaştım. çay içmeye davet edildim. gelemeyeceğimi söylerken omzuma dokunan bir elle irkildim. "lütfen" denildi. ısrar edildi.

    titreyen bir elle çayımı içerken bir yandan da sürekli kendi kendimi telkin etmeye çalıştığımı hatırlıyorum: "hayır remzi, bunu yapmamalısın. dostluklar kolay kurulmuyor. onları tehlikeye atmamalısın. özellikle sayıları ikiyi geçmeyen türdeki dostluklarını...karşı cinsle olan dostluklarını..."

    peki bu telkinler bir işe yarayacak mıydı? kendimi boşalan bardakları yıkamakta olan aylin'in beline sarılırken bulduğumda kulağıma kocaman bir hayır cevabı fısıldanacaktı. mutfaktaki bağırışların sebebini merak eden nimet'in boynundaki kolyenin dişlerimin arasında olduğunu gördüğümde hiçbir şüphem kalmayacaktı.

    "tibetli komşunuz size bir şey ikram ettiğinde durun ve en az iki kez düşünün!" tüm türkiye'de ve yurtdışı temsilciliklerinde haykırmayı istediğim bir cümle bu.
    (nebiros, 11.06.2008 18:19 ~ 18:58)

© 1923 - 2010 itü sözlük (buraya numaratör koyduk yılı kendi artırıyor artık)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük duyurular  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil
havadis:  itü sözlük blog  ·  twitter  ·  friendfeed  ·  facebook