01 - ekin idim oldum harman
02 - yara bende
03 - yarim
04 - sabahtan uğradım
05 - bekle buğday tanesi
06 - elde düğün bayram
07 - bebeği nazlı büyüttüm
08 - mevlam bir çok dert vermiş
09 - bir ulu ağaçdan bir yaprak düşse
10 - ulu daglar
11 - gönül gel seninle
12 - mayın
13 - ordu'nun dereleri
14 - yarim
yalnızlığa dayanırım da,bir başınalığa asla
yaşlanmak hoş değil duvarlara baka, baka.
bir dost göz arayışıyla.
saat tıkırtısıyla...
korkmam,geçinip gideriz biz mutlulukla,
ama;
"günün aydın,akşamın iyi olsun" diyen biri olmalı.
bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
yoksa, zor değil,hiç zor değil,demli çayı bardakta
karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya.
ama; "çaya kaç şeker alırsın?"
diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
yalın ve öz kelimelerinin zamanla kaynaşmasıyla aldığı haldir. tekbaşınalığı ifade etse de içinde iki kelime barındırmasıyla oluşan zıtlık birçok çağrışıma gebedir.
arkadaşları çoktur belki ama esasen dostu olmayan, dost edinememiş, kendi benine hapsolmuş, sessizlige degen ses misali tek başına olan, sevincini paylaşıp artıramayan, göz yaşlarını akrebin zehiri gibi içine akıtan ve bu netameli durumun sürmesi durumunda klinik tedavinin gerekebilecegi insan.
şu günlerde kimse sorsan kendini böyle tanımlar. ya doğuştan yalnızdır ya sonradan olma. öyle çoklar ki. insanın aklına ister istemez geliyor, bu kadar yalnız varken, neden herkes yalnız?
başkaları gibi değildim çocukluktan beri,
görmedim başkalarının gördüğü gibi-
ortak bir pınardan almadım tutkularımı,
aynı kaynaktan almadım kederimi.
uyandıramadım sevince yüreğimi aynı seste
ve sevdiğim her şeyi-yalnız sevdim.
sonra-çocukluğumda-kasırgalı
bir yaşamın şafağında-iyinin ve
kötünün her türlü derinliğinden
çekildi hala bağlayan gizem beni.
selden ya da kaynaktan-
kızıl uçurumundan dağın,
güneşten,ağustosun altın rengiyle
çevremde dönen-
gökteki şimşekten uçarak
beni geçerken-
gökgürültüsünden,fırtınadan
ve o buluttan
-maviyken göğün kalan kısmı-
gözümde bir şeytanın şekline giren.