gerçek doğrularla karşılaşınca içine düşünülen durum.. tüm çocuklar mutlu değilmiş dünyada , göğün mavi mavi gülümsediği yokmuş, pırıl pırıl değilmiş dünya,vs..vs..hepsi birer yanılmadan ibaretmiş ve bu yanılgı içerisinde büyümüş tüm çocuklar....
en iyi metaforu "flashback" olan durumdur. "aaaa, zaten şu olmuştu"lar sarar dört yanınızı. "bir de şu", "bir de bu" denizinde yüzmeye çalışmaktır yanılgı. boğulalım. belki o zaman biraz açarız gözlerimizi.
yanılmak istersiniz içten içe. elinizdeki ip uçlarının boş çıkmasını, hiçbir şeyin düşündüğünüz gibi olmamasını dilersiniz. o öylesine berbat bir histir ki hem bildiğiniz bir şey karşınızda duruyordur hem görmek istemezsiniz.
ip uçları öylesine kuvvetli değildir. dikkat etmeseniz, peşine düşmeseniz mutlu mesut yaşarsınız belki de ama hisleriniz, bu sefer de yanılmadığınızı gösterecektir belli bir süre sonunda.
mesela; bir daha yalan söylemeyeceğine sizi ikna eden sevgiliniz, bir gün nerede olduğunu ya da neden ulaşılamadığını kendince mantıklı sebeplerle açıklar. siz bazı saçmalıkları yakalarsınız ama susarsınız. elinizde sağlam veriler olmadan sevgiliyi yalancılıkla suçlamak sizi kötü bir duruma düşürecektir. gel zaman git elinize bazı şeyler geçer. yalan olduğunu desteklemektedir veriler. ama siz duymak ya da görmek istemez, sevgilinin söylediklerine inanmak ve yanılmak istersiniz düşüncelerinizde.
malesef yalancının mumu yatsıya kadar yanar sözü doğrudur. er ya da geç tüm yalanlar anlaşılır. yanılmadığınızı görürsünüz. huylu huyundan vazgeçmez. insanları değiştiremezsiniz. bir insanı ya olduğu gibi kabul edersiniz ya da en temizinden çeker gidersiniz.
her şey olması gerektiği gibiyken, güllük gülistanlık olmasa da, mutlu bir şekilde günler geçerken birdenbire kara bulutların tepenize dikilmesi.gözünün önündeyken, sindirememek o insanın değişmeye başladığını görmeyi. inkar etmek ve ardından uzunca bir zamandır kendinize yediremediğiniz, en korktuğunuz düşüncelerinizin gerçekleşmeye başlaması.
söylenecek en basit, ama en iyi anlatan bu durumu, yanılmak, yanlış tanıyormuşum demek ki diyebilmek. kızamamak, zaten neye kızacaksın ki? kendine mi, böyle olmasına sebep olanlara mı? olacakların önüne geçmeye çalışmak da fayda etmiyor, her zaman sağlam, güçlü durmak da, bunu anladım. dayanabilirim biliyorum. ama hala niye içimde bir umut, asıl şimdi yanıldığımı düşünmemi sağla diye dua ediyor, neden inanmış ve kabullenmiş dursam da içten içe bir bityeniği arıyorum? böyle olmasını hakedecek bir şey yapmadım çünkü. hala öğreneceğim çok şey olduğunu görmemi sağladın belki, belki bu da bir hayır işte, yaşadıkça öğrenilmesi gereken... zaman herşeyin ilacı derler, doğru mu bunu da gösterecek olan zaman... ama ya yirmi dört saat içinde değişen insan? çıkaracak mı payını bu yanılgıdan?
yine de, kızmıyorum sana ısrarla. kızmak istiyorum, olmuyor. içimde o önemsemeyi, birine sinirlenmeyi, yaptıklarını yedirememeyi sağlayan birşeyler arıyorum sana kızmak için. yapamıyorum. bir rüya mıydı bu,serap mıydı, ya da en gerçekçi tabiriyle yanılgı?
bilmiyorum. ve artık, konu sen olunca, söyleyecek söz bile bulamıyorum. bu yüzden, sonu gelmez bir suskunluğa hapsettim kendimi, yanılgımdan ders çıkarmak için, bir söz bile söylemeden gidiyorum.