|
|
- hasan ali toptaşın muhteşem eseri..
bir yalnızlık manifestosu.. yaşadıklarınıza anlamlı birkaç sesin eşlik etmesini istiyorsanız okuyun derim..
şöyle bir iki satır örnek vereyim, bana hak verenler acilen edinsinler bu kılavuzu:
yalnızlık alıp karşına kendini,
öteki kendinlerle konuşmaktır.
bakışmaktır, öteki kendinlerle;
dövüşmektir.
kimi zaman da öldürmektir
içlerinden sana en çok benzeyeni,
benzemiyor diye.
yalnızlık, öldürmektir.
hamiş: yalnızlıklar hollanda'da flemenkçe sahnelenmiştir. ülkemizde de sahnelenmesi düşünülmektedir ancak kimsenin henüz o kadar cesareti yok sanırım...
- yeni sezonda mahir günşıray'ın tiyatrosunda sahnelecek, muheteşem hasan ali toptaş eseri..
eserin yönetmeni, hollandada sahneleyen kişi, başrol ise mahir günşıray'ın.
perdelerini berlinde açacak olan oyun, yeni sezon itibariyle istanbulda, kasım ayı festivalinde de ankarada sahne alacaktır. yaşasındır. çok mutlu oldumdur..
- belki yalnızlık üstüne okuduğum en güzel sözleri içeren tek kitap..
"yalnızlık hadi gidelim'dir çoğu kez, hadi n'olursun.."
evet evet eminim, daha güzelini okumadım..
- yalnızlıklar şiir değildir!!!
oyunlaştırılmasıyla gündeme gelen eser, yazarı hasan ali toptaşın ısrarla şiir olmadığını vurgulamasına rağmen söz konusu türe dahil edilmeye çalışılmaktadır.
bu kadar kalıpçı olmayın lütfen. bir anlatı formu başka anlatılar için kullanılabilir. dolayısıyla biçimden içerik hesapları yapmak yanlıştır, hatadır. ve hatta cehalet belirtisidir.
- müfrezelerin peşimde olduğu kaçmamdan belliydi çünkü;
koşmalıydım ben ve koşardım
ve bir süre sonra koşa koşa,
koşmak durmaya benzerdi.
durmanın dışında koşmak bulamazdım o anda;
dururdum ve bir uçurum dolanırdı ayak bileklerime.
yalnızlık, uçurumları giyinmektir biraz da."
kelime de bitiyor ve insan uçurumları giyiniyor biraz.... defalarca okuyup her defasında ahh ulan ahhh diye belli belirsiz bir serzeniş içerisinde rakımı diplediğim müthiş metin...
(kişisel not= bir de birisine ismi lazım değil bu oyunun afişini verecektim ben ama bir türlü görüşmek nasip olmadı ..anladın sen anladın...)
- (bkz: hasan ali toptaş yalnızlığı)
- "
ben ninemi yalnızlık sanmıştım bir keresinde.
o yıllarda söylenceler eşkıya türküleriyle başlardı
ninemim sesinden keklik ötüşmeleriyle çınlayan
keklik kokulu ormanlar geçmezdi hiç;
dağlar geçerdi
geçerse;
kanlı,
fermanlı
ve dumanlı dağlar geçerdi.
..
ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde.
o yıllar henüz elektrik gelmemişti baklan'a
geceler şeytan kandilleri ve çıralarla aydınlatılan
birer yalnızlıktı.
güneş görme yetimizin sınırında batınca,
dağlar el ele verirdi hemen;
cinler çoğalırdı yavaş yavaş
ve cinler nedense
hep ninemin tanıklığında evlenirlerdi.
..
ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.
yüzün gelirdi bir yerlerden bir ülke,
kokun gelirdi bir bahar
ve gülüşün gelirdi ve bir düş gibi,
ille de kendini kendine vurmuşluğun gelirdi de;
ben hep şarkı sanırdım gökyüzünü
kim bilir kimin söylediği.
..
ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.
(yalnızlık bende bensizlikti oysa;
ya da bende birçok ben.)
..
ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.
sensiz kalmamak için sendim o vakitler
seni uyuyordum sürekli,
seni içiyordum çay diye,
cennet diye seni düşlüyordum
..
ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde.
tenler coğrafyası alışkanlıkla geçiliyordu o vakitler.
sevişmeler tek başına değildi henüz;
her dudakta bir toplum nefes alıyordu,
her bakış pencereler kadardı
ve her dokunuş dokunuşlardan kopmuş
küçük bir bağıştı;
adı vardı sevişmenin,
mühürlenmiş rengi sonra,
tanrısı,
hep vardı.
..
ben sizsizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.
laleleştirilmiş bir lale açmıştı o gün yastığımızda,
gözleri çırılçıplak bir arzu'ydu güler'ken;
ve biz bedeni küçülmesin diye
adını almıyorduk ağzımıza.
öpe öpe büyütmüştük çünkü onu;
öpe öpe geçmiş
ve gelecekten.
çünkü her zamanki gibi,
şimdi,
şimdide değildi.
..
ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde,
alevin cürmüydü kum düşü;
bir elma hangi nakışa yakışırsa
ordaydı yaprağın ölümü
ve her pusula kendini gösteriyordu önce,
her bıçak kendine batıyordu
ve gerçekler öyle yalandı ki o yıllarda,
böcekler bile herşeye inanıyordu;
otlar ve taşlar bile,
her şeye.
..
ben neyi yalnızlık sanmıştım bir keresinde?
sulardan bana akanı bilmiyordum o vakitler,
elmalardan, vitrinlerden, bebeklerden
bana akanı bilmiyordum.
pencere camı çatlasa
içimde bir cam fabrikası yıkılırmış bilmiyordum.
güzelliklerim güzelliklerinizdendi
güzelliklerimi bilmiyordum.
çirkinlikler varmış insanı büyüleyen,
bilmiyordum.
..
ben yalnızlığı ne sanmıştım bu keresinde?
..
"
|